1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. ARAPGİR MANUSASI
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

ARAPGİR MANUSASI

A+A-

                                                                                            

Eski otobüs bozuk yolda sarsılarak ilerliyordu. Sürat yapmak bir yana neredeyse posta treni hızındaydı. Genç adam uzun yolun getirdiği bıkkınlıkla  “öf be biter mi bu yol bu hızla” diye söylendi. Annesine, ninesine söz vermiş olmasa pek gideceği yoktu ya memlekete… Kalktığında mis gibi kokan otobüsün havası, zaman içinde, yolcuların teri ve  ayak kokularıyla arada bir serptikleri tütün kolonyası  birleşmiş otobüsün içi iğrenç bir kokuyla kaplanmıştı. Dayanılır şey değildi ki… Bari limon kolonyası olsaydı diye düşündü genç adam… Bu yolları dört yıl daha çekeceğini düşünce, bir ‘of’ daha çekti.

Malatya’nın Arapkir ilçesinde öğretmendi. Bir yılı aşkın bir süre olmuştu oraya tayin olalı… Dört yıl daha buradaydı. Güzel yerdi Arapkir. İnsanları da hayli candandı. Ne çok yakınlık göstermişlerdi ona… Şimdi yüzlerce insanın arasında Arapkirli olanları hemencecik tanırım diye düşündü. Arapkirlilerin yüzünde hep bir hüzün vardı, sanki…

Şimdiyse annesinin ısrarıyla İzmit’e gidiyordu. Babası devlet demir yollarından emekli bir makinistti. Yıllarca tren istasyonlarındaki lojmanlarda oturmuş, güzel ama yalnız zamanlar geçirmiştiler. Şimdi yine onlardan ayrıydı işte. Ayrılık bizim içimize kor gibi işlemiş; ne yapsak, nereye gitsek bir gurbetlik sarıyor çevremizi…

Okuduğu kitaptan başını kaldırıp  pencereden otobüsün geçtiği yollara hem de yolcuların görebildiği kadarına bakındı. Otobüsteki koku artık çekilmez olmuştu. Birileri ansızın bağırmaya başladı. Dönüp baktı. Hemen çaprazında kucağında bir telis çuvalıyla oturan, başörtülü, beyaz saçlı ağlamaklı bakınan bir kadınaydı tüm bağrış. Kadın türbanlı değildi. Ak saçları yazmanın arasından görünüyordu. Nasıl da mahzun bir görünüşü var, diye düşündü. Neredeyse ağlayacaktı. Yaşı hayli geçkin olmalı yüzüne bakılırsa… Niye bağırıyorlar ki kadıncağıza…

Gözlüklü bir adam “ Ana ana zaten otobüs kötü kokuyor. Ya senin kucağındaki çuvala ne demeli.  Teke gibi kokuyor yahu!” Yaşlı kadın daha bir sarıldı kucağındaki çuvala. “Bari bagaja verseydin be” diye tekrar söylendi birileri…

Otobüse ilk bindiklerinde de bu kadına göz ucuyla bakmıştı. Tipik Arapkir kadınıydı işte. Aynı hüzünlü, mahzun bakışlar… Neden böyle bakıyorlardı sahi? Hep bir iç kırıklığı, geride kalma duygusu, yalnızlık gibi düşüncelerle sarılmıştı, sanki her biri…

Birileri, kadın biraz uyuklar gibi olunca yavaşça kalkıp elindeki telisi kadının kucağından alıp dışarı attı. Kadın ansızın uyanıp feryat edince kalkıp dışarı atılan telisi getirip verdim. Herkes kötü kötü bakarken kadın derin bir iç çekip minnetle baktı yüzüme. Arapkir’de de böyle bir teyzenin evinde oturuyordu. Nasıl da oğlu hatta torunu yerine koymuştu onu… Bir gün kaç numara ayakkabı giydiğimi sormuş Arapkir’in meşhur tahta çivili ayakkabısından bir çift getirmişti. Ayağını güzelce kavramış, yumuşacık dolanmıştı… Kadın sevinmiş, mutlu olmuştu. Elini öpüp sarılmıştı ona ninesi gibi…

Gürün’den geçmiş Pınarbaşı’na gelmişti otobüs. Yorucu yolculuğun izleri bütün yolcularda olduğu gibi yaşlı kadında da hissediliyordu. Elinden telisi almama seç çıkarmamış, gel bir çay içelim nine deyince de sevinmişti. Oturduk. Çaylar geldi. Yudumlamaya başladık. Telisi de masanın altına koydum. Doğrusu içinde ne olduğunu merak etmiyor değildim ya; sormak ayıp olurdu şimdi.

Kendisi anlattı. “Bayak beni gözetince, sevindim. Ağlayasım geldi.Bi kırtik sasımış ne olur ki? Bu telisin içinde asma teveği var. Siyah Köhnü üzümü.” Durdu. Azıcık düşündü, sonra, yüzüme bakıp devam etti. “Ben Arapkirliyim. Lappıdana konuşiyim ama ne’dim.Ben yalanuz kalınca oğlum, torunlarım gel dediler İstanbol’a. E, ne’dem mecbur he dedim. Dedemden meyrat bir üzüm asması kaldıydı. Başka bir şey de yok zaten. Koydum onu torpağınan telise, az biraz da gıdik tersi… Tabi az biraz sasımış ki koktu. İstanbol’a giderken arkada kalmasın dediydim. Aldım yanıma. Mezarıma koyarlar artık. Onca bağ bahçeden bir tek bu kalmıştı. Söktüm aldım yadigâr işte…” İsmi Siranuşmuş. Ermeni’yim deyince ağzımda acıyla karışık derin bir ‘ah ‘ çıkıverdi. Elini tutup öptüm. İçlendi; ağlarken bir türkü tutturdu. Benim ninelerimde Makedonya’dan tıpkı böyle ayrılmışlardı işte… Gözümde biriken yaşları daha fazla saklayamadım. Eğildi alnımdan sıcacık öpüverdi.

“Bahçem var, meyvem yok,/Ayvam var, narım yok,/Garip ülkeye düşmüşüm,/Çıkmaya çarem yok.” İnce narin ve içli bir sesle okuyordu ezgiyi…

Bindik tekrar otobüse. Yerine oturttum. Telisi de tekrardan sıkı sıkı tutup kucağına aldı. İçim geçmiş. Bir bağırışla uyandım.” Bu kadın ölmüş ya” dedi yanında oturan kadın. Otobüsün şoförü arabayı durdurup el frenini çekti.

Hemen yanına gittim. Yüzüne baktım huzurluydu. Ne yapacaktım şimdi bu nineyi. Adresini bilmem yerini yurdunu bilmem. Kararı o an mı verdim yoksa nine benimle konuşurken mi karar vermiştim bilmiyorum. Şoföre beni ve cenazeyi Pınarbaşı’na geri götür dedim. Geriye döndük. Polis ve hükümet tabibi gelip ölüm kâğıdını verdiler. Oradan da Arapkir’e giden bir otobüse bindim. Nineyi Arapkirli culfacılardan aldığım manusaya sarıp bagaja koyduk. Arapkir’e varınca polis ve hükumet tabibi gelerek defin onayı verdi. Kimliğini aldılar üzerinden. Bir adres bir iki fotoğraf çıktı ninenin üzerinden alıp cüzdanımın içine koydum. Ninenin Eşyalarını da akrabalarına vermek üzere yanıma aldım.

Ermeni mezarlığını sorup belediyenin verdiği cenaze aracıyla mezarlığa gittik. Duyan birkaç kişi de geldi. Herkes kendince bir Fatiha okudu. Nineyi toprağın koynuna, sevdiği ayrılamadığı toprağa defnettik. O herkese dert olan telisi açıp asma kökünü toprağa gömdüm.

İçime nasıl dert olmuşsa saatlerce ayrılamadım. Oturup kaldım mezar başında… Dönüşte farklı bir hale düşmüştüm. Anamı, ninemi özlemiş, toprağın, yurdun önemini daha bir anlamıştım. Dükkânın birinden bir Arapgir türküsü uğurlar gibi ses veriyordu…

“Hiç eser kalmadı bende sabırdan/Bir izin çıksa da Ulu Tanrıdan/Beni de koynuna alsan buradan

Gurbet elde özlediğim Arapgir”

 

 

Bu yazı toplam 653 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.