1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. AH MİNEL AŞK
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

AH MİNEL AŞK

A+A-

                                AH MİNEL AŞK

                                                                                 BEDROS DAĞLIYAN

Duru bir göl gibidir can; sevdanın güzel yüzü düştüğünde üzerine dalgalanır da hani durulmaz. Biteviye çalkalanır, bulanır bir zaman… Güzel çiçekler serer yollarına; ıslatır yağmurlarla; rengârenk ebemkuşağına iç geçirir ya kimi zaman… Ah minel aşk!

Günümüzde aşkın hızla metalaştığı ve kapitalizminse bundan haz aldığı, kâra dönüştürüp insanlara âdeta mastürbasyon yapıyormuş hissi verdiği bir kısır döngü haline geldiğini söyleyebiliriz. Hepimiz bunu itici bulduğumuz halde, ne söyleyeceğini bilmez bir durumda donup kalırız da üstelik…

Oysa geçmişin o oyalı mendil yıllarının destanlaştırdığı aşklarında hep bir fedakârlık, bir kendini diğerine adama durumu vardır. Vardır diyoruz da, şimdiki gençlik, bunu ancak eski romanlardan ve siyah beyaz filmlerden tanıyabiliyor.

 Siz, sevgiliye sunulan kenarı işlemeli ipek mendil için ne kadar ipek böceğinin yok edildiğini de bilmezsiniz şimdi… Sevgili ki yârin ona sunduğu mendili hani saklar koynuna koklamaya kıyamaz… Ulaşamadığı, görüşemediği her ânın yerine sevdiğinden bir parçayı yâr sayar hani…

Mevlana’ya Şems ne demişti: “İpek böceği itinayla ördüğü kendi kozasını bir günlük güzellik için hani delip geçer ya aşk için; işte ipeği işleyen ya ipeği ya böceği seçecektir. Benim payım ipek böceğininkine benzer…” Mevlana uğruna ölünmesi gereken ipektir Şems’e göre…

Aşk zamansız geldiği gibi ânı geldiğinde gidecektir de… Yani aşk ölmeden ölmeyi gerektiriyordur. Aşkı sadece yüreklere yüklemek, onda bir mânâ aramak zavallılıktır. Bedeni de, ruhu da katmak gerekir… Yani korkup kaçmayı değil yürekli olmayı da şart koşar aşk!

Şimdilerde size kalan, sadece içi boşaltılmış bir kılıf aşk! Bizim de, sizin de yandığımız aşklarımız mutlak olmuştur. Elini tutmadan, yüzünü görmeden yandığımız…  Hep benim ki dediğimiz… Bilirdik ki dokunduğumuz an o tılsımlı aşk bitiverecektir.

Eskiler şöyle derlermiş: Aşk bakmakla güzelleşir, konuşmakla zenginleşir; dokunmaksa büyüyü bozar âdeta… Kaç kişi şimdi sevdiğine bir name yazar da kokulu bir zarfa iliştirir. Kaç kişi sevdiğine bir şiir yazıyordur ya da okuyordur ki…  “Ben sana aşığım bilemezsin/ Adını mıh gibi aklımda tutuyorum” demek şimdilerde olası mı?

 Aşk bir tür fener olmalı; âşık ise pervane… Dokunduğunda yanacağını bile bile dansını yapan etrafında… Âşık ve maşuk meselesinin kaç kişi ayırdında…

AŞK OLSUN

Baktığımda çayırlarına memleketin

Papatyalar açar ellerim

Rayihalar salar ıhlamur çiçekleri

Yüzüme vurduğunda bahar güneşin

Gönül bahçelerim açılır

Bakışların dipdiri bakar gözlerime

Tozar mor salkımlı leylaklar dere boylarında

Masmavi denizin kayıkları

Senin şarkılarını söyler

Neşeli bir çisenti ıslatınca ellerimi

Bir denizkızı dudaklarını uzatır dudaklarıma

Çıldırasım gelir ki: aşk olsun

 

Bu yazı toplam 7209 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.