1. YAZARLAR

  2. Gabar ÇİYAN

  3. 1915 SURYANİ VE ERMENİ SOYKIRIMI
Gabar ÇİYAN

Gabar ÇİYAN

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

1915 SURYANİ VE ERMENİ SOYKIRIMI

A+A-


Asuri (Suryani-Kidani) ve Ermeni soykırımı üzerinden tam 100 yıl geçti. İttihat ve Terraki hükümetinin, soykırımın planlanması ve uygulanmasındaki rolü biliniyor. Pan nasyonalistlerin planı, ülkede tek ırk, tek inanış ve tek dilin mutlak hakimiyetini sağlamaktı. İktidarı ele geçildikten sonra, dünyadaki savaş, içteki çok kültürlüğü ortadan kaldırmak için fırsat doğurmuştu. Müttefik olduğu Almanya sesiz kaldı. Değişik planlarla kıyım, göçertilme ve talan devreye girmiş oldu. 1.5 milyon insan öldü. Bazı Kürt aşiretleri, kişisel ve aşiretsel çıkarları için iktidarın kirli oyununa alet olduklarını unutulmamalı.

Bugün durum nasıl?

Kürtler, parlamento ve belediyelerde Suryani ve Ermenilere temsil edilmesi yol açmış. Tarihi geçmişleri için özür diliyor. Bölgenin güvenli olabilmesi için ortak çabalar sürüyor. Böylelikle karşılıklı güven yeniden, son yıllarda atılan adımlarla sağlanmaya başlamıştır.

Hükümet cephesinde ise, daha yumuşak ve yapıcı açıklamalar dışında atılan adım yok. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen yıl '1915 olaylarına ilişkin mesajı' yayınlandı. Bu yıl, başbakan Ahmet Davutoğlu'nun benzer açıklaması oldu ve Cumhurbaşkanının geçen yıl yayınladığı mesaja dikkat çekti. Bunun dışında, soykırım sorununa adil ve makul bir çözüm için fazla mesafe alınmadı.

Soykırımın 100. yılında, sebepleri üzerinde yoğunlaşacağız. Eğitimci, dil bilimcisi ve yazar Jan Beṯ-Şawoce bu konudaki sorularımıza cevap verecek. Şawoce, bu konuda yayınlanmış onlarca kitabın çevirisine imza atmış. Stockholm Södertörn Yüksek Okulu'nda dil ve tarih araştırmalarıyla tanınıyor. Sawoce soykırım konusunu ayrıntılarıyla araştıran ve bu konuda birçok kitap ve belge yayınlayan Nsibin Yayınevi ve Nsibin Dergisi'nin sahibidir.

- 1915 öncesi yıllarına dönmek istiyorum. 1800'lerde dünyanın her yerinde ulusal uyanış var. Osmanlı imparatorluğu içindeki halkların çoğu bağımsızlığı için, bir bir kopuyor. Ermenilerin özerklik talepleri var. Asurilerin (Süryani-Kildani) ve Kürtlerin arayışı var. Pan-Türkizm Osmanlı İmparatorluğunda güçleniyor. İttihatçılar hükümeti kontrol ediyor. Ve 1. Dünya savaşı patlak veriyor. Dünya kamuoyunun meşgul olduğu döneme rast geliyor bu soykırım. Soykırımı engelleyen uluslararası anlaşmalar yetersiz.
O dönemde dünyada ve bölgede olan olaylar ve etkenlerini de katarak, soykırımı hızlandıran ana sebebleri açar mısınız?

Jan Beṯ-Şawoce: 1800’leri ve öncesini anlamak önem taşıyor. Burda başta zimmilik (Arapçası ahël al-ëmma, islam hukukuna göre, islam dinine bağlı olmayanlara tanınan yaşam biçimi), Yeni-çerilerin oluşumu ve zulmü, Tanzimat Fermanı, Kürt Mirlerinin kıyımları, Başıbozuklar, Müslüman muhacirler, Misyon çalışmaları, Berlin ve Ayestefanos Konferansı (1878), Hamidiye Alaylarının oluşumu (1890) ve kıyımları, Ermeni ulusal örgütlenmeleri, İttihad-Terakki, din (hıristiyanlık-müslümanlık) ve etkisi, Kürt aşiretlerinin konumu ve dağılımı, sosyo-ekonomik yapı, halklar arası ilişkiler, yerel feodal ve dini (ruhban-molla) egemenler,...

Tüm bu edilmenlerin politik etkilerini anlamadan Anadolu’daki, Asuristan’daki, Ermenistan’daki, Helenistan’daki, Kürdistan’daki, Mezopotamya’daki,... demografik alt-üst oluşu anlamak zor olur.

***

Balkan halkları, zalim Osmanlı’nın sömürgeci mekanizmasının politik dayatmalarını ve onların işleyişini iyi kavradı. Bu konuda bilinçlenen Balkan halkları, doğal olarak halk hareketini kurdu ve halk ayaklanmalarını yarattı. Osmanlı’yı toprağından attı, sömürü düzenine son verdi.

İttihad-Terakki 1908’de iktidarı eline aldı. Hürriyet, Müsavat, Uhuvet (Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik) sloganıyla gerçekleştirdiği “devrimden” çok kısa bir süre sonra, bu slogana ters girişimlerde bulundu. Kaybolan toprakları geri almak için sürekli savaş propogandasını sıcak tuttu. Bu sıra, İttihatçı kulüplerin kurulmasına hız verdi. Temeli faşist Türk ırkçılığına dayanan Osmanlı Genç Dernekleri, Türk Ocakları, Türk Yurdu,... Silah, Süngü, Top, Hançer, Kılıç vs gibi militarist adlarla yayın organlar devreye soktu.

***

İttihadçılar ilk Soykırımı denemesini Adana’da 1909’da yaptı. Kıyımın başında da baş aktör Teşkilatı-Mahsusa’dır. Bir hafta içerisinde 30 binin üzerinde Ermeni, Doğu-Batı Süryani (Melkit, Maruni, Yakubi, Kildani) kıydı. Adana’da birçok Batılı insanın bulunması, Osmanlı basının “Ermeniler isyan etti!” yalanını işletmesine rağmen, dünya olanları duydu. Her yandan protestolar yağmaya başladı. Sıkıyönetim ilan edildi. Divanı harp mahkemesi kuruldu. Birçok masum hıristiyan tutuklandı. İdama mahkum edildi. Dış dünya protestolarını durdurmadı. İttihadçılar, en sonunda zarar görenlere ufak ekonomik yardımlar yaptı, konu böylece kapandı. İttihadçılar, daha sonraları için bundan ders çıkartacak. İleride yapılacak yeni imhadan önce, Osmanlı toprağında Batılı insan bırakmayacaktı.

***

“Osmanlı Mebusan Meclisi Reisi Halil Menteşe’nin Anıları,” İstanbul: Hürriyet Vakfı Yayınları, Kasım 1986, s. 165-66’dan aşağıdaki alıntı, Sayfo’nun ne zaman tetiklendiğini haber veriyor ...

“Talat Bey hiyanetleri görülen unsurlardan memleketi temizlemeyi ön safa almıştı...

Edirne istirdad edilmiş (geri alınmış), (...) Dahil ve hariçte hükümetin mevkii kuvvetlenmişti. Talat Bey, Balkan Harbindeki hiyanetleri tebarüz eden anasırlardan memleketi temizlemeyi ön safa almıştı.

Alınan tedbirler şu oldu: Valiler ve diğer memurin resmen işe müdahale eder görünmeyecek. Cemiyetin teşkilatı işi idare edecek. Bir vak’a ihdas edilmeyerek, yalnız Rumlar ürkütülecek, bu talimat dahilinde hareket başladı.”

***

Savaş başlamadan önce, İttihad ve Terakki Fırkası, Soykırıma giden yolun hazırlıklarına önce etnografik bir harita yapmakla başlar. Müslüman olmayan tüm ruhani liderlere, İçişleri Bakanı Talat’tan telgraf yollanır. Bu ruhanilerden topluluklarının nüfuslarını gösteren bilgiler istiyor. Vermiyenlerin ağır cezalandırılacağını, eklemeyi unutmuyor. Kimin nerde nüfusu ne kadar ortaya dökülüyor.

23 ocak 1913 darbesinden sonra, İttihadçıların Türkleştirme politikası hız alıyor. Teşkilatı-Mahsusa yine görevde. Büyük kentlerde ha bire politik cinayetler işleniyor. Muhalif gazteciler, politikacılar ve aydınlar suikastlerle yok ediliyor. Toplumda korku yaratılıyor.

2 Ağustos 1914’te Osmanlı hükümeti Almanya ile gizli bir askeri antlaşma yapıyor. Almanya’nın yanında savaşa giriyor. Aynı günde Seferberlik ilan ediliyor. 20-45 yaş arası erkekler silah altına alınıyor.

Osmanlı hükümeti 11 Kasım 1914’te savaş, 23 Kasım’da cihat ilan eder.

- Sayfo, Ermeni Soykırımı gölgesinde kaldı. Çok sonraları aydınlandı, kamuoyu tarafından sadece sözü edildi. Turabdin’deki Kürt aydınlarının bir kısmı halen Sayfo'yu iyi bilmiyor.
Sayfo'nun uzun süre gölgede kalma sebebi ne? Sayfo soykırımı hangi bölge ve şehirleri kapsıyor? Nasıl ve kimler emir verdi? Kırımdan geçirilenlerin sayısı ne kadar?

Jan Beṯ-Şawoce: Sayfo’nun geç tanınması bir sürü nedene bağlı. Öncelikle eli kalem tutanlar elemine edildi. Kilise üzerini örttü. Kemalist devlet her şeyi yasakladı. Yıl 1974’te Kıbrıs işgali sırasında azıyan merkezi ve yerel güçlerin baskı ve zulmüne dayanamayan Doğu-Batı Süryaniler, göç etmek zorunda kaldı.

1975’te İsveç’e sığınan Süryanilerin % 95’i okuma yazmasızdı. Tamamı apolitik, dünyadan bihaber bir topluluktu. Turabdin feodal ve tutucu bir politik sisteme sahipti. Politik örgüt kilise dışında yoktu. Halk bir yanda kilisenin diğer bir yanda da, devletin ve yerel feodal Kürt ağalarının baskı ve zulmü altında yaşıyordu.

1975’ten beri MİT’in, Suriye ve Irak gizli servislerinin kilisedeki ve diğer kurumlardaki uzantılarının, sürekli yayılan dezenformasyonu ve karşı çalışmaları, başta Sayfo olmak üzere, diğer politik ulusal çalışmalara doğrudan engel oldu. Özellikle ruhban sınıfı, gerici Arap Baasçı politik gelenekten beslenen ADO (Asur Demokratik Örgütü), büyük ailelerin feodal politikası, halkın tarih ve politik bilinçten yoksun oluşu, politize aydının olmayışı,.. bu süreç hala sürüyor.

***

Sayfo, Yukarı Mezopotamya’nın her kent ve kırsal alanını içerliyor, dışında etkilenmiyen yerleşim birim yok. Bölgede İttihadçı Kulüpler erken kuruluyor. Amed’te 1900’ların başında kurulu. Mardin’de ha keza. Savur ve Midyat’ın Estel ksiminde 1910’da kuruldu. Yine Cizre’de ve Botan’da aynı şekilde. Buraya yerel eşraf ilk elde üye oluyor. Bu eşraf sınıfı, bölgenin içini ve dışını bilen insanlardı. Örneğin Amed’te Kürt Pirinççizadeler daha 1895 Soykırımı’nda aktif rol alıyor. Birçok Kürt aşireti Hamidiye Alayında yer aldı. 1895’te yapılan Sayfo’da rol bunların elinde.

Sözlü tarih anlatımları bize, her 20 yılda bir, bir Sayfo yapılıyormuş, veriyor. Devletin Sayfolar’dan amacı, Müslüman olmıyanı demografik minimize etme idi. Bir zamanlar coğrafyamızda bir Türk dahi yoktu. Yapılan Sayfolarda yetişkin erkekler vahşiyane ortadan kaldırılır. Kadın ve çocuklarda ganimet diye paylaşılır. Ganimet zorla islamlaşınca, ya Türk, ya Kürt, ya Arap ya da başka bir milletten olunurdu. Mal ve mülke el konulurdu. Tapınma yerleri de ya cami ya da mescit yapıldı.

Sayfo 1915’in bölgemizdeki başmimarı Amed valisi Çerkez Doktor Reşid’tir. Bedirxanların damadı. İttihad ve Terakki’nin ilk kurucuları arasında yer aldı. İçişleri bakanı Talat onu Amed’e bilinçli yerleştirdi. Amed’te İttihad Kulübü de bu konuda onunla ortak çalıştı.

Pirinççizadeler’den Feyzi Bey, Amed kırsal alanı başta olmak üzere tüm bölgenin İttihadçı Kulüplerini, Kürt aşiret liderlerini tek tek ziyaret etti. Onlara devletin hazırladığı Sayfo planını Kürtçe ve Arapça anlattı. Teyit için de yanında önde gelen şeyhleri vardı. Bu şeyhler eliyle yerel Arapça ve Kürtçe fetvalar yayınlandı. Cami ve mescitlerden her Cuma hutbesinde “Eeee gellino, ẖokumat firmane fillaha rekir! Malewa, canewa jiwar ẖalala!”

Sayfo yaşamını yitirenlerin “tam” sayısını vermek çok zordur. Nedeni, şu an elimizde, Sayfo öncesi demografik araştırı çalışması çok az. Bu konu ile ilgili örneğin Paris Barış Konferansına sunulan belgelerde 275 bin sayısı veriliyor. Verenler kendi kilise üyelerini vermiş. Araştırı çalışmaları, bu verilerin eksikliğini ortaya çıkarmasıyla birlikte Maruni ve Melkit gibi üyelerin hiç yer almadığı görüldü. Örneğin günümüz Türkiye-Suriye sınırının her iki yakası boyunca Melkitle yerleşikti. Adana gibi bir kentte 90 bin nüfusları var Sayfo öncesi. Yine bu kıyıda Maruniler vardı, Ezidiler ve Yahudiler vardı. Sayfo sonrası tamamen yok olmuşlar. Bu konuda araştırılar devam ediyor

- Sayfo ve Ermeni soykırımıyla birlikte, saldırılar hem o dönemde hem de daha sonra düşünceye, yani bu halkın aydınına yöneldi. Naum Faik bu baskılardan dolayı sürgünde vefat eden biri. Aydınlara yönelik yok etme sindirmede izlenilen politika ne idi? Sonuç ne oldu?

Jan Beṯ-Şawoce: İttihadçıların ilk hedefi eli kalem tutanlar, varlıklı insanlar, kitaplıklar ve arşivler oldu. Bunları ortadan kaldırmanın görevide Teşkilatı-Mahsusa’nın elinde idi. Konuya öncelikle Türk muhalif yazar ve çizeri ortadan kaldırmakla başlıyordu. Kaoslu ortam böyle yaratılıyordu. Bunu cumhuriyet döneminde de yeni İttihadçılar yani Kemalistlerde sürdürdü. Ortam kaoslaşınca elimine, tutuklama, şantaj, haraç, soygun, talan, tehdit,... kolaylaşıyor. Muhaliflerin önünde iki seçenek kalıyor bu durumda: Ya ülkeyi terk etme ya da olanlara katlanma.

1895 Soykırımı’ndan sonra, ulusal bazda cılız bir örgütlenme hareketi oldu. Bu hareketin başını Amedli Süryaniler çekiyordu. Balkan Savaşı sırasında ortaya gelen yerel pogromlar nedeniyle Na’um Fayiq ve dönemin diğer bazı aydınları ayrılmak zorunda kaldılar. Bunlar gittikleri ülkelerde yayınsal çalışmalar yaptılar.

- Soykırımda ve sonrasında bir göç dalgası yaşandı. Devlet eliyle sürgünler oldu. Sürgün ve göç olayını aydınlatır mısınız? Ne kadar insanın sürgünü ve göçü söz konusu?

Jan Beṯ-Şawoce: Sayfo sonrası hemen hemen cumhuriyet tarihi boyunca bu ara vermeden sürdü. Sayfo’dan hemen sonra, yerlerine yerleşen bazı liderler, devlet eliyle divanı harplerde ya asıldı ya da yolda götürülürken kurşuna dizildi. Özellikle de Hazax ve Ayn-Wardo direnişlerinde, direnişe önderlik edenlerin tümü, Teşkilatı-Mahsusa eliyle ortadan kaldırıldı. Kemalist devletin ilk dönemlerinde keyfi birçok insan gerekçesiz ailesi ile birlikte Karadeniz, Akdeniz ve Ege kıyılarına sürgün yollandı. Yıllarca orada yerel mercilerin denetimi altında yaşadı.

Sayfo’dan canını kurtarmış birçok insan Suriye, Irak, İran, Lübnan, Ürdün, İsrail, Mısır, Kafkasya, Rusya, Latin-Amerika, ABD ve Avustralya’ya ulaştı.

- Ermeni ve Asuriler özellikle şehirlerde, küçük işletmelere sahip idi. Toprak ve işyerleri mevcuttu. Soykırımla birlikte, mal ve mülk konusunda devlet tarafından izlenilen siyaset ne oldu?

Jan Beṯ-Şawoce: Sayfo’da tamamen ortadan kaldırılan birimlerin mal ve mülklerine Kürtler, Muhallemiler, Zazalar, Türkmenler ve Türkler el koydu. Diğer birçok mal-mülk de devlet tarafından hazineye “Ermeni metrukesi” diye geçilmiş. “Ermeni metrukesi” olan malı devletin elinden almak çok zordur. Birçok büyük bina da devletin yönetimine alındı. Örneğin birçok manastır askeri kışla yapıldı. Şu an Midyat’taki askeri kışla Sayfo’ya kadar Mor Šarbel Manastırı idi. Sayfo sırasında içindekiler kıyıldı, kitaplığı ve arşivi ateşe verildi. Sayfodan sonra devlet ona el koydu. 1967’den sonra resmi askeri kışla yapıldı. Buna benzer daha birçok yerde bu türden bina devletin elinde ya müze ya da mahzen, anbar vs gibi kullanılıyor.

- Bir kısım Kürt aşiretinin bu soykırımda rol aldığını biliyoruz. Bugün, bunların torunları özür diliyor. Belediye ve mecliste Ermeni ve Asurilerin temsili için kontenjan veriliyor. Turabdin'de Sayfo ve Ermeni soykırımı konusunda etkinlikler yapılıyor. Bunlar olumlu tavır ve gelişmeler.
Bu türden gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yaranın sarılması için, içinde bulunduğumuz konumda göz önünde bulundurularak, hükümetin ne yapması gerekiyor? Kürtler ne yapmalı? Sürecin, art niyetlerden uzak, barışı ve çözümü esas alarak gelişmesi nasıl olabilir?

Jan Beṯ-Şawoce: Hükümetten hiçbir şey beklenmemeli. Insan biraz geriye göz atınca bu devletin hükümetleri ne yaptı? diye bir soruyu hemen sormak zorunda kalıyor. Her yaptığı girişiminin altında hep tuzak çıktı ve çıkıyor. Bunun bugün artık daha iyi görmeye başlıyoruz. Nedeni, geçmişe kiyasen, bugün daha iyi bilinçlendik, devleti daha iyi tanımaya başladık.

Kürt dostlarımızın, her zaman bilinçlenmesinden yana olduk. Sayfo’da kıyım sırasında Kürtlere yöneltilmiş bu sözler bir çok yerde dillendi “Îro em şîvin, jibîr nekin, win jî paşîvin!”

Kürtler ve Süryaniler, Rojava’daki gibi, her yanda politik çıkarları gereği, bilinçli ortak olmalı. Barzani de bunu anlamalı. Başka seçeneğimiz yok!

Devam edecek...

 

 

Bu yazı toplam 1470 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.