• Diyarbakır6 °C
  • Batman8 °C
  • Mardin13 °C
  • Bingöl6 °C
  • Bitlis4 °C
  • Elazığ8 °C
  • Erzincan5 °C
  • Şanlıurfa9 °C
  • Erzurum4 °C
  • Ağrı3 °C
  • Gaziantep9 °C
  • Hakkari5 °C
  • Muş4 °C
  • Siirt7 °C
  • Van6 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ailem için!
28 Haziran 2017 Çarşamba 10:08

Ailem için!

Diyarbakır’ın genç girişimci kadınlarından ve Türkiye Odalar Borsalar Birliği Diyarbakır İli Genç Girişimciler Kurulu Başkan Yardımcısı Şerife Keskin,

 

 iki kişi ile başladığı işinde bugün 3 binin üzerinde çalışanıyla 7 yılda kariyerinin zirvesine tırmandı.

Diyarbakır’da iş kadını olmanın zorluklarını ve iş hayatına adım atmadan önce kendisinin ve ailesinin yaşadığı zorlukları, genç girişimci kadınlardan Şerife Keskin ile konuştuk.

Kısaca kendinizi tanıtabilir misiniz?

‘Babamın vefatından sonra Diyarbakır’a yerleştik’

1983 yılında Elazığ Palu’da dünyaya geldim. Babam Bakır maden işçisiydi ve Guleman  / Alacakaya’da çalışıyordu. Babam emekli olduktan sonra vefat etti. Babamın vefatından sonra Diyarbakır’a yerleştik. Beş kardeşiz, 4 kız bir erkek. En büyük ablam Diyarbakır’a gelin gidince biz de ablamın peşinden Diyarbakır’a geldik. Diyarbakır’da babamın emekli maaşı ile geçindik. Bir dönem Diyarbakır’da Suriçi’nde oturduk.

 

 

 

 

 

‘Farkında olmadan kaderimi kendim belirlemişim’

Çocukluğum döneminde 80’lerde kız çocukları pek fazla okutulmuyordu. Ben ise evin en küçük çocuğu olduğum için biraz daha şanslıydım. Ailede en büyük ablam, ablamdan sonra abim ve sonra diğer ablalarım yer alıyor. 7 yaşında okul çağım geldiği zaman annem sordu, okuyup okumayacağımı. Burada kendimi şanslı sayıyorum çünkü okul hemen oturduğumuz yerin sokağındaydı. Okulun yakın olmasından kaynaklı okulun kayıt dönemlerinden annem haberdar oldu. Eğer okula yakın bir yerde oturmamış olsaydım ben okuyamamış bir insan olacaktım. Benim okuyabilmem biraz tesadüf oldu; kayıt zamanı geldiğinde annem evimizin yanından gelip geçenlere soruyor onlar da çocuklarını okula kayıt yaptırmaya geldiklerini söylüyorlar ve annem de bunun üzerine gelip bana sordu, ‘seni okula kaydettireyim mi?’ diye ben de isterim dedim. Düşünsenize biran için o çocuk halimle istemiyorum demiş olsaydım, bugün okumamış olacaktım. Yani, o an için farkında olmadan kaderimi kendim belirlemişim. Yani, altı yedi yaşlarında bir çocuğa bir soru soruluyor ve o çocuğun cevabına istinaden okula kaydı yapılıyor. Annem klasik bir ev kadınıydı ve kız çocuklarının okumasının gerekliliği konusunda çok açık bir bilince sahip değildi.

Sıkıntılı bir adaptasyon süreci yaşadık

İlk, orta ve lise öğrenimimi Diyarbakır’da tamamladım. Daha sonra Diyarbakır’dan çıktık, çünkü ablam Antakya’ya yerleşti ve biz de ablamın peşinden Antakya’ya gittik. Ablam nereye biz oraya. Abim ise şehir dışında ve yurt dışında iş yapıyordu. Antakya’nın koşulları Diyarbakır’a göre biraz daha zordu. Diyarbakır’da yıllarca kaldık ve az çok kültürünü biliyoruz, çevremiz, arkadaşlarımız vardı. Diyarbakır’da bir mahalle kültürü içinde komşuluk ilişkilerimiz vardı. Antakya ise daha karışık bir kültür, kozmopolit bir şehir. Alevisi, sünnisi, Arabı, Hristiyanı çok kültürlü bir kent Antakya ve biz böyle bir ortama çok adapte olamadık. Tabii ki, çok kültürlülük bir zenginliktir ama kırsal kesimden giden bir aile için bir uyum sorununun da beraberinde getiriyor ve sıkıntılı bir adaptasyon süreci olabiliyor. Komşularınızı kimlerden neye göre seçmeniz gerektiği konusunda kafa karışıklığı yaşıyorsunuz.

‘Hiçbir zaman memur olmak istemedim’

O yıllarda liseyi yeni bitirmişim ve dershaneye gidiyorum. Antakya’ya 1998 yılında gittik ve 2000 yılında üniversiteyi kazandığımda Antakya’dan çıktım. Isparta Süleyman Demirel Üniversitesinde İşletme bölümünü okudum. Üniversite tercihlerim arasında işletme ve iletişim vardı, ikisini de istiyordum. İşletmeyi, istiyordum çünkü sürekli olarak içimde kendi işimi kurma isteği vardı. Hiçbir zaman memur olmak istemedim. Ailemin ekonomik sıkıntılarını aşmak için kendi işimi kurmak istiyordum, çünkü memur maaşı ile ailemi içinde bulundukları zor koşullardan çıkarabileceğime inanmıyordum. Bir memurun sabit maaşı ile kendi ailesine katkısı ne kadar olabilir ki? Bir memur ailesinin koşullarını iyileştirebilmek için çok şey yapamaz, memurun imkânları sınırlıdır. Babamın vefatından sonra yaşadığımız o kötü, olumsuz koşullar bende o kadar derin izler bırakmıştı ki, ben sadece kendim için değil, ailem için ne yapabilirim diye düşünüyordum. Şuan ise hayal ettiğim şeye kavuştum ve aile bireylerim de benimle birlikte çalışıyorlar. Biz şuan aile şirketi gibiyiz. Okuduğum üniversitede çok iyi hocalara denk geldim ve bu açıdan kendimi çok şanslı sayıyorum. Okuduğum üniversitede çok iyi bir eğitim aldığıma inanıyorum. Okuldaki hocalarımızın bizlere çok iyi telkinleri oldu. Ben bugünkü girişimcilik cesaretimin %75’ini hocalarıma borçluyum.

Diyarbakır’a gelişiniz nasıl oldu ve kentte nasıl bir tablo ile karşılaştınız?

‘Gazetedeki iş ilanları ile iş bulmaya çalışıyordum’

Okulumu bitirdikten sonra tekrardan Diyarbakır’a geldim. Çocukluğum, gençliğim Diyarbakır’da geçmişti ve kendimi Diyarbakırlı olarak hissediyordum. O yüzden de Diyarbakır’a geldiğimde kendimi memleketime geldim gibi hissettim. Diyarbakır’a ilk geldiğimde kurumsal bir firmada işe başlarım hayali ile iş arıyordum. Gazetedeki iş ilanları ile iş bulmaya çalışıyordum. Yerel gazete ilanları ile iş aradığım sırlarda batı kültürü ile doğu kültürü arasında kısa süreli de olsa bir sıkışıklık yaşadım. Çünkü iş ilanlarında istenilen vasıflar ile iş yeri kalitesi açısından koca bir uçurum olduğunu gördüm. İş ilanları ile yaşamın realitesi arasında sıkışıp kalıyorsunuz. İş ilanında belirtilen özelliklerle, kurumsal kimlikle uzaktan yakından alakası olmayan baraka şeklinde işyerlerini gördüğümde yaşadığım hayal kırıklığını tarif edemem. Yani, hem işyerinin fiziki koşulları hem de çalışana sunulan ekonomik imkânlar konusunda ilanlarla gerçeklik arasında çok ciddi sorunlar vardı. İşyerinde iki tane sandalye dahi yok, patron oturduğunda sizin çalışmak için oturabileceğiniz bir sandalye dahi yok. Tek bilgisayar var ve patron oturduğu sürece siz ayakta bekliyorsunuz ve ne zamanki patron bilgisayarı boşalttı siz oturup iş yapıyorsunuz. Yani, fatura ve irsaliye kesmek için patronun bilgisayardan kalkmasını bekliyorsunuz.

İş hayatına atılmadan önce bir süre öğretmenlik yaptınız bu süreci biraz anlatırmısınız?

 

 

‘Çocuklara Türkçe öğretmek için Kürtçe öğrendim’

Böylesi iş ortamlarını gördüğümde hevesim çok kırıldı, çok umutsuza kapıldığım zamanlar oldu. İş görüşmelerimde böylesi olumsuz koşullarla karşılaşınca çok uzun süre iş aradım. Diyarbakır’ın sıcağında Temmuz, Ağustos, Eylül ayları boyunca sabah dokuzdan akşamın beşine iş arayıp durdum. Uzun süre kendi alanımda iş bulamayınca çevreden arkadaşlarımın farklı iş alanlarına yönelik iş ilanlarına bakmam konusunda telkinleri oldu. Arkadaşlarımın tıbbi mümesillik alanında iş aramam yönünde telkinleri dışında başka başka iş alanlarına dönük telkinler de oldu, Mali müşavirlik gibi… Abimin bir arkadaşı vekil öğretmenlik yapabileceğimi söyledi. Bu öneri bana mantıklı geldi, iki ilçeye vekil öğretmenlik için müracaat ettim, Lice ve Kocaköy. Her iki ilçeden de aynı anda geri dönüş aldım. İngilizce branş öğretmeni olarak Kocaköy Atatürk İlköğretim okulunda göreve başladım. Kocaköy’de 6, 7 ve 8’inci sınıflara İngilizce öğretecektim ama maalesef bölgemizin eğitim gerçeği ile yüz yüze kaldım. 4’üncüsınıf öğrencileri dahi doğru dürüst Türkçe konuşamıyor, kendini ifade edemiyor, yazamıyor. Bu çocuklara siz İngilizceyi ne kadar öğretebilirsiniz ve ya öğrettiğiniz İngilizce bu çocuğun hayatında neyi ifade edecek ya da bu öğrenilen İngilizcenin bu çocuğa katkısı ne olacak? Bu çocukların öncelikle Türkçe okuma yazma öğrenmeleri, temel derslerini öğrenebilmesi lazım. Türkçe okuyamayan yazamayan bir çocuğun İngilizce dil eğitimi alamsının ne yararı olabilir ki? Böyle koşullar altında bir eğitim öğretim yılını geride bıraktım ama inanın vicdanen hiç rahat değildim. Çünkü yaptığım işin boşa gittiğini, verdiğim emeğin bir değer yaratmadığını görüyordum. Çocuklara bir şey katabildiğimi düşünemiyordum. Çocuklara İngilizce dersi bir oyun gibi geliyordu. Ben çocukların aklında kalsın diye alfabeyi oyun gibi öğretmeye çalışıyordum. Çocuklara İngilizce objeleri, simgeleri ya da hayvanları öğretirken, onları canlandırarak anlatmaya çalışıyordum. Tanışmayı eylem haline getirerek çocuklara anlatmaya çalışıyordum. Çocuklar bir süre sonra ingilizceyi bir oyun dersi gibi algılamaya başladılar. Ben de bu algıdan rahatsız olmadım çünkü Türkçe bilmeyen çocuklara İngilizceyi ancak bu şekilde öğretebiliyordum.

‘Tek derslikli bir okula atandım’

İkinci yılımda İlçe Milli eğitim Müdürü ile görüştüm ve kendisinden bir talepte bulundum. Okuma yazma bilmeyen ve öğretmen açığı olan bir okula tayinimi istedim. Sınıf öğretmeni olarak çocuklara okuma yazma öğretmek istiyordum. Tek derslikli bir okula atandım ve okuma yazma bilmeyen çocuklarımıza okum ayazmayı öğrettim. Yalnız çocuklara Türkçe öğretmek için kendim önce Kürtçe öğrendim. Ben Zazayım ve Kurmançi bilmiyordum, çocuklar ise Türkçe bilmiyorlar ve ben onlar için Kürtçe öğrenmek zorunda kaldım. Çünkü çocuklarla iletişim kurabilmem için onların dilinden konuşabilmeliydim. Ve ben çocuklara önce Kürtçe konuşuyordum sonrasında da aynı konuşmayı Türkçe olarak tekrarlıyordum. Böyle bir eğitim sürecimiz geçti.

‘Kursumuza yaklaşık 60’ın üzerinde kadın katıldı’

 Veli toplantıları yapıyorduk ve veli toplantılarına daha çok kadınlar geliyordu. Veli toplantısına gelen kadınların çoğu okuma yazma bilmiyorlardı ve onlar da okuma yazma öğrenmek istediklerini söylediler. Bu konuyu İlçe Milli Eğitim Müdürümüz ile konuştum ve birinci kademe okuma yazma kursu açtık. Kursumuza yaklaşık 60’ın üzerinde kadın katıldı. Kursta, 14 yaşındaki kız çocuklarından 60 yaşına kadınlara varıncaya kadar değişik yaş gruplarından kadınlar vardı. 60 yaşındaki kadınlar kalem tutuma konusunda ciddi zorluklar yaşıyorlardı. Ben o teyzelerin ellerini serbest bıraktırmaya dahi çok zorlanıyordum. Ellerini dahi açmakta oldukça zorlandığım kadın kursiyerlerim oldu. Kurs bittiğinde ve okuryazar belgeleri dağıtıldığında kursiyerlerimiz çok üzüldüler, çünkü kursun bitmesini istemiyorlardı. Çünkü kadınlar kursa gelip gitmeyi, bir şeyler öğrenmeyi bir terapi olarak görüyorlardı.

 

 

‘O köyde kocaman bir aile olduk’

Yine Milli Eğitim Müdürümüze gittim ve kursa katılan kadınların kursun devamını istediklerini söyledim ve bunun üzerine ikinci kademe kursa başladık. İkinci kademe kursunda okuma yazma öğrenen bireylere kişisel gelişim, coğrafya, dört işlem, kadınlara yönelik sağlık bilgileri vs… içeriyordu. İkinci kademe kursumuza daha yoğun bir ilgi oldu. Ve bu kurs sonunda biz o köyde kocaman bir aile olduk. Gecenin saat dokuzunda kapım çalıyordu ve kadınlar ellerinde pasta, börek ile yanıma geliyorlardı. Ben bu süreci 4 yıl boyunca yaşadım.

Öğretmenlikten iş hayatına geçiş süreciniz nasıl oldu?

‘İlk şirketimi 2010 yılında kurdum’

4 yıl boyunca köyde kaldım ancak benim ideallerim vardı ve artık köyden çıkmamın vakti gelmişti. Köyde kaldığım süre boyunca pek bir harcamam olmadığı için ekonomik olarak az da olsa bir birikimim olmuştu. İşletme mezunuydum ve işletmeye dair hedeflerimi gerçekleştirmek için 4 yıl boyunca köyde biriktirdiğim ufak çaplı bir sermaye ile Haziran 2009’da köyden ayrıldım. Aslında en büyük hayalim inşaat işine girmekti anacak inşaat için çok ciddi bir sermaye gerekiyordu ve benim elimde bulunan küçücük sermayemin hayalimdeki işe girişmek için çok yetersiz kaldığı ortada idi. ‘Ayağımı yorganıma göre uzatmak’ zorundaydım. Yani, yine ekonomik yetersizliklerden kaynaklı ilk olarak hizmet sektörü ile işe başladım. İlk şirketimi 2010 yılında kurdum.  İlk olarak hizmet sektöründe bir firmanın taşeronluğunu yaptım. İlk firmam Alfa güvenlikti ve özel güvenlik dışında hiçbir işe giremiyordum. Ama çevremden gelen farklı talepler vardı ve Alfa güvenlikle bu taleplere yanıt olamıyordum. Mesela park bahçe, bina içi temizlik, bakım onarım, vasıflı vasıfsız temizlik personeli çalıştırma, kalorifer yakma, iklimlendirme, zabıta personeli, eğitim destek evleri vb… işleri Alfa Güvenlikle yapmam mümkün olmadığı için yeni bir şirket kurmam gerekiyordu ve Asima’yı kurdum. Ve 2010 yılından 2017 yılına kadar bu şekilde geldik.

‘Topluma yararlı bireyler olmak zorundayız’

Bugüne kadar sadece kendi yaşamıma endeksli olarak hiç düşünmedim, her zaman çevremdeki insanlara nasıl daha yaralı olabilirim diye uğraş verdim. Bir birey sadece kendisi için yaşamamalı, içinde yaşadığı topluma neler katabileceğinin çabasında olmalıdır diye düşünüyorum. Topluma yararlı bireyler olmak zorundayız. Bu anlamda sosyal sorumluluk projelerini önemsiyorum ve bu projeler kapsamında görevler aldım. Olanaklarım çerçevesinde çevremdeki insanlara birçok açıdan katkı ve desteklerim olmuştur. Özellikle eğitime destek veriyorum, burs verdiğim öğrenciler var. Eğitim kurumlarına destek sunuyorum. Müsabakalara katılan sporcu kardeşlerimize destek veriyorum. Yine, yöresel halkoyunları ekiplerine elimden geldiğince destek oluyorum.

Diyarbakır’da iş kadını olmanın ne tür zorlukları var?

 ‘Kadınlara pozitif ayrımcılık yapılmasından yanayım’

Kadınlara yönelik olarak pozitif ayrımcılığım var. Toplumumuzda ne yazık ki, kadınlarımız ataerkil istem içinde geri bırakıldılar. Erkek egemen toplumda kadınların, zayıf, güçsüz olarak görülmesi ve kadınların eve hapsedilmesi bölgemiz kadınlarını daha çok etkiliyor. Bu bölgenin bir kadını olarak bu ayrımcılığı birebir yaşadığım için kadınlara pozitif ayrımcılık yapılmasından yanayım. Ben kendi payıma bu toplumda kadınlara yönelik herhangi bir pozitif ayrımcılıktan faydalanmadım. Benim karşıma ne yazık ki, kadınlara pozitif ayrımcılık tanıyan insanlar çıkmadı. Benim karşıma ticari hayatta hep kötü insanlar çıktı. Bütün bunlarla irademle baş ettim. Bunu nasıl başardım, zaaflarımdan arınarak, hedeflerime tutunarak. Kadınlar iradesini, tavrını, tutumunu net belirlerse ve bunu yaşam içerisinde sağlam bir şekilde kararlı bir duruş ile sergileyebilirse başarı er ya da gelecektir. Her ne kadar aksaklıkları olsa da en nihayetinde bir hukuk ülkesinde yaşıyoruz ve biçimsel anlamda da olsa kadın erkek eşitliği vardır. Tabii ki, ticari hayatta kadınların işi erkeklere göre çok daha zor ama her şeye rağmen kadınlar bunu başarabilir. Kadınların özellikle yaşamın zorluklarından yılmaması ve korkularının üzerine gitmesi gerekir. Korkularınızdan kaçarsanız korkular üstünüze üstünüze gelir.

‘İki kişi ile bir sitenin güvenlik işini yaptım’

Şuan farklı dallarda farklı sektörlerde 4 tane firmamız var. İnşaat, elektrik, gıda, sosyal hizmetler, temizlik, bilişim, otomasyon ve buna benzer farklı dallarda hizmet veriyoruz. Ankara’da, İstanbul’da, Maraş’ta, Afşin, Elbistan ilçelerinde, Elazığ Keban’da, Diyarbakır’da ve birçok ilde işlerimiz mevcuttur. Sağlam adımlarla yavaş yavaş, gücümüzü biriktire biriktire ilerliyoruz. Güvenlik işine ilk olarak bir site’nin güvenliği ile başladım.  İki kişi ile bir sitenin güvenlik işini yaptım. Daha sonra kamu kurumlarına yöneldik ve oralardan aldığımız işlerle adım adım geliştik. Sürekli olarak iş deneyimlerimiz arttı. İş deneyimlerimizle doğru orantılı olarak yeni yeni ihalelere girdik. Bugün ise firmamız hemen hemen Türkiye’de birçok kurumun ihalesine girebilecek düzeye geldi. 

Kadın istihdamına yönelik bir çalışmanız olacak mı?

‘Kadın istihdamını artırmaya dönük bir proje olarak düşünüyorum’

Önümüzdeki süreçte sadece kadın istihdamına yönelik olarak üretim yapabileceğim bir fabrika kurmayı düşünüyorum. Bu ne olabilir, gıda sektörü üzerine olabilir. Dondurulmuş konsantre ürün olabilir. Henüz kafamda yapacağım iş net olarak oluşmuş değil ama tamamen kadınlara yönelik bir iş kurma fikrim net. Bu işte ticari bir kazanç elde etme niyetiyle yola çıkmıyorum, tamamen kadın istihdamını artırmaya dönük bir proje olarak düşünüyorum.

‘Yaşadığım kente yararlı bir insan olmak istiyorum’

Elbette ki, ekonomik olarak geleceğini parlak gördüğüm ve hayalimde de olan inşaat sektörüne de girmeyi düşünüyorum. Ben kendi payıma inşaat ve bankacılık sektörlerinin önünün ekonomik olarak açık olduğunu düşünüyorum. Özellikle bankacılık ve inşaat birbirini besleyen sektörlerdir. Ayrıca inşaat sektörünün etkilemediği sektör yok denecek kadar azdır. Şuan Türkiye’de ekonominin nabzını bu iki sektör tutuyor. Tabii ki, işlerimi geliştirmek, hayat standartlarımı yükseltmek istiyorum ama para kazanmak her şey değil. Yaşadığım kente yararlı bir insan olmak istiyorum. Parayı bulup başka bir kente ya da ülkeye gitmek istemiyorum. Ben bu şehri seviyorum ve her türlü yatırımımı burada yapmak buranın insanına faydalı olmak istiyorum. Bu şehrin insanlarını çok seviyorum. Ben bu şehrin bereketine, uğruna inanan insanlardanım. Diyarbakır’ın hümanistlik değerleri çok yüksektir. Kötü insan elbette ki, her yerde her toplumda olabilir ama Diyarbakır’daki iyi, merhametli insanlar, yüreği temiz insanlar çok çok fazla. İnsanların korkup, çekinip girmediği Bağlar, Sur, Alipaşa, Ben-u Sen’in sokaklarında o kadar yürekli insanlar, tertemiz yürekli, saf, kirlenmemiş insanlar yaşıyor ki, o insanları görmek, o insanlara dokunmak lazım.  O yüzden ben bu şehirden gerçekten gitmek istemiyorum.

Son iki yılda bölgede yaşanan çatışmalı sürecin işlerinize etkisi nasıl oldu?

‘Çalıştay yaptık’

Tabii ki son iki yılda Diyarbakır’da ve bölgede yaşanan çatışmalı süreç ekonomiyi durma noktasına getirmişti. Ben aynı zamanda TOBB Diyarbakır Genç Girişimciler Kurulu Başkan Yardımcısı ve Kadın Girişimciler Kurulu aktif üyesiyim. Biz 15 Temmuz günü bölgede durma noktasına gelen ekonomiyi canlandırma adına neler yapabileceğimiz konusunda bir çalıştay düzenlemiştik. Bu çalıştayda; sosyal psikologlar, TOBB Üst Kurulu, Diyarbakır Ticaret Borsası, Belediye Başkanı, Doğu ve Güneydoğu illerinden kadın girişimciler Kurulları, iş kadınları bir araya gelerek, sorunlarımızı tespit ettik ve sorunlarımıza çözüm alternatifleri üretmenin gayreti içinde olduk. Çalıştay sonunda hazırlanan rapor TOBB Üst Kuruluna ve oradan da Başbakanlığa iletildi.

‘Bankalar limitlerimizi dondurduğu için ihalelere giremiyoruz’

Sur olaylarından dolayı bankalar limitlerimizi kullandırmadılar. Ciddi ekonomik sıkıntılar yaşadık. Önümüzde ihaleler var ama bankalar limitlerimizi dondurduğu için ihalelere giremiyoruz. Önümde 22 milyon TL’lik işim var ama banka teminat limitimi kullandırmadı. Banka limitimi dondurmuş, sebep: güvenlik! Ben kaç tane işimi bu yüzden kaybettim. Tabii ki, bunu yanı sıra iyi niyetli olup, elini taşın altına koyan bana müdürleri de gördüm. İnisiyatif alıp, elini masaya vuran banka müdürlerimiz de oldu, onların hakkını da teslim etmek gerek. Onları bu tutumlarından dolayı canı gönülden tebrik ediyorum.

‘KGF destekleri iş dünyasına ciddi anlamda nefes aldırdı’

Tabii ki, bütün bu sorunlar iki yıl öncesine göre ciddi anlamda aşılmış durumdadır. Şuan çok ciddi sorunlar yaşadığımızı söyleyemeyiz. Başbakanın Diyarbakır’a gelerek yaptığı açıklamalar piyasaya moral oldu ve bir rahatlama sağlandı. Kredi Garanti Fonu destekleri oldu. KGF desteğinden çok yakın bir süreçte kendim de faydalandım. KGF destekleri iş dünyasına ciddi anlamda nefes aldırdı. Bu destekler sayesinde iş insanları borçlarının bir kısmını ödeyebildi. Farklı sektörlere yatırım yapan iş insanları oldu. SGK primleri ertelendi ve özellikle personel çalıştıran firmalar bu ertelemeden ciddi anlamda yararlandı. Aylık 1 milyon SGK primi ödeyen bir firma olarak SGK primlerimin 9 ay ertelenmesi bana büyük bir avantaj sağladı. Esnaflara sicil affı getirildi. Can suyu kredileri verildi. KOSGEB’in, Kalkınma Ajanslarının destekleri bizi ciddi anlamda rahatlattı.