2 milyon çocuk işçi

2 milyon çocuk işçi
200 milyon çocuk işçinin ağır koşularda çalıştırıldığı dünyada 12 Haziran Çocuk İşçiliği ile Mücadele günü geride kalırken, Türkiye’de çocuk işçiliğinin en çok yaşandığı sektör mevsimlik tarım işçiliği.

2 milyona yakın çocuk işçinin olduğu Türkiye’de çocuk işçilerin %57’si mevsimlik tarım işçisi ailelerin çocukları olurken, Diyarbakır ve bölgedeki tarım işçisi çocukların yaşadığı sorunlara ilişkin olarak görüşlerine başvurduğumuz Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Av. Mahmut Çiftçi, önemli tespitlerde bulundu.

12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile mücadele günü geride kalırken, Diyarbakır’daki mevsimlik işçi ailelerinin çocuklarının yaz maratonu başladı. Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Av. Mahmut Çiftçi ile kentteki çocuk işçiliği ve çocukların yaşadığı diğer sorunlar üzerine konuştuk.

Az gelişmiş ülkelerde çocuk işçiliği daha yaygın

“Çocuk işçiliği aslında dünya genelinde bir sorundur. Özellikle az gelişmiş ülkelerde çocuk işçiliğinin oldukça yaygın bir sorun olduğunu biliyoruz. Hatta bazı Afrika ülkelerinde çocuklar ağır işlerde, madenlerde dahi çalıştırılmaktadır. 12 Haziran dünya ölçeğinde çocuk işçiliği ve çocukların ağır işlerde çalıştırılmasına karşı mücadele günüdür.

 

‘2016 yılında 56 çocuk iş kazalarında hayatını kaybetti’

Şuan toplanan verilere göre Türkiye’de 2 milyona yakın çocuk işçi bulunmaktadır. Tabii her 10 çocuktan 8’i kayıt dışı olarak çalıştırılmaktadır. Aslında maalesef kanunen yasak olan yerlerde de çocuklar çalıştırılmaya devam ediyor. 2016 yılında 56 çocuk iş kazalarında hayatını kaybetti. Türkiye’deki 2 milyona yakın çocuk işçinin büyük bir kısmını bölgedeki mevsimlik tarım işçilerinin çocukları oluşturuyor. Mevsimlik işlere giden çocukların birçoğu eğitim haklarından mahrum kalıyorlar, çünkü bu çocukların birçoğu eğitim öğretim dönemi bitmeden işlere gitmek zorunda kalıyorlar. Yine, mevsimlik tarım işine giden çocukların çalışma ortamları oldukça sağlıksızdır. Tabii ki, çocukların mevsimlik işlerde çalıştırılmaları ucuz emek sömürüsü üzerinde kurulu bir sistemdir. Çocuklar, mevsimlik işlerde büyüklerle aynı işi yapmalarına rağmen ucuza çalıştırılıyorlar. Aslında çocukların mevsimlik işlerde hiç çalıştırılmamaları gerekiyor ama bir yandan da ucuz emek sömürüsü söz konusudur.

Çocuk işçiliğine yönelik araştırmaların verilerine baktığımızda çocuk işçiliğinin 2006 – 2012 arası dönemde çocuk işçiliğinin %64 oranında artış gösterdiği görülmektedir.  Geleceğe yönelik olarak çocuk işçiliğinde bir azalma olması gerekirken bu artışı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriyeli mülteci çocukların gelişi çocuk işçiliğini arttırdı

Aslında hem ülkenin ekonomik koşulları hem de eğitim anlayışımızdaki sakatlıklar çocukları buraya itiyor. Son yıllar için söylüyorum, özellikle Suriyeli mültecilerin gelmesiyle birlikte çocuk işçiliğindeki artış tavan yapış durumdadır. Zaten yetişkin mülteciler ucuz işgücü olarak görülürken, bu durum çocuklar söz konusu olduğunda daha da vahim bir hal almaktadır. Türkiye’nin her yerinde mülteci çocukların durumunu görüyoruz; trafik ışıklarında bekleyen çocuklar, mendil satan, araba camı silen çocuklar çocuk işçiliğinin daha da artmasına neden olmaktadır.

Son iki yılda Diyarbakır ve bölgede yaşanan çatışmalı ortamın çocuklar üzerindeki etkileri ve bu sürecin çocuk işçiliğinin artışındaki yansımaları nelerdir?

‘TEOG sınavına giremeyen çocuklar oldu’

Sur’da yaşanan olaylardan hem hayatını kaybeden çocuklar hem de aslında uluslar arası sözleşmelerde ve kendi kanunlarımızda çocukların haklarının ihlal edildiği bir süreç yaşandı. Çocukların yaşam, eğitim, sağlık, barınma gibi hakları ciddi anlamda ihlal edildiğini görüyoruz. Özellikle sokağa çıkma yasağı sonrasında hem Suriçi’nde kalan hem de oradan çıkma şansını yakalayan aileler ve çocukları açısından bu durumu değerlendirmek lazım. Sur’dan çıkan çocuklar belli bir süreliğine de olsa eğitim hayatlarından uzak kaldılar. Mernis sistemine kayıtlı olma olmama meselesi üzerinden yaşanan bu sorun sonrasında aşılsa da bu durum bir süre çocukların eğiti hayatını olumsuz etkiledi. Bu dönede çocukların derslerinden geri kaldığı kısımların ek derslerle telafi edileceği söylendi ama bu telafinin olmadığı hatta o dönem TEOG sınavına giremeyen çocuklar oldu. Sağlık açısından ise hem Sur’da çıkamayan çocuklar için hem de Sur’dan çıkan çocuklar için çok kötü bir süetçi ve bu koşullarda çocuklar psikolojik olarak çok etkilendiler. Sur’dan çıkma şansını yakalayan çocuklar her ne kadar oradan çıkmayı başarabilseler de evlerinden çıkmış olmanın ve sağlıksız koşullarda yeni bir ortama geçmenin sıkıntılarını yaşadılar.

 

 

 

‘Sur’dan çıkan 11 çocuk ceza aldı’

Biz 2016 Ocak’ta 30’a yakın Baronun katıldığı çalıştay yaptık ve bu çalıştayda Sur’dan çıkan çocukların durumunu tespit ettik. Bu çalıştayda hem Valiliğe, Milli Eğitim Müdürlüğüne, Belediyeye ve ailelere ziyaretler yapıldı ve gerekli tespitler yapıldı. Sur’dan çıkan çocuklar gerçekten çok sağlıksız koşullarda kalıyorlardı. Görüştüğümüz ailelerin çoğunda çocuklar dışarı çıkmak istemiyorlardı. Çünkü çocuklar hem yeni geldikleri çevreyi tanımıyorlar hem de kısmen de olsa çatışmanın içinde kalmanın travmasını yaşıyorlar. Çocuklarda çok sayıda altına kaçırma vakası vardı. Yine, çocuklarda içe kapanma vakaları vardı. Sur’dan çıkarken aileler eşyalarını alamadıkları için yeni yerlerinde çok sağlıksız koşullarda kalıyorlardı. İnsanlar alel acele evlere yerleştirilmişlerdi. Bazen birkaç aile beraber kalmak zorunda kalmışlardı. Yaşam hakkı ihlali açısından da şunu söyleyebilirim, çatışmalı ortamda devletin çocukları korumakla ilgili pozitif sorumluluğu vardır. Bunun ne kadarının yerine getirildiğini henüz tespit edebilmiş değiliz. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinde, çocukların çatışmalı ortamdan uzaklaştırılması konusunda taraf ülkelerin yükümlülükleri var ve bu yükümlülüğün ne kadar yerine getirildiğini de bilmiyoruz. Tabii, çatışmalardan sonra Sur’dan çıkan çocuklar da yargılandı. Yakın zamanda da bu konuda karar verildi ve hepsi ceza aldı. 12 yaşın üzerinde olan 11 çocuk vardı ve bunların tamamına ceza verildi. İlginçtir takdiri indirim dahi uygulanmadan yargılamalar yapıldı ve kararlar verildi. O çocuklardan bir tanesi o kadar zayıf ve küçüktü ki, silah kullanması ya da bir örgüte üye olması gibi bir şey insanın aklından geçmiyor. Nasıl böyle bir karar alındı doğrusu bilemiyoruz.

Travmanın sonuçları gelecekte ortaya çıkacak

Tabii ki, Sur’dan çıkan ailelere yardımlar yapıldı, gerek gıda gerek barınma yardımları yapıldı. Ancak ailelerin bu tür ihtiyaçlarını karşılamak yeterli değil, çünkü çocuğun dünyası apayrıdır. Çocuğun hayal dünyası geniştir ve çocuğun gıda, barınma ihtiyaçlarını karşılamak ve onu dört duvar arasına hapsetmek doğru değildir. Çocukların yaşadıkları travmanın gelecekte çocukta ne tür etkiler yaratacağını ölçemiyoruz. Bu işin uzmanları ile yaptığımız görüşmelerde bu çocukların bu yaşadıklarından kaynaklı sorunların giderilemediği durumda bunun yetişkinlikte çıktılarının ne olacağını tahmin etmek çok zor. Bu etkiler, içe kapanıklık olabilir, aşırı hiperaktivite olabilir, saldırganlık olabilir ya da yaşanan olaylara tepki olarak sisteme bir karşı çıkış olabilir. Bunların hiçbirini şuan ölçemiyoruz. Bizim Baro olarak yapabileceklerimiz sınırlıdır ve biz sadece hukuki anlamda çocuklar için yapılabilecekler hususunda inisiyatif geliştirebiliriz. Çalıştaydan sonra çocukların sağlıksız koşullarda kaldığına dair başvurularımız oldu ama bunun işleyişinin takibini yapmamız sözkonusu olamıyor.

Sur’daki çocukların mevsimlik işlerde çalışma oranı konusunda bir veriye Baro olarak sahip misiniz?

‘Avukatlar olarak sahaya çıkacağız’

Bizim, Sur’daki çocukların hak ihlalleri ile ilgili yürüttüğümüz bir proje var. Bu projede devletin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği konusunda stratejik davalarımız olacak. Biraz da devlete bu sorumluluğunu hatırlatacak davalar olacak. Evet, bir yerin güvenliğini sağlamak devletin yükümlülüğüdür anacak bunu sağlarken alacağı tedbirlere, güvenliği sağlarken ki, işleyişe ve uygulamalara da dikkat etmesi gerekiyor. Bunlardan biri de çatışmalı ortamdan çocukları uzaklaştırmasıdır. Sur’da tespit edebildiğimiz kadarıyla 11 tane çocuk var. Bu çocukların hayatlarını hangi koşullarda kaybettiği ile ilgili ve bu konuda etkili bir soruşturma yapılıp yapılmadığı konusunda bir takibimiz olacak ve bunların cezasızlıkla sonuçlandırılmaması için bir çabamız olacak. Baro aslında tam da burada devreye giriyor. Yine, Sur’dan çıkan çocuklara sağlıklı barınma koşulları sağlanmış mı? Çocukların eğitim hakları konusunda yapılması gerekenler konusunda eksikliklerin olup olmadığının takibini yapıyoruz. Yani, ceza kısmı ile ilgili etkin bir soruşturma yapılıp yapılmadığının takibi ve idari kısım için de stratejik davalarımız olacak. Bunun için de geniş bir saha çalışması yapacağız ve avukatlar olarak sahaya çıkacağız. Ailelerle yüz yüze görüşmeler yapılacak, bunlarla ilgili raporlamalar çıkartılacak. Anket tarzı bir çalışma olacak. Bu çalışma kapsamında 500 ila 1000 aile arasında görüşme hedefimiz var.

Çocuk işçiliğinin yasak olduğunu söylediniz ama fiiliyatta da 2 milyona ulaşmış bir çocuk işçi sayısı var ve bu sayı gittikçe de artıyor, bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

 

‘Çocukların çalışmasının yasak olduğu işler var’

Aslında bu yasak taamıyla bir yasak değildir. Çocuklar ancak belirli koşullar altında çalıştırılabilirler. Çocukların çalışmasının yasak olduğu işler vardır. Madenler gibi, gemi imalatı, tersaneler gibi ya da mevsimlik işler, sanayi işçiliği gibi. Çocukların çalıştırılma koşulları yetişkinlerin çalıştırılma koşulları gibi değildir. Mesela çocuklar yetişkinlerin çalıştırıldığı süre boyunca çalıştırılamazlar. Çocukların çalışmasına uygun güvenlik koşullarının sağlanması gerekiyor ama aslında mesele tam da burada başlıyor. Tarımda mevsimlik işçilik zaten uygunsuz çalışma koşullarının başında gelmektedir. Çukurova’ya giden çocuk işçiler sıtma olurlar ya da kaldıkları sağlıksız ortamdan kaynaklı rahatsızlıklara maruz kalırlar. Çocukların mevsimlik işlerde, o koşullarda çalışmamaları gerekiyor. Çocukların bedensel olarak ağır işlerde çalışmamaları gerekiyor.

Baro olarak çocuk işçiliği ile ilgili bir saha çalışmanız var mı?

17 bin dosya gerçek rakamın sadece %15’i

Açıkçası biz Baro olarak Sur sürecine yoğunlaştık ve bütün enerjimizi oraya vermiş durumdayız. Şuan için çocuk işçiliği ile ilgili bir çalışmamız yok. Aslında mevsimlik işlerde yola çıkma anından itibaren çocukların hak ihlali başlıyor. Traktör römorklarında, kamyonet kasalarında taşınan çocuklar ve bu sırada oluşan kazalarda yaşamını yitiren, yaralanan çocukların hali ortadadır. Biz aslında Çocuk Hakları Merkezi olarak daha çok çocuk istismarı vakaları ile ilgili dosyaların takibini yapıyoruz. İstismar vakaları Türkiye’de çocuk işçiliğinden daha vahim bir durumdadır. Adalet Bakanlığının 2015 verilerine göre çocuk istismarına yönelik 103’üncü maddeden açılan dosya sayısı 17 bin.  2016 verileri henüz yayınlanmadı ama bu haliyle bile çok ciddi bir rakamdır. Yapılan araştırmalara göre adli makamlara yansıyan dosya sayısının gerçek vaka sayısının %15’nin olduğu söyleniyor. Biz hukuki tabirle bu %15’in geri kalan kısmına kara liste diyoruz. Hiçbir şekilde duyulmayan, bilinmeyen, rakamlara yansımayan bir kesimdir bu.

Çocuklara cinsel istismar vakarlında bir artış mı azalış mı var durum nedir?

‘İstismar vakarlı çok hızlı bir şekilde de artış gösteriyor’

Maalesef hızlı bir artış var. Tabii ki, bazı görüşlere göre son yılarda bu tür vakaların görünürlüğü arttığı ve çocukların daha rahat kendilerini ifade ettikleri için bir yükseliş olduğu söyleniyor. Tabii ki, bu bir etkendir ve doğrudur ancak ne yazık ki, bu tür olayların nicelik olarak da artığı yönünde bir gerçeklik var. Çocuklara karşı cinsel istismar olayları çok fazlalaşmaya başladı. Ki, bu haliyle bile 17 bin rakamı çok vahim bir rakamdır. Türkiye’nin hemen hemen her yerinde yaşanan cinsel istismar vakaları yaklaşık olarak aynı düzeydedir. Şurada daha az şurada daha fazla yaşanıyor diye bir durum yok. Bütün kentlerde de bu tür vakalar sayı olarak pek bir fark göstermiyor, aşağı yukarı her yerde bu tür olaylar yaşanıyor. Bu sorun genel olarak Türkiye’nin bir sorunudur ve ne yazık ki, çok hızlı bir şekilde de artış gösteriyor.

Cinsel istismar olaylarına karşı cezalar yetersiz mi kalıyor, bu artış nedendir?

‘15 yaşın altı çocuklar istismara uğradıklarının dahi farkında değiller’

Bizim okullarda yaptığımız çalışmalardan sonra bize geri dönüşler oluyor. Çocuklar bizim çalışmalarımız sonrası okul yönetimlerine yaşadıkları istismar olaylarına ilişkin bilgi vermeye başlıyorlar. Bu sefer ise velilerden tepki alıyoruz, sorunun açığa çıkmasına vesile olduğumuz için. Aslında burada şunu görüyoruz, çocuklar onlara yapılan hareketlerin anlamını bilmiyorlar. Belli bir yaş grubu için söylüyorum, çocuklar istismar olayını anlamıyorlar. 15 yaşın altı çocuklar istismarı algılamıyorlar, yani istismara uğradıklarının dahi farkında değiller. Biri bunu anlatınca kendisinin de bunu yaşadığını anımsıyor. Bu durum aslında bizi bu olayın üstüne gitmek için daha da kamçılıyor. Cezalarla ilgili de aslında diğer suçlara oranla cezalarda ciddi bir artış var. Biz, cezaların yüksek ya da az olmasından çok etkisine bakıyoruz. Son süreçte cezalar arttı ama suç oranlarında artış hala devam ediyor. Cinsel istismar suçunu işleyen birine 20 yıl ceza vermek mi daha ağır bir cezadır yoksa bu suçu işleyenin boynuna bir tabela asıp, ‘cinsel istismarcıyım’ diye sokakta dolaştırmak mı daha ağır bir cezadır. Yani, sizin yüksek ceza vermeniz bu suçun oluşumuna engel olmuyor. Bu suçun işlenmesinin dinamiklerine bakmak ve bunu çözmek gerekiyor. 100 yıl da ceza verseniz bu suç devam eder. Bunun için okullarda çocuklara ciddi anlamda uzmanlar tarafından eğitim verilmesi gerekiyor. Çocukların bu konuda bilinçlendirilmesi gerekir. Çocuklara bu eğitim verilemedikçe bu vakalar gizli kalmaya devam edecektir. Bu suçun ortadan kalkması için ise ciddi bir toplumsal dönüşüm yaşanması gerekiyor. Bu toplumsal dinamikleri harekete geçirmedikten sonra, öğretmenlerin bu konudaki eğitiminden tutalım, çocuğun, ailenin eğitimine, bireylerin eğitimine değinilmedikçe istismar vakalarının önüne geçemeyiz.

 

 

 

‘Sadece suçu işleyene ceza vermekle yetinilemez’

Cinsel istismar vakalarını engellemek için çalışmalar yapmak bir yana bu olay yaşandıktan sonra sadece suçu işleyene ceza vermekle yetinilemez. Bu istismara maruz kalan çocukların psikolojik durumlarını, çocukların bu olay karşısında yaşadıkları travmanın gelecekteki yaşamlarına etkilerini, bu tahribatı pek düşünmüyoruz. Bunun için çok sağlıklı bir çalışma yürütüldüğünü de düşünmüyorum. Aslında bu istismara maruz klan çocuklara temas eden herkesin bu konuda bilinçlenmesi şart. Bunlardan biri de avukatlardır ve bu konuda ciddi eğitimlerden geçirilmelidir. Bu konuda hakim de savcı da eğitimcide, Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı da bir bütün olarak herkes sorumludur.

 

Ali Abbas Yılmaz / Özel

 

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.