1. HABERLER

  2. POLİTİKA

  3. "Amedspor'u hapis mi edelim?"
"Amedspor'u hapis mi edelim?"

"Amedspor'u hapis mi edelim?"

HDP İstanbul Milletvekili Celal Doğan, Meclis’te Gençlik ve Spor Bakanlığı bütçesi görüşmelerinde Amedspor'a dair değerlendirmelerde bulundu. Doğan, "HDP Milletvekili Celal Doğan: Bir spor takımını bile sindiremezsek nasıl bu işi götüreceğiz?"

A+A-

HDP İstanbul Milletvekili Celal Doğan, Meclis’te devam eden bütçe görüşmelerinde Gençlik ve Spor Bakanlığı bütçesi üzerine değerlendirmelerde bulundu. “Cumhurbaşkanı bir gün Allah için, Muhammed için, iman için, din için de bir tane isterse 8 çocuğa da varırsak şaşırmayın. Ama bu, ülkenin nüfusunun kaliteli olmasını sağlamaz, olsa olsa çok nüfus olur” diyen Doğan, Amedspor’un deplasman maçlarında uğradığı saldırıları da gündeme getirdi: Amedspor’u Kürt halkının yaşadığı şehirlere hapis mi edelim? Bingöl, Bitlis, Siirt, Diyarbakır etrafından çıkarmayalım mı bunları, orada mı kalsınlar? Kendi arasında mı lig yapsınlar?

Doğan’ın açıklamalarından satırbaşları şöyle:

EĞİTEBİLECEĞİMİZ KADAR ÇOCUK… 80 milyonluk bir nüfusa sahibiz. Genç bir nüfus olduğumuz iddia ediliyor. İleride, doğum oranları açısından meseleye bakarsanız, yaşlı olmak durumuna da gidebiliriz. Sayın Cumhurbaşkanımızın “3 çocuk, 4 çocuk” anlayışı bir ilaç olabilir belki. Hep “4” diyor Cumhurbaşkanı. “Tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak.” 4, Rabia 4’ü, buna döndü. Bir gün de Allah için, Muhammed için, iman için, din için de bir tane isterse 8 çocuğa da varırsak şaşırmayın. Ama bu, ülkenin nüfusunun kaliteli olmasını sağlamaz, olsa olsa çok nüfus olur. Bakabileceğimiz kadar, eğitebileceğimiz kadar, sevebileceğimiz kadar çocuk doğaldır, dahası, olması gereken odur, Türkiye’nin buna yönlendirilmesi gerekir.

GENÇLER İŞ BULAMAMA ENDİŞESİ YAŞIYOR: OECD ülkeleri içinde en mutsuz gençlere sahip ülkelerden biriyiz. Gençlerimizde müthiş bir iştiyak ve arzu var çünkü halkımızın büyük çapta yapısı hep şuna özendirilmiştir: “Devletin kapısına bir adım at, belki ekmek sahibi olursun.” Yani aileler çocuklarını bir iş bulmaları arzusuyla üniversitelere seferber ederler. Ama ne yazık ki Türkiye’de üniversitelere seferber edilen gençliğin geldiği nokta şudur: İşsizler ordusu yaratıyoruz. Bu kadar masraf ediyoruz, bu kadar emek veriyoruz, sonunda yetiştirdiğimiz bu insanların çoğu işsizler ordusuna katılarak bir nevi, Türkiye’nin bu kez bedbaht insanları hâline geliyorlar. Sonuçta şu çıkıyor ortaya: Türkiye’de gençleri, üniversiteyi bitirdikten sonra iş bulamama endişesi, işsizlik korkusu, yaşamlarına müdahale endişesi, özgürlüklerinin kısıtlanması sonucunda Türkiye’yi terk etme yani ülkeden kaçma noktasına taşıdığımız bir insanlar grubu hâline getiriyoruz.

DENİZ GEZMİŞ ENTERNASYONAL DEVRİMCİDİR: 12 Eylül de Türkiye’de genç bir jenerasyondur. 1968 kuşağı Türkiye’deki dinamizm, bütün dünyadaki ülkelerin dinamik gruplarından birisidir. Bunlar özellikle değişim ve dönüşümün önünü açmışlardır. Türkiye’de 12 Mart’ın simge isimlerinden Deniz Gezmiş enternasyonal bir devrimcidir. Hem anti Amerikancıdır, sonuna kadar sosyalisttir. Son nefesinde, Türkiye’de asılırken “Yaşasın tam bağımsız, gerçekten demokratik Türkiye” demiştir. O nedenle o arkadaşlarımızı tekrar saygıyla anıyorum.

DEVLET KARŞILAMALI: Sayın Bakan, Türkiye’de size bağlı 600 bin yatak olduğunu düşünüyorum. 81 ilde Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı Kredi ve Yurtlar Kurumunun uhdesinde 600 bin yatak var. Gençlerin arzularının sadece yüzde 13’ünü falan karşılayacak noktada. Diğer tüm gençlerin gideceği yerler, ya cemaatlerin ya tarikatların ya sivil toplum örgütlerinin veya ne nedenle kurulduğunu bilmediğimiz birtakım kuruluşların yurtlarıdır. Türkiye’de 15 Temmuz’u yaşadık. 15 Temmuz’u yaşayan bir ülkede kurşun sıkacak güce gelmiş bir örgütün eline gençleri terk ettiğimizde ileride akıbetimizin bundan farklı olmayacağını görmemiz gerekir. Yani, kıssadan hisse şudur: Türkiye’de her hâlükârda gençlerin barınma sorunları, yeme sorunları gibi konuların mutlaka devlet tarafından karşılanması vazgeçilmez olmalıdır, başkalarının insafına Türkiye terk edilmemelidir.

AMEDSPOR’U HAPİS Mİ EDELİM? Türkiye’de Amedspor diye bir takım var. Amedspor federasyonun tescil ettiği bir kulüp. Şimdi, sorsam size, Amed sanki Kürdistan’dan gelme, Kürtlerin mutlaka tapmak istediği bir kelimeymiş gibi anlamlandırmak istersiniz. Amed Diyarbakır’ın eski ismidir. Medlerden, atalarından kalmış bir şehrin ismidir. Amedspor Türkiye’nin neresine gittiyse “Kahrolsun Kürtler, kahrolsun PKK” diye sloganlara maruz kaldı. Amedspor’u Kürt halkının yaşadığı şehirlere hapis mi edelim? Bingöl, Bitlis, Siirt, Diyarbakır etrafından çıkarmayalım mı bunları, orada mı kalsınlar? Kendi arasında mı lig yapsınlar? Amed iyi niyetle kurulmuş bir spor takımı olarak gittiği her yerde bu muameleye maruz kaldı. Bu muameleyi o stattaki çocuklar yapmadı aslında. Bizim ektiğimiz tohumların, bizim siyasette verdiğimiz mesajların, bizim HDP’ye bakışımızın, bizim Kürt halkına bakışımızın doğurduğu bir sonuç olarak o arkadaşlarımız gittiği yerlerde hem şiddete maruz kaldılar hem de sloganlarla tahkir edildiler. Burada Ankaragücü maçında, Sayın Bakan mutlaka muttali olmuştur, bu arkadaşlarımız, arkadaşlarımızın yöneticileri şeref tribününden aşağı atıldılar. Şimdi, biz nasıl birbirimize yaklaşacağız? Bir spor takımını bile içimize sindiremezsek nasıl bu işi götüreceğiz ben merak ediyorum.

FEDERASYONLAR İŞARETLE SEÇİLİYOR: Türkiye’de profesyonel futbolun bir ciddi yasaya ihtiyacı var, kulüpler yasasına ihtiyaç var. 4 milyar dolar borcu olan kulüplerin geldiği bu noktada Dernekler Kanunu’yla bu spor kulüplerini yürütemezsiniz. Gaziantepspor diye birtakım vardı, efsane bir takımdı; o takım bugün ikinci lige düşecek. Gelecekte amatöre düşecek. Hırsızların elinden devlet bunu almadı çünkü İçişleri Bakanlığının denetimi, maalesef, işlev görmedi. Türkiye’de gerek Futbol Federasyonu gerek Basketbol Federasyonu gerekse Voleybol Federasyonu gibi çok federasyonun yüzde 99,9’u işaretle seçilmektedir. Tıpkı AKP il ve ilçe kongreleri gibi seçilmektedir. Hiç kimse aday olma cesaretini göstermemektedir. Kim işaretlenmişse o oraya başkan olmaktadır. Delegeler itaatkâr, başkanlar da orada esir düşmüş hâlde. Bu nedenle Türk futbolunun bu anlayışla kurtulması mümkün değil. (Kaynak: duvar)

Bu haber toplam 1610 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.