1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tulgar

  3. Akşam Sefası
Ahmet Tulgar

Ahmet Tulgar

Köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Akşam Sefası

A+A-

Diyarbakır bir akşam sefasıdır. Güneş surlarının ardında, ovalarının ufkunda batar, yoksulluğun ve şiddetin işaretleri karanlığa gömülürken, barış düşlerine gözünü açar. Dünyaya açar, ülkeye açar. Kendini açar Diyarbakır. Kendi kendine.

Diyarbakır akşam oldu mu, karanlık çöktü mü demlenmiş çayhane önlerindeki kürsülerde, dar sokakların ıslatılmış sahanlıklarındaki kilimlerde, sur tepelerinde kurulmuş esrik çilingir sofralarında, dernek, sendika ve parti lokallerinin aymış masalarında barışı konuşur, barışı sayıklar sabaha kadar. Umudun ve inancın sefasını sürer sabaha kadar. Diyarbakır bir akşam, bir gece sefasıdır.

Ama sabah olup da küçücük çocuklar ekmek peşinde sokağa düştüler mi, şiddettin işaretleri güneşin ilk ışıklarıyla yalazlandı mı, Diyarbakır kapar kendini yine. Kapar yapraklarını. Kapatır. Kapanır acısının, kayıplarının üstüne. Diyarbakır kırgın bir çiçektir bu ülkede. Bütün akşam sefaları gibi kırgındır. Kırgın şehridir bu ülkenin.

Diyarbakır, görmüş geçirmiş bir bilgedir. Kadim ve modern bir bilge. Ve sonunda kırılmış gördüklerinden geçirdiklerinden. Diyarbakır bütün bilgeler gibi kırgındır az ya da çok. Ve dünya malıyla yoktur işi. Hava kararıp da, el ayak çekildi mi sokaklardan, pazarlar, silahlar ve ağıtlar sustu mu, efsanelerini ütopyalarına bağlayan bir bilgedir sadece Diyarbakır artık.

Ama sabah olup da günlük maişet derdine düştü mü, çocuklarını okullu etme, adam etme kaygısına, Diyarbakır efsanelerinin ve ütopyalarının da uzağına düşer. Diyarbakır bir gece bilgesi, bir gün işçisidir.

Diyarbakır yorgun bir işçidir akşam oldu mu. Ama yine de yarine, barışa, o barış umuduna koynunu açar, bağrını açar uzandı mı ovadan düz, gergin yatağına. Bin kez duyulmasa da yakarışı, haykırışı binbirinci kez inanır anlatılanlara, uzanır yanında, kuzeyinde, batısında uzanan topraklara, coğrafyaya.

Her sabah yataktan yine yalnız bırakılmış kalksa da bir aşk emekçisidir Diyarbakır. Bir karasevdalı.

Bir karasevdalı kadar inatçıdır. Gündelik, konjonktürel olana, güçlü ama gücü geçici olana kanıp dönmez yüzünü onun tarafına. Geçmez onun tarafına. O tarafa. Kalır burada. Gelgeç rüzgarlara kapılıp binlerce yıllık kökünü koparmaz. Günlük politikaların peşinde omurgasızlaşmaktansa, kalır Kuzeybatı’ya çevrili yüzü. Boynu tutulmuş, kireçlenmiş de olsa bekler.

Bekler kardeşi İstanbul’un serin yelini, dost elini. Dostluğun, kardeşliğin şifalı elini.

Diyarbakır, kardeşidir İstanbul’un. Has bir kardeşi. Birbirlerine emanet ederler çocuklarını, oğullarını ve kızlarını.

Güçleri yettiğince göz kulak olurlar ikisi de bu civanlara, bu 20’liklere.

Güçleri yetmedi mi civanlarını kurtarmaya namluların ve tacirlerin elinden, ağlaşırlar, dertleşirler içli içli. İçten.

Duyulmaz bu dertleşmenin, bu kardeşliğin sesi savaş naralarının gürültüsünde. Ama susmaz da işte bu iki kardeş.

Bu iki kadim şehir de bilir ki ağlaya ağlaya geçmez ömür. Şehirlere gündüzleri de yakışır en az akşamları yakıştığı kadar akşam sefaları. Sefası şehirlerin akşamları da sürülmelidir, gündüzleri de.

O yüzden işte Diyarbakır ve İstanbul iki politize şehirdir.

Beyoğlu’nda ve Ofis’te, Gazi’de ve Bağlar’da hep politika konuşulur.

Sonra bir de Diyarbakırlı dostlarımın çaylarını, kahvelerini, yumuşacık döşeklerini unutmadan: Diyarbakır, misafirperver bir ev sahibidir. Ama ısrarcı değildir.

Her defasında beni umut ve sevinçle kendi şehrime, İstanbul’a yolcu eder.

Aynı bu yazıda olduğu gibi.

Ahmet TULGAR

Bu yazı toplam 778 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.