1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. Babalar ve oğulları
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Babalar ve oğulları

A+A-


 

Beş aydan bu yana Türkiye’de hemen herkes “Babalar ve Oğulları” ile meşgul.

İnsanlar BALYOZ yemiş gibiler. Ve bu sersemlik içinde  malum SEÇİM yapıldı.

Bazı seçimlerin  sonuçlarının günler  sonrasında bile alınamamasının nedeni bu…

Babalar ve Oğulları”yla bir yanda ADALET uğraşırken, bir diğer yanda da MİLLİ meselemiz oldu. Sonra bildiğiniz gibi, iş MECLİS’e taşındı.

Geçtiğimiz gün koca Türkiye Büyük Millet Meclisi neredeyse 24 saat aralıksız “Babalar ve Oğulları”yla uğraştı. Kavga - dövüş, itiş - kakış ve sataşmalar arasında

İŞ komisyona havale edildi.

“Sen sağ ben selamet…”

Atalarımız boşuna demişler;

“Bir şeyin olmamasını istiyorsan komisyona havale et…”

Şimdi herkesin aklında şu soru var;

-Peki bundan sonra ne olur.

Valla benim bildiğim “bir şey olmaz”.

Çünkü tecrübe ile sabittir… Sonra, sonra da unutulur gider…

“Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür…”

Hep öyle olmadı mı?

………

Babalar ve oğullarının kimler olduğunu biliyorsunuz.

Konu yabancımız değil. Çünkü, neredeyse yarım asırdır “babalar ve oğulları” ile meşgulüz.

17 Aralık Operasyonu… Hani şu Türkiye’yi sallamakta devam eden olaylar zinciri.

Malum gün, sabaha karşı İstanbul’da düzenlenen bir operasyonla:  dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler'in oğlu Barış Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın oğlu Salih Kaan Çağlayan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar'ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar, Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan, işadamları Ali Ağaoğlu, ve 26 yaşındaki Azeri iş adamı, (ne tesadüf pek çok bakanın da tanıdığı) Reza Zarrab’ın da aralarında bulunduğu 89 kişi evlerinde yapılan aramaların ardından gözaltına alındılar.

İşin en ilginç yani, operasyonun ertesi günü tüm yetkililer yarışırcasına “Bu operasyondan benim haberim yok” dediler.

Bütün vatandaşlar gibi ben de kendime sordum “Bu operasyonu cinler mi yaptı”…

Sonraki günlerde Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış da olaya dahil edildi.

Meğer Bakan Bağış üç kez RÜŞVET almış.

Sonra Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın kolunda görünen 700 bin liralık kol saati gündeme oturdu. Bu saatin kimin hediyesi olduğu hala anlaşılmış değil. Ne garıp…

Günler sonrasında olaya Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın oğlu, Amerika’dan burslu tahsilden döner dönmez , dediklerine göre, kısa süre içinde 6 gemiye sahip olabilme becerisine sahip, Bilal Erdoğan’ın da adı karıştı… Böylece,  bazı bakanlarla birlikte başbakanın da başı derde girmiş oldu.

İşte, aylardır bütün Türkiye’yi meşgul eden KONU bu…

Neyse ki İŞ komisyona havale edildi de şimdilik gündemden biraz olsun uzaklaştı.

Şimdi artık varsa, yoksa “Cumhurbaşkanlığı Seçimi”.

Bunun da gündemi ilginç.

“Başbakan Recep Tayip Erdoğan Çankaya Köşküne çıkacak mı, çıkmayacak mı?”

………

Dediğimiz gibi; “Babalar ve Oğulları” konusu aslında yabancımız değil.

Önce, (oğlu olmadığı için olsa gerek) Başbakan Süleyman Demirel’in Yeğeni Yahya Demirel’le uğraştı Türkiye.

Bir ara “Milli Görüş”ü temsilen başbakanlık koltuğuna oturan Necmettin Erbakan’ın oğlunun yabancı markalı çorabı meşgul etti hepimizi. Bir Cuma namazı esnasında fotoğrafı çekilen Mücahid’in giydiği yabancı marka çorabı hayli şaşırtmıştı herkesi…

Ne garip. Sonraki yıllarda Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın eşi Semra hanımın gözlük camını değiştirmek için İsviçre’ye gittiği haberine bu kadar şaşırmamıştık…

Neyse ki bunları çabuk unuttuk…

Ama, gerçekten Türkiye’nin en renkli en sempatik dönemi Yıldırım Akbulut’un başbakanlık dönemidir… Onun için uydurulan fıkralar ne güzeldi değil mi?

Ardından Başbakan Prof. Dr. Tansu Çiller’in dönemi başladı. Bu dönemde de eşi Özer Uçuran Çiller’le uğraştık.

Sonrasında,  “Alışırsınız, alışırsınız…” diye diye bizi her şeye alıştıran “Benim memurum içini bilir” sözü ile de ünlenen Turgut ÖZAL’ın eşi, baş papatya Semra hanım ile çocukları gündemi doldurdu… Rahmetli Özal çocuklarını savunurken şöyle diyordu; “Efe’nin hiçbir yerde bir tek dikili ağacı yoktur”…

Ne çok alışmıştık rahmetli ÖZAL’a değil mi?

Renkli yaşantısına, şortlu teftişlerine, “Anayasayı bir defa delmekle bir şey olmaz” türünden söylemlerine…Televizyonlarda insanların gözünün içine baka baka elindeki sarı renkli kalemi sallayışına…

Rahmetli Turgut Özal’ın renkli, sempatik döneminden sonra başlayan Recep Tayip Erdoğan dönemi, gerçekten hepimizi herkesi serseme çevirdi.

O kadar hızlı gündem değişikliği oldu ki. Yetişmek mümkün değil.

İlk “Demokratik Açılım Paketi” adı altında başlatılan BARIŞ süreci, sonra tüm yurda dağılan AKİL İNSANLAR meşgul etti insanları.

Daha kimse “neler oluyor” demeden bu kez Ergenekon, Balyoz, KCK operasyonları şaşırttı herkesi. Derken, Başbakan’ın başlattığı “Paralel Devlet” ve “Cemaatle Savaş” gündeme oturdu…

17 Aralık 2013 gününden bu yana da  “babalar ve oğulları” ile meşgulüz.

Şimdilerde herkes pür dikkat komisyona havale edilen İŞ’in sonunun  nereye varacağını bekliyor.

Siz ne dersiniz?

 

Bu yazı toplam 760 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.