1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. 12 Mart Muhtırası ve Diyarbakır
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

12 Mart Muhtırası ve Diyarbakır

A+A-

Dediğimiz gibi;12 Mart Muhtırası kafaları bir hayli karıştırdıktan başka, “SAĞ gösterip SOL’a vuran bir ultimatomdu.

Her ne kadar Süleyman Demirel ve kabinesi istifa etmiş olsa bile hedef belliydi.

CHP’den istifa ettirilip güya bağımsızlaştırılan Prof. Dr. Nihat ERİM ve kabinesi, görünürde SİVİL olmasına karşın, her yerde ve her şeyde ASKER SÖZÜ geçerliydi.

Ve bu sivil (!) kabine kurulur kurulmaz aralarında İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Eskişehir, Diyarbakır gibi büyük ve önemli illerin de bulunduğu 11 ilde Sıkıyönetim ilan edildi ve buralarda  Askeri Mahkemeleri kurularak faaliyete geçirildi.

Görünürde 11 il sıkıyönetim kapsamında olmasına karşın, bu illerin çevresindeki yerlerde de meydana gelen olayların failleri bu sıkıyönetim mehkemelerine gönderiliyordu. Dolayısıyla bu illere komşu illerden davalar da gelince, tüm Türkiye Sıkıyönetimin etki ve yetki alanına girmiş oluyordu.

Sıkıyönetim Askeri Mahkemeleri arasında davaların niteliğine göre görev bölümü yapılmıştı. Örneğin, “DDKO  - Devrimci Doğu Kültür Ocakları” davası sanıkları suç mahalleri Türkiye’nin neresinde olursa olsun, Diyarbakır’a getiriliyor ve buradaki 7 Kolordu Komutanlığına bağlı olarak teşkil edilen “Diyarbakır-Siirt İlleri Sıkıyönetim Mahkemesi”nde yargılanıyorlardı.

İstanbul’da, Ankara’da, Erzurum’da,  Ağrı’da, Tunceli’de, Elazığ’da, Muş’ta, Hakkari’de yakalanan Kürt sanıklar hep Diyarbakır’da yargılanıyor, tutuklananlar Diyarbakır Cezaevine konuluyordu.

Açılan davalardaki suçlamaların tümü Emniyet ve MİT mensuplarınca düzenlenen tutanaklara ve ifadelere dayandırılıyordu. Bu tutanakların çoğunun düzmece olduğu daha ilk duruşmalarda anlaşılıyordu. Böyle olunca da çokça  çelişkiler, yanlışlar ortaya çıkıyordu.

Ama ne olursa olsun, mahkemelerin tavrı belliydi. Daha ilk bakışta yargılanan sanıkların hüküm giyeceklerini anlamak çok kolaydı.

Sanıklara isnad edilen suçlamalar neredeyse tüm iddianamelerde aynıydı ;

- Devletin istiklalini tenkise  veya birliğini bozmaya veya devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya matuf  fiil işlemek... Irk mülahazası ile milli duyguları yok etmek veya zayıflatmaya matuf (yönelik) cemiyet kurmaya tevessül etmek, kurmak, bunların faaliyetlerini tanzim, sevk ve idare etmek, bu hususlarda yol göstermek…”

Bu suçlamalarla açılan çok sayıda davanın yargılanan sanıklarının çoğu aynı kişilerdi.

Av. Hukuk Doktoru Canip Yıldırım. Dr. Tarık Ziya Ekinci (TİP Genel sekreteri), Dr. Naci Kutlay, Av. Ruşen Aslan, Yazar Musa Anter, Edip Karahan, Ahmet Melik, Av. Kemal Burkay, Mehdi Zana, Av. A. Hamit Karakoç, Öğretmen Mehmet Gemici, Fikret Şahin,  Eski Müfti-Yazar M. Emin Bozaslan, İbrahim Güçlü,  Yümnü Budak, Mümtaz Kotan ve başkaları...

Bu davalarda ilginç görüntülerle de karşılaşılıyordu. Örneğin, tutuksuz olarak yargılanan bazı avukatlar, bir davada sanık durumunda iken, bir başka davaya SANIK VEKİLİ olarak giriyordu.

 

HANGİSİ DOĞRU?

Yine duruşmalarda, iddianamelerde yer alan suçlamalar mahkeme ile sanıklar arasında ilginç diyaloglara neden oluyordu.

Kendisi ile ilgili suçlamaların yer aldığı iddianame okunduktan sonra söz alan Av. Hukuk Doktoru Canip Yıldırım şu ilginç saptamayı yaparken, mahkeme heyetini de şaşırtıyordu.

“......Hakkımdaki iddiaların yer ve tarihi itibarı ile birbiri ile çeliştiği ilk bakışta göze çarpmaktadır. Nitekim 103. Sahifedeki 13 numaralı bendinde Sait Elçi ve bazı şahıslarla Irak’a giderek  Barzani ile görüştüğüm ve 25.5.1970 tarihinde diğerlerinin geri dönmesine rağmen benim Esat Hoşevi ile görüşmek üzere orada kaldığım iler sürüldüğü halde, bunu takip eden 14 numaralı bentte 27.5.1970  tarihinde Ankara’da DDKO Lokali’nde  yapılan toplantıya katıldığım kayıtlı bulunmaktadır ki, bir kimsenin aynı anda iki yerde birden olmasının imkansızlığı muvacehesinde isnatların derleme delillerle ortaya atıldığı tebeyyün etmektedir...”

 

ASKERİ SANSÜR

Muhtıralı yıllarda, Diyarbakır’da küçük esnafın denetlenmesinden, bazı temel maddelere fiyat verilmesine kadar her konu ile Sıkıyönetim Komutanlığı ilgileniyordu. Sık sık piyasayı düzenleyici, esnafı uyarıcı, ticareti denetleyici bildiriler, uyarılar yayımlanıyor. Bu emirlere uymayan esnaf Sıkıyönetim Mahkemeleri’ne sevk ediliyordu.

Basına da sansür uygulanıyordu. Özellikle Sıkıyönetim Askeri Mahkemeleri’ndeki duruşmalarla ilgili haberler Merkez Komutanlığına bağlı Basın ve Halkla İlişkiler Merkezi’nin sıkı denetiminden geçiriliyor, nelerin yazılıp, nelerin yazılmayacağı orada kararlaştırılıyordu.

Duruşmalarla ilgili sansürlü haberlerde daha çok iddianamelerde yer alan hususların yayımlanması isteniyor, sanıkların savunmalarına ilişkin ifadelerin haberlerde yer almasına izin verilmiyordu.

Ayrıca  “Halkı heyecana verici haber”ler bir bildiri ile yasaklanmıştı. Ne var ki bu genel ifade gazetecileri zora sokuyor, hangi haberlerin halkı heyecana verici olduğunu saptamak zor oluyordu. Bu da başka tür bir sansürü getiriyordu.

Gazeteciler artık hemen her haberi Basın ve Halkla İlişkiler Komutanlığına danışmak zorunda kalıyorlardı...

Yalnız BASIN’la ilgili değil, diğer esnaf için de sık sık bildiriler, açıklamalar yapılıyordu. Kasaplar için, oduncular için, fırıncılar için, sulama kanallarındaki su hırsızlıkları için...

“Diyarbakır-Siirt İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı”nın 29 Mart 1972 günlü ve 35 No’lu açıklamasında, kentin et ihtiyacının karşılanması amacıyla Ticaret Bakanlığı nezdinde gerekli girişimlerin başlatıldığı ve ilk etapta başka yerden 10 ton et getirildiği ifade edildikten başka, koyun etinin kilosunun 16.00 TL’den, dana etinin kilosunun da 15.00 TL’den fazla satılmaması isteniyor, sakatat fiyatının ise 26 numaralı bildiride belirtilen fiyatlarda satılacağı hatırlatılıyordu...

20 Nisan 1972 günlü ve 36 numaralı bildiride ise et fiyatları yeniden belirleniyor ve  bundan böyle  kemiksiz dana etinin kilosunun 17.00 TL’den, koyun etinin kilosunun 18.00 TL’den, Et Kombinası dışında kesimi yapılan kuzu etinin kilosunun ise 20.00 TL’den satılacağı bildiriliyordu...

26 Mart 1971 günü kurulan Prof. Dr. Nihat ERİM Kabinesi 3 Aralık gününe kadar görevde kalabildi.

Başbakan ERİM çoğu teknokrat 11 bakanın istifası üzerine  “Reformları yapma olanağı kalmadığı gerekçesiyle” 3 Aralık günü hükümetin istifa ettiğini açıkladı. Ancak, Prof. Dr. Nihat ERİM yeni hükümeti kurmakla yeniden görevlendirildi...

------------------------------------------------------------ BİTTİ-------------------------------------------------------------

 

 

 

 

Bu yazı toplam 1253 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.