1. YAZARLAR

  2. Şeyhmus DİKEN

  3. Acur, Eluce, Kereng ve Ötesi!
Şeyhmus DİKEN

Şeyhmus DİKEN

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Acur, Eluce, Kereng ve Ötesi!

A+A-

 

“Modern” ve “Tuhaf” zamanları ifade etmenin bir diğer adı geçer akçe kavramı “Kapitalist Modernite” oldu haylidir.

Kanımca anılan kavramla birlikte “yabancılaşma”nın da telaffuzu eksik olmasa gerek.

Birkaç örnek vermek istiyorum.

Kapitalist Modernite meselesini birçok bilimsel veri ile açıklamak tartışmak mümkün.

Ama ben başka bir noktadan gündelik hayatta zaman ve mekân boyutu içinde insana değen noktadaki birkaç üründen söz ederek tartışmak isteğindeyim…

Otuz kırk yıl evveline kadar ülke nüfusunun yarısından fazlası kırsal coğrafyada yaşıyordu. Dolayısıyla kırsal coğrafyanın doğası gereği ürünlerin gdo’su değişmemiş, doğallığı korunan ve insanların da rahatlıkla ulaşabileceği ve satın alabileceği durumdaydı.

Bizim Diyarbakır’da “Eluce” dediğimiz yeşil ekşi erik, görüntü olarak yuvarlağımsı beyzi salatalığa (hıyar) benzeyen “Acur” (Mardin’de daha çok yetiştiği için Mardin Acuru), ilkbaharın yağmurlarla birlikte doğada kendiliğinden göveren dikenli bir bitki olan “Kenger” (Kürtçe Kereng) vurgulanması gerekenler.

O denli bol, kolay ulaşılabilen ve ucuz ürünlerdi ki!

Hayat iki şeyi zora soktu coğrafyada!

Öylesine büyük felaketler yaşandı ki!

Önce şehirlerin cazibe merkezlerine dönüşmesi / dönüştürülmesi!

Sonra da seksenli yıllarla birlikte bölgede yaşanan ve giderek de tırmanan şiddet iklimi nedeniyle kırsal coğrafyadan kent merkezlerine akan yoğun zorunlu göç!

Kasabaları, köyleri bir nevi insansızlaştırdı.

Eluce’nin, Acur’un, Kenger’in ve dahi daha bir çok ürünün toplumda pek de itibar görmediği yıllar geride kaldı tabi! Ve en pahalı ürünlerle yarışır oldular.

Bir kilo salatalığın bir liraya pazarda satıldığı günlerde altı liraya acur satılır oldu.

On liraya yeşil erik, yedi liraya kenger alıcı bulmaya başladı. Kilosu yirmi liraya kadar alıcı bulan “Işkın” (Uçkun, oxçur, ribêz) da var tabii…

Ürün coğrafyasına da, asli sahibine de yabancılaştı.

Diyarbakırlılar eskiden çarşıda pazarda pek de itibar görmeyen bu neviden ürünleri, adını telaffuz ederek itibar kaybettiğini düşündükleri şahsiyetlerle özdeşleştirerek “Mardin acuru gibi adam” ya da “ha ulan aluce” derlerdi.

Şimdi kimin haddine birine “aluce” ya da “acur” imlemesi yapmak!

Hem zaten o esprinin muhatapları yitti, karşılığı da kalmadı toplumda. “Parasıyla değil mi” ya da “paran kadar konuş” dönemi şimdi…

Şeyhmus Diken

14 Haziran 2016 Diyarbekir

 

Bu yazı toplam 869 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.