1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. AHMED ARİF
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

AHMED ARİF

A+A-

Ahmed Arif, bir büyük ozan.Yarın Diyarbakırlı bu büyük ozanımızın ölüm yıl dönümü…

Kahır çekmiş, ceza evlerine girip çıkmış, hücrelerde, tabutluklarda yaşamış, işkence görmüş. İşkenceler sonunda KAN işemiş.

Ama hiç mi hiç ödün vermemiş bir usta ozan...

 

Ne alnımızda bir ayıp,

Ne koltuk altında 

Saklı haçımız.

Biz bu halkı sevdik, 

Ve bu ülkeyi…

İşte, bağışlanmaz, 

Kutsal suçumuz…

 

Ahmed Arif duygulu bir insandı. Duygulu, yufka yürekli.

Zaten başına büyük dertler açan “33 Kurşun” şiiri de böyle, yufka yürekliliğinin eseri...

Yıl 1950.

Türkiye o günlerde, 7 yıl önce bir PAŞA’nın emriyle işlenmiş bir katliamın TBMM’ye taşınması ile çalkalanır.

MUSTAFA MUĞLALI OLAYI, yani “Özalp Hadisesi”yle...

İddia korkunçtur.

İran sınırı üzerinden kaçakçılık yaptıkları suçlamalarıyla yakalanan 33 köylüden 32’si,  III. Ordu Komutanı General Mustafa Muğlalı’nın emriyle yakalanır, tutuklanırlar. Hepsi de sıradan insanlardır. Ama Paşa bunların “ibreti alem için” cezalandırılmalarını kafasına koymuştur.

Karar verilir. Sanıkların tümü bir gün, bir başka ceza evine nakledilmek bahanesiyle ÖZALP ilçesi yakınındaki bir dereye götürülür ve elleri birbirine bağlı iken kurşuna dizilirler. Tarih; 20 Temmuz 1943’tür...

Yine Paşanın emriyle,  “kaçarken vuruldular” diye düzmece bir rapor hazırlanır.

Olay böylece kapatılır...

Aradan yıllar geçer.

1950 yılına gelindiğinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne önergeler verilir ve soruşturma açılır. Yedi yıl sonra gündeme getirilen bu olay Türkiye’yi sarsar.

Davalar açılır ve PAŞA suçlu bulunarak mahkum edilir...

Katliamın öyküsü gazetelerde, dergilerde  günlerce yayımlanır.

Gazetelerde yayımlanan olayın öyküsü  genç Ahmed Arif’i çok etkiler.

Bu duygularla oturur “33 Kurşun” şiirini yazar.

O, bu şiirine “AĞIT” der.

Gerçekten de destansı bir ağıt gibidir şiir. İnsanı alır hüzünlü duyguların doruğuna çıkarır.

O günlerde şiir henüz hiçbir yerde yayımlanmamıştır, ama elden ele dolaşır.

Ve polisin eline de geçer.

Ve bir gece alıp götürürler Ahmed Arif’i...

Sabaha kadar döverler karakolda.

Bu arada polisler şiirini kendisine de okutmak isterler. Ama Ahmet Arif inatçı mı inatçıdır. Okumaz. Buna daha çok sinirlenir polisler. Kendileri yoruluncaya, Ahmed Arif de bayılıncaya kadar dövmüşler. Sonra da götürüp bir arsaya atmışlar. Ölürse  orada ölsün diye...

Bir hayır sahibi kadın bulmuş kendisini. Kurtulmuş böylece.

Bu olayı, birlikte ÖNCÜ Gazetesi’nde çalışırken hemşerisi İhsan Fikret Biçici’ye  şöyle anlatır;

“Polisler ısrarla bir yanda Can Yücel’in adını vermemi isterken bir yandan da şiirimi okumamı istiyorlardı. Her seferinde reddediyordum. Ben reddettikçe onlar dövüyordu. Bir gün hayalarımı bir kordonla bağladılar. Kordonu da boynumdan geçirip belime doladılar. Onlar belime copla vurdukça hayalarımdan kan geliyordu. Ben bayıldıkça da su döküp ayıltıyor, yeniden başlıyorlardı...”

Bir ara Ahmed Arif’i ünlü işkencehane Sansaryan Han’a alırlar. Burada tanınmış sanatçılar, edebiyatçılar, yazarlar da var. Kimsenin 15 günden fazla tutulmadığı bu işkencehanede Ahmed Arif aylarca kalır. Sonuçta burada hastalanır. Hastaneye kaldırılır...(Devamı yarın)

 

Bu yazı toplam 667 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.