1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. Ava buze, kankıla guze…
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Ava buze, kankıla guze…

A+A-

          

Ramazan’ın yarısını geçtiğimiz günlerde geride bıraktık

Temmuzun sıcak günleri hükmünü icra ediyor.

Bölgemizin pek çok yerinde 40 dereceyi aşan sıcak günleri yaşamaya başladık.

Özellikle kızgın güneş altında, ateş önünde evinin, çoluk çocuğunun nafakası için, alın teri döken tüm çalışanların Tanrı yardımcısı olsun...

Eskiden Diyarbakır daha mı sıcaktı ne?..

Diyarbakır’ımız henüz dışarılara taşmamıştı. Sur içine sıkışmış evlerde, dükkanlarda bunaltıcı sıcaklarla adeta boğuşarak yaşardık.

Sıcaklar bazen gerçekten tehlikeli boyutlara ulaşırdı. İşte o zaman belediyenin maaşlı münadileri (duyurucuları) çarşıları pazarları gezer esnaf ve tüccarı aşırı sıcağın hüküm sürdüğü saatlerde uyumasınlar diye uyarırlardı.

Bu münadilerden biri olan yaşlı Abdullah Dayı bastonuna dayana, dayana tüm çarşıları gezer, esnafı tüccarı  “Uyumayın Müslümanlar!...” diye uyarırdı.

Genellikle Sıcak öğle saatlerinde esnaf, tüccaların bir bölümü dükkanını kapatır evine gider orada dinlenirdi. Evlerin kiler olarak kullanılan bodrum katları serin olurdu.

Diyarbakır’da 1960’lı yıllarda Valilik kararı ile YAZ MESAİSİ uygulanırdı.

Buna göre Temmuz ve Ağustos aylarında resmi mesai saati  sabah 07.oo’de başlar saat 15.oo’te biterdi.

Kolordu ve 3.Taktik Hava Kuvveti Komutanlığında ise yaz mesaisi daha değişikti. Buralarda mesai saatleri 07oo-12.oo ve 15.oo-18.oo olarak  uygulanırdı…

…………

1950’li yıllara kadar evlerin çoğunda buzdolabı yoktu. Kentte doğru dürüst elektrik yoktu çünkü... Yemekler, meyveler, etler, yağlar, yoğurtlar,  evlerin kilerlerindeki soğuk bölmelerde telli dolaplarda ya da sepetler içinde kuyulara sarkıtılarak korunurdu.

İçecek sular testilere, küplere doldurulur evin gölgeli ve serin bölümüne konurdu. Terleyen testilerdeki, küplerdeki sular bir süre sonra soğumuş olarak kullanılırdı.

Her evin bodrumunda kiler, ayrıca da güneş görmeyen serin odalar bulunurdu. Bu odalarda yukarılara, dama kadar uzayan havalandırma bacaları vardı. Bu bacalar adeta klima görevi yapar, sirkülasyonu sayesinde bu odalar her zaman serin olurdu.

……….

Sıcak aylara rastlayan Ramazanlarda daha bir çekilmez olurdu sıcaklar. ..

Uzun günlerin bunaltıcı sıcağında oruç bir zorlaşırdı ki sormayın. Temmuz, Ağustos aylarındaki ramazanlarda eskilerin deyimi ile oruçluların dili bir karış dışarı çıkardı susuzluktan.

Oruçlular kilo ile satılan BUZ ve KAR’la oruçlarını açardı. Eski Yoğurt Pazarı’nda, Ulu Cami kapısında, Balıkçılarbaşı köşelerinde meyan şerbeti satan ünlü şerbetçilerin önünde akşama yakın saatlerde kuyruklar oluşurdu. Herkes kabını, şişesini, kovasını meyan şerbeti ile doldurur, mendiline sardığı birkaç kilo buz ya da karla evinin yolunu tutardı. Kentteki buz fabrikaları lokantalara, kahvehanelere, vatandaşlara buz yetiştirmekte zorlanırdı.

 

KAR KUYULARI

Diyarbakır’da kar kuyuları Karacadağ’ın eteklerindeki arazilerde, Gazi Köşkü sırtlarında. Kırklardağı’nda olurdu. Kış mevsiminde yağan kar toplanır, buralarda açılan derin kuyularda depolanırdı. Toprağa derin ve geniş çukurlar açılır, toplanan karlar buralara bastıra bastıra doldurulur üstü samanla ve kalın toprak tabakasıyla kapatılır yaza saklanırdı.

Haziran, temmuz ve ağustos aylarında bu kar depoları usulüne uygun açılır, karlar uygun bir biçimde kente getirilir testereyle kesilerek satılırdı.

Su ve şerbet satıcıları çarşı-pazar dolaşır kovalarda ya da özel yapılmış bakır veya teneke ibriklerde Kürtçe’yi, Türkçe’yi birbirine karıştırarak bağıra bağıra su, limonata ve meyan şerbeti satarlardı.

Ava buze...............     Buzlu su

Kankıla guze .......... Ceviz içi

Heb kuruş...............   Tanesi bir kuruş

Dişleri dondurur

Kemana çaldırır

Var mi dişlerine güvenen

.............

Uzun Ramazan günlerinde bazı insanlar oruçlulara sevabına bedava (Sebil), meyan şerbeti ve buzlu su dağıtırdı. En çok da kente gelmiş, hanlarda, otellerde barınan yabancılara.

Sucular, şerbetçiler, çarşıyı, pazarı gezerek, camilerin önünde durarak iftar vaktinde oruç açmaya hazırlanan insanlara “SEBİİİİL...” diye buzlu su ve şerbet ikram ederdi. Kimse bu sevabı işleyenin kim olduğunu bilemezdi...

Bu davranışlar aslında kentte asırlarca  süregelen sosyal yardımlaşma ve dayanışma geleneğinin bir başka güzel  belirtileriydi...

 

Bu yazı toplam 607 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.