1. YAZARLAR

  2. Gabar ÇİYAN

  3. 1915 SURYANİ VE ERMENİ SOYKIRIMI -3-
Gabar ÇİYAN

Gabar ÇİYAN

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

1915 SURYANİ VE ERMENİ SOYKIRIMI -3-

A+A-

SEYFO CENTER, soykırım karşıtı bir insan hakları örgütüdür. Seyfo yılını, soykırımın yapıldığı dönemini araştırmak ve acısını insanlıkla paylaşmak için kurulmuştur. Birçok ülkede şube ve temsilciliği vardır. Seyfo yılı, kılıç yılı anlamına geliyor. Savunmasız Suryanilerin kılıç  ve ateş saçan makinalılarla katledildiği döneme, 1915 ve sonrasına işaret eder.


SEYFO CENTER'in kurucu üyelerinden, İskandinavya sorumlusu Fehmi Barkarmo'nun ismi daha çok lobi faaliyetlerinden tanıyoruz. İlişkilerde Seyfo'yu anlatır. Seyfo'nun kabulü için yıllardır çaba sarfeden biri. Dilden dile çeviri yapması ve konferanslarda, anlatımdaki ikna edici metoduyla tanınır. Politik yönü değil, insani yönü, diyaloga açık tarafıyla tanınır ve sevilir. Bir barış insanıdır. Barkarmo ile Seyfo Center'i konuştuk. Seyfo'yu ele alıp, birçok kuruluşun yer aldığı 100. yıl Seyfo Komitesinin yıl içindeki etkinliklerini konuştuk.


- Seyfo ve Seyfo Center konusunda bilgi verirmisiniz?

Fehmi Barkarmo: Seyfo nedir önce ona bakalım. Seyfo, Süryanice bir sözcük ve kılıç demektir. Seyfo, aynı zamanda 1915 yılında Osmanlı döneminde İttihat ve Terraki Cemiyeti tarafından bazı Kürt aşiretlerinin de fiili yardımıyla Hıristiyan halklara, Ermeni ve Asur/Süryani'lere uygulanan soykırımın da adıdır. Bunun nedeni de soykırım esnasında öldürülen insanlarımızın çoğunlukla kılıçla öldürülmüş olmasıdır. Dolayısıyla Süryanilerde sokırımdan söz edileceği zaman ’’i şato du Seyfo’’ (Kılıcın yılı) denilir. Bilirkişilerin verilerine göre bu soykırımda 1,5 milyon Ermeni ve 500 binden fazla Süryani öldürülmüştür. Rakamlar konusunda bütün tarihçiler ve bilirkişiler hemfikir olmayabilirler tabi. Öldürülenlerin sayısı her ne kadar bazen değişebiliyorsa da, soykırımın sebebiyet verdiği hastalıklar, açlıklar ve yıllar sonrasına kadar uzanan sefaletten dolayı ölen insanlar da bu sayılara eklendiğinde yukarıda verilen rakamlar hiç te abartılı değildir. 

 

Altta yatan nedenler Osmanlıların, Ermenilere saldırılarının aynısı idi. Soykırımda en büyük sorumluluğu taşıyan birey, 1. Dünya Savaşından sonra Almanya’ya sürgüne giden ve orada bir Ermeni tarafından öldürülen İçişleri Bakanı Talat Paşa idi. 1915 baharında yürütülen tehcirlere gerekçe olarak Osmanlı İmparatorluğunda bulunan Hıristiyan gruplar ’’güvenilmez’’ olarak nitelendirildi ve bu şekilde tehcirler ’’zorunlu’’ imiş gibi gösterildi. Ama aslında tutuklamalar daha aylar önce ve cepheden çok uzaklarda başlamıştı.

Talat Paşa’nın kararının nedeni çok iyi bilinmektedir. 1908’de iktidarı ele geçiren Jön Türkler, Ermenilerin, Süryanilerin ve diğer Hıristiyan grupların ülkeden kopmak suretiyle Bulgarlar, Yunanlılar ve Sırpların yaptıkları gibi kendi devetlerini oluşturmalarından korkuyorlardı. Rusya’dan yardım almalarından korkuluyordu. 1. Dünya Savaşında Rusya’nın Çarlık ordusuyla bir kez daha karşı karşıya gelen Osmanlı İmparatorluğu, iç tehdidi, yani Ermenilerin ve Süryanilerin imha edilmesini meşru görüyordu. İç tehdidin ortadan kaldırılmasıyla daha etnik, homojen ve güçlü bir Türk Ulusu Devleti'nin önünü açacaktı.

Şiddet eylemlerini kimlerin yürüttüklerini iyi biliyoruz. Bunlar sadece düzenli Osmanlı askeri ve polis güçleri içinde yer alan birimler değildi. Kürt, Çerkez ve Çeçen aşiret savaşçıları da cinayetlere coşkuyla katıldılar. Bu arada hapishanelerden serbest bırakılan suçlular da ölüm mangalarına heyecanla katıldılar.

Süryanilere karşı saldırılar şimdiki Türkiye’nin Güneydoğusunda, Irak, İran ve Suriye’nin bazı kesimlerinde gerçekleşti ve 1. Dünya Savaşından önce bu bölgelerde yaşamakta olan Süryanilerin yarısından fazlasını yok etti.

Soykırımın sonuçları ve boyutları belli bir miktarda insanımızın öldürülmüş olmasıyla sınırlandırılamaz elbette. Biz bugünün Süryanileri dahi hala günlük yaşantımızda Seyfo'nun sebebiyet verdiği kolektif bir travmayla boğuşmaktayız. Her zaman bunun bilincinde olmasak bile, günlük yaşantımız, düşünce dünyamız, geleceğe bakışımız bilin altı da olsa Seyfo'nun hala etkisindedir. Çünkü çoğumuzun benliği annelerimizin, ninelerimizin, dedelerimizin ve yaşlı komşularımızın senelerce anlatmış oldukları otantik olayların detaylarıyla yoğrulmuş ve bu anılardan bir türlü kurtulamamaktadır. Dolayısıyla hala gülüşümüz buruk ve ağlayışımız sessizdir ki, bu da yine Seyfo'nun verdiği gizli bir korkudan kaynaklanmaktadır. Aslında insanlarımızın Seyfo'da yaşadığı şiddet ve vahşeti anlatmak için kelimeler yetersiz kalıyor ve şu an bunları yazarken bile gözyaşlarım akacak yer arıyor.

 

Süryani halkının genel olarak maddi anlamda fakirleştirilmiş olması, ailelerimizin parça parça edilmiş ve değişik ülkelere dağılmış olması, dilimizin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olması, Süryani kültürünün artık hangi öğelerden oluştuğunu nerdeyse bilemez olmamız, kilisemizde kendi halkına düşman hale gelmiş sahtekar ve düzenbazların bile rahatlıkla yönetime girebilmesi, insanlarımızın gerçeklerin gözlerinin önünde olmasına rağmen gerçekleri olduğu gibi söylemekten korkması, Süryani insanının günlük yaşamında yer almış bu daha bir çok olumsuz olguların kökeni Seyfo'ya dayanmaktadır.

 

Seyfo Center soykırım konusunda araştırmalar yapan, soykırım hakkında bilgi yayan ve bu şekilde soykırımın bilinmesine ve tanınmasına çalışan bir örgüttür. Bu amacının yanısıra örgüt insan hakları konusunda da bazı çalışmalar yapmaktadır. Yaptığı çalışmalardan bazı örnekler şunlardır:

. Günlük hayatımızda karşılaştığımız insanlarla tartışmalar yaratmak

. Seminerler hazırlamak

. Konferanslar ve panel tartışmaları düzenlemek

. Protesto eylemleri

. Maraton koşuları

. Bilgilendirici ve tartışma amçlı yazı ve makaleler yayınlamak

. Soykırım hakkında bilgiler içeren kitap ve broşürlerin çıkartılmasını teşvik etmek

. Hakımızın siyasi haklarını yakından ilgilendiren konu ve olaylarla ilgili beyanlar çıkartmak...
 

Seyfo Center yaklaşık 15 yıl önce örgüt başkanı arkaşımız Sabri Atman tarafından Hollanda’da kuruldu. Örgütün bugün itibariyle İsveç, Almanya, Belçika, Amerika, Avustralya ve Süryanilerin yaşamakta olduğu daha bir çok ülkede yerel bölümleri var. Seyfo Center, çalışmalarında nerelerde ve ne kadar iyi sonuçlar getirebilmiş bunu tam olarak ölçmek zor ama bu konuda şunu söyliyebilirim:

 

20’yi aşkın ülke Ermeni soykırımını zaten yıllardır tanımıştı. Süryani soykırımını ise devlet düzeyinde ilk olarak 2010 yılında İsveç Kabul etti. Bu yıl ise Ermenistan, Hollanda, Çek Cumhuriyeti ve Şile de resmen kabul edilen Ermeni soykırımını kabul metninde Süryani ve Pontus Yunanlıları da yer almaktadır. Ayrıca Avustralya, Fransa, Belçika, İngiltere ve Yunanistan’da Seyfo soykırım anıtları dikilmiş bulunuyor. Bu iki örnekte de bunca kısa zamanda başarılar elde etmemizde Seyfo Center’in payı göz ardı edilemez derecededir.


- 100. yıl Seyfo hazırlık komitesi konusunda aydınlatır mısınız? Ne zaman ve niçin kuruldu? İçinde yer alan organizasyonlar…

Fehmi Barkarmo: Koordine Komitesi, 2015 yılının Seyfo’nun 100. Yılı olduğu için bu yıl içerisinde yapılacak etkinlikler özel bir anlam taşımaktadır. Yapacağımız etkinliklere yeterli katılım sağlamak ve etkinliklerin düzenli bir şekilde gerçekleşmesini sağlayabilmek için daha 2014’ün ikinci yarısında bir çok örgüt ve kuruluşun içinde yer aldığı bu koordine komitesini kurduk. Komite, hangi etkinliklerin ne zaman, nerede ve nasıl yapılacağına karar verir. Komite içerisinde bütün kararlar eşit haklara ve karşılıkı saygıya dayalı alınır. Komitenin içinde şu örgütler/kuruluşlar yer almaktadır:

Seyfo Center İsveç bölümü

İsveç Alevi Federasyonu

İsveç Asur Gençlik Federasyonu

İsveç Asur Kadın Federasyonu

Asur Dernekleri Stockholm il Gençlik Örgütü

Botkyrka Asur Kültür Derneği

Södertelje Mor Yakub Nsibin Katedrali

Asur Demokratik Örgütü-ADO

Mezopotamya Değişim ve dönüşüm Partisi

Stockholm Türkiyeliler Dayanışma ve Kültür Derneği

Eurokurd- İnsan Hakları Dokumentasyon Merkezi

İsveç Ermeni Federasyonu

İsveç Pontus Rumları Derneği

Nusaybin Kitabevi, İsveç


- 100 yıl soykırım yıldönümü dolayısıyla yapılacak etkinlikler neler?
Fehmi Barkarmo:
. Türk Hükümetine soykırımı tanımasına için bir çağrı mektubu
. 24 Nisan’da Stockholm merkezi Segels Torg’de büyük bir miting.
. 25 Nisan’da Alman yazar ve araştırmacı Gabriella Younan’ın vereceği bir konferans
. Sonbahar aylarında İsveç Parlamentosunda bir seminer
. 30 Mayıs’ta Stockholm şehir merkezinde üstlerinde ’’1915 soykırımı tanınsın’’ yazılı tişörtler giymiş büyük sayıda gençlerin sessiz protesto gezisi
. Sonbahar aylarında Södertörns Yüksek Okulunda akadamisyenlere yönelik bir seminer

- Turabdin’de Seyfo 100 yıl komitesi var. Nisan'ın 20'de açlık grevine başladılar. Kısa süre önce de, Süryanilere yönelik yeni soykırımların Suriye’de olması dolayısıyla Suryaniler tarafından açlık grevi yapılmıştı.
Aç kalmak, gayri insani tavırlara son verilmesi ve duyarsızlığa karşı etkin bir eylem biçimi. Süryanilerin açlık grevine kadını yaşlısıyla eyleme yönlendiren acımasızlığı nasıl yorumluyor sunuz?
Fehmi Barkarmo: 2015 yılında insanların insan gibi bir yaşam elde edebilmeleri, yani en temel hakları olan kendi ana vatanlarında özgürce yaşayabilmek için açlık grevine başvurmak zorunda kalmaları hazindir ve insanlığın büyük bir ayıbıdır. Açlık grevi yapanlar ister Asur/Süryani olsun, ister Kürtler olsun, tekniğin, bilimin ve insanı eskisinden çok daha yüksek bir seviyeye çıkartan maddi imkanların muazzam bir derecede gelişmiş olduğu zamanımızda insanların bu tür eylemlere itelenmesi demokrasi savunucularının büyük bir ayıbıdır. Bunu neden söyliyorum; çünkü hem Suriye hem Irak’ta Asur/Süryani halkının ve Ezdilerin başına gelenleri bilmeyen siyasi bir insan yok. Ama buna rağmen demokratik çevrelerin çoğu Ortadoğu’nun nerdeyse bütün Hıristiyan haklarından boşaltılması amacını güden İD’in vahşetine karşı aktif bir tutum alacakları yerde suskunluğu seçmiştir. Her grup, parti, örgüt ve/veya kuruluş ’’aman benim çıkarlarıma zarar gelmesin de kime ne olursa olsun’’, yani ’’benden sonra tufan’’ misali sanki olanları bilmek bile istememektedirler. Ortadoğu’da olanların en büyük vebali Batı Dünyasının boynundadır tabi. Çünkü her şeyi onlar başlattı, tabi kendi çıkar hesaplarına göre, ama işler tersine dönünce kaçırılan, boğazlanan, ırzına geçilen ve seks kölesi gibi pazarlarda satılan insanlara sırt çevirdiler. Tabi bu arada Türkiye Devleti’nin de olayarın bu şekilde gelişmesindeki payını göz ardı etmemek gerekir...

- Kürt aydını, insan hakları, sosyal ve siyasal örgüt ve kurumların Seyfo’ya olan ilgisi, Süryani halkına olan yakınlaşmasını nasıl değerlendiriyor sunuz?
Fehmi Barkarmo: Her şeyden önce şunu söyliyeyim; bir halk grubunun hepsini şu veya bu şekilde tanımlamayı çok yanlış görüyorum. Seyfo soykırımında özellikle Süryanilerin yok edilmesinde aktif olarak ve hem de bunu büyük bir coşkuyla yapanların büyük çoğunluğu bazı Kürt aşiretlerinden oluşuyordu. Bunun en büyük örneği de Hamidiye Alaylarıdır. Ve bugün hala ’’Kürt’’ lafını duyup biraz geriye tepen Süryanilere rastlanıyorsa eğer, ki vardır böyleleri, Kürtlere karşı bilinçaltı var olan bu kuşkular ve güvensizik yukarıda sözünü ettiğim olgudan kaynaklanmaktadır. Ne yazık ki Soykırımla ilgili başka gerçekler de vardır ki bunlar bütün Süryaniler tarafından bilinmemektedir. Mesela bazı Süryanileri saklamış, öldürülmekten kurtarmış ve hatta bu yüzden şiddete maruz kalmış Kürtlerin de var olduğunu biliyoruz.

Kürt aydınları fazlasıyla uzun bir süre soykırım konularını örtpas etti, bunları bilinçli veya bilinçsiz görmezlikten geldi. Açıkça söyliyorum; ’’Aydın’’ dediğimiz Kürt kesimi içerisinde ’’şöven’’ olanarına da çok rastladım. Bazılarını bırakın Kürtlerin soykırıma katılımını kabul etmelerini, maruz kalmış olduğumuz ziyanlardan bahsetmediğimiz için bizi kınadıkları da olmuştur. Doğrusu bu tür sözde Kürt aydınları Türkiye Devleti'nin inkarcı politikasını aratmamaktadırlar. Şükür olsun ki buna karşın, son yıllarda Kürt siyasi otoritesi içerisinde takdire şayan bir demokratik dönüşüm kendini duyurtmaktadır. Anavatanımız Mezopotamya’yı sayılarına bakmaksızın tüm azınlıkların temsil hakkına, insanların özgür ve laik bir sistemde eşit koşullarla bir arada yaşamalarını savunan bir Kürt siyasi oluşumu söz konusudur. Dolayısıyla geleceğe umutla bakabiliriz diyorum.

Kürt siyasi otoritesi Süryani halkının dertlerine nihayet kulak vermeye başlamıştır. Bu yapılanlar yeterli midir, elbette ki hayır. Süryaniler olarak bizler siyasi uyanışın daha başlarındayız. Kürt hareketinin de alt etmesi gereken büyük sorunlar var. Bu ortamda karşılıklı saygıya dayalı bir dayanışma her iki tarafın da yararına olur. Süryanilerde genelde Kürt insanına karşı belli bir güvensizlik var ve bunun nedenlerine daha önce değindim. Bu güvensizliğin giderilebilmesi için Süryani siyasi kesimi büyük çaba sarf etmek zorundadır. Ama bunun başarabilmesi için Kürt siyasi kesimi de iyi niyetliliğini somut adımlarla ispatlamak zorundadır. Erol Dora’nın TBMM’ne seçilmesi bunun güzel bir örneğidir. Öncelikle Kürt kurumları olarak, Kürtlerin 1915’teki payları için, kurumsal olarak özür dilenmelidir.

Zaman zaman bireysel bazda özür dileyen bazı siyasi Kürt şahsiyetleri, örneğin Ahmet Türk, esas itibariyle bir siyasi duruşun fikirlerini aktarıyorlarsa da, kurumsal özürden de imtina edilmemelidir. Özür dilenecekse eğer, özrün tamirat süreci de düşünülmelidir. Aksi takdirde dilenen özür yuvarlak ve kulağa hoş gelen içi boş laflardan öteye gitmez. Yüzleşme sadece devlet nezdinde olmamalı. Türkiye Devleti'nin Seyfo'yu tanıması için verilen mücadeleye Kürt Özgürlük Hareketi de destek vermelidir. Sonuç olarak değerli hocamız tarihçi Taner Akçam’ın bir yazısında söylediklerini aktarmakta yarar görüyorum: ’’Kürtlerin hem bugün hem de tarihle yüzleşme konusunda asıl büyük problemlerinin Süryanilerle olacağını düşünüyorum. Çünkü hem tarihteki Süryani soykırımı oldukça fazla ‘Kürt yapımı’dır, hem de özellikle Mardin yöresinde Süryani arazileri, bölgedeki kişilerin işgali altındadır. Dolayısıyla, Kürtlerin büyük imtihanı bana göre daha çok Süryanilerle olacak gibi...’’
 

 

 

Bu yazı toplam 1711 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum