Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

ACININ DANSI

A+A-

ACININ DANSI

Bedros Dağlıyan

- Ama anne ben dans etmek istiyorum.

Ruhat, kızına sevgiyle, yüreğine sokar gibi baktı. Kızı, aniden dansa merak sarmıştı. Dansa merak sarması bir yana, bu kadar küçük bir kızın böylesine özgün dans figürlerini nereden öğrendiğini merak etmiyor da değildi.

O sırada müziğin ritmine kendini kaptırmış Berivan’a bakarken gözlerinden gelen yaşlara engel olamadı… Hiçbir eğitimi olmayan kızının maharetli ve elastik vücudunun ahenkle kıvrılmasına zevk duyarak elleriyle tempo tutarak eşlik ederken; ritmi kaçırmamasına ayrıca hayret ediyordu.

Bir gün göğsüne bastırırken sordu:

- Bu dansları nereden öğreniyorsun, söyle biriciğim?

Berivan kıkırdadı…

- Bu dansı kelebeklerden öğrendim anneciğim…

Nasıl da şaşırmış, hayrete düşmüştü. Her gün yeni bir şey öğreniyordu kızından… Oysa benim ona öğretmem gerekli değil mi? Güldü; kime çekmişti acaba?

Yazın gittikleri tatilde yepyeni figürleri gördüğünde yok artık diyesi gelmişti…

- Ateşböcekleri gösterdi bu hareketleri… Kolları, elleri ve saçlarıyla, estetik bir koreografiyi sergilerken kendinden geçmişti…

Dahası her gün ayrı bir canlı hayvan ya da böcek için dans ediyordu. Kimi zaman tavşanlar için, bazen kedi ve köpekler için dans etmesi gerekiyordu. Acaba baleye mi yazdırsam diye düşündü. Eşi de destekleyince bir kursa kaydını yaptırdı minik kızının…

Birkaç gün sonra dans okulunun öğretmeni onu kursa çağırdı. Gitti. Merak içindeydi…

- Ruhat hanım, kızınız çok yetenekli ama kesinlikle hiçbir kurala uymuyor. Kendi bildiği gibi dans etmek istiyor. Mesela parmak uçlarına basmak istemiyor. Kurallı sıkı disiplin gerektiren hiçbir figürü de… Ruhat, az ileride kendi kendine dans eden kızına endişeyle baktı. Nasıl da güzel hareketler yapıyordu, oysa…

Akşam kızının saçlarını öpüp koklayarak, tararken sordu:

- Neden öğretmeninin dediklerini yapmıyorsun? Eğer bale yapmak istiyorsan bu kurallara da uymak zorundasın; bunu biliyorsun değil mi?

- Anneciğim ben nasıl ayakucumda dans edebilirim ki… Hem hiç ayakucunda yürünür mü? Doğada hangi canlı kurallarla dans ediyor ki… Kelebekler, arılar, ateşböcekleri, pervaneler dünyanın ritmiyle dans ediyorlar. Üstelik onlara da kimse öğretmiyor ki…

Birden aklına okuduğu bir kitaptan pasajlar geldi. İsadora Duncan kitabını okurken ona ve düşüncelerine nasıl da gıpta ile bakmıştı. O özgür ruhlu kadının hayata ve dünyaya bakışı, onu nasıl da cezbetmişti.

“Parmak ucunda mı? Ama, kimse parmak ucunda yürüyemez ki! Bu doğaya aykırı bir şey!” Çünkü Isadora Duncan, dansa olan yeteneğini doğadan alıyordu. Hatta çok sonraları şöyle yazacaktı bir mektubunda: “Dans etme fikrinin kafamda ilk belirlenişi, çok küçükken deniz kıyısına gidip dalgaları seyre daldığım zamana rastlar. Onların hareketlerini dikkatle izler, onlarınkiyle aynı ritimle dans etmeye çalışırdım.”

Kızı da gün gelir Zeytin ağacının rüzgârla salınan yapraklarından ilham alırdı; kimi zaman da rüzgârla hışırdayan kavak ağaçlarından… Sanki doğanın bir parçasıydı… Mevsimlerin, Güneşin, Ayın ve karanlık gecede göz kırpan yıldızların ahengi vardı onda… Hareketleri lalettayin değildi. Dünyanın ritmini yakalamış gibiydi…

Birileri için dans etmek sanki esarette yaşayan insanları özgürlüğüne ortak etmek gibiydi. Çok duyarlı bir çocuk olduğunu görüyor, hatta onun için endişeleniyordu da… Son zamanlarda memleketleri yıkıma uğramış, evleri, köyleri, kasaba ve şehirleri yok edilen Suriye ve Irak halkı için dans etmeye başladı. Katledilen çocuklar, tecavüze uğrayan Şengalli kızlar için bile dans eder olmuştu. Televizyonda haberlerde izlediği görüntüler onun genç dimağında sarsıntılar yaratıyordu. Minik kız esrik bir halde dans ederken kendinden geçiyordu. Ruhat bir gün ağladığını da fark etti dans ederken…

- İnsanlar savaşmasa… Kimse ölmese… Herkes birbirini sevse; hayat daha güzel olmaz mı? Diyordu annesine… Savaşa karşı, barış dansları yapıyordu. Artık müzik bile gerekmiyordu dans için… Dans figürleri kendi müziğini yapıyordu bir bakıma…

Kesilen, yanan ağaçlara, nesli tükenen hayvanlara; Hes’lere kurban edilen ırmaklara… Para için yok edilen doğaya bile dans eder hale gelmişti.

- Ben dans ettiğimde onların acıları bana geçiyor. Acıları biraz olsun hafifliyor mudur annecik?

Üzüldüğünde bir şeyler anlatırken hep annecik diye hitap ediyordu kendisine… Yerel halkların kurban ritüelleri bile vardı, dans hareketlerinde… Acıyı tüm bedeninde hissediyordu, sanki… Dövülen, öldürülen kadınlar, töre cinayetleri, tecavüz edilen kız çocukları, düşüncelerinde girdap haline gelip onu da içine çekiyordu.

Berivan artık konuşmuyordu da… Acılar sanki onun dilini almış, lal olmuştu. Annesi ona televizyonu yasakladı. Dansı da… Lakin Berivan eski Berivan değildi. Bir daha da olmadı… Gözyaşlarıyla beraber yüreği de kurudu gitti yavaşça…

İsadora’nın bedenini okyanusun sularına nasıl bıraktığını düşünüyorum. Başını arkaya atıp göğsünü açık denize ve rüzgâra karşı sert bir hamleyle gerdiğini… Çıplak ayakları üzerinde ilerleyen hamlelerini… İçgüdüsel hareketlerini, dalgaların çırpınışlarından doğan senfoniye uyduruşunu… İleriye uzanmış elleri nasıl da güneşi topluyor. Dionysos sunağına kendini kurban eden genç bir Bakkha rahibesi gibi saf ve lekesiz, kendini sulara bırakıyor. Onun adı,Terpsikhore. Zeus ve Mnemosyne’in dokuz kızından biri; dans tanrıçası. Müziğin ve şiirin ilham perisi… Onun adı Berivan…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.