• Diyarbakır4 °C
  • Batman2 °C
  • Mardin6 °C
  • Bingöl1 °C
  • Bitlis-3 °C
  • Elazığ3 °C
  • Erzincan-5 °C
  • Şanlıurfa10 °C
  • Erzurum-13 °C
  • Ağrı-14 °C
  • Gaziantep6 °C
  • Hakkari-1 °C
  • Muş-4 °C
  • Siirt2 °C
  • Van-2 °C

Zeynep ABBASOĞLU / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Zeynep ABBASOĞLU / Yazar

BALKONLARI OKUMAK

06 Eylül 2017 Çarşamba 11:42

 

 

Balkonlar evlerin sokağa açılan penceresi sanki.

Geçtiğimiz senelerde bir dekorasyon dergisinin açtığı “En Güzel Balkon” yarışmasını ilgiyle izlemiştim. Evlerin uzantısı gibiydi çoğu balkon. İçerideki dekorun, yaşam alanının küçük bir özetiydiler. Salonunda yeşil bitkilere fazlaca yer ayırmış bir yarışmacı, balkonda da bundan vazgeçmemiş ve çiçeklere bolca yer vermişti. Ya da tam tersi, bazı balkonlarda başrol çiçekten ziyade objelere verilmişti; bu evlerin içleri de objelerden nasiplerini bolca almışlardı.

Balkonların nasıl değerlendirildikleri, ev sakinlerinin yaşam tarzı hakkında az da olsa fikir vermekte. Yolda yürürken dikkatimizi çeken bir ayrıntı olmadıkça başımızı kaldırıp bakmadığımızdan, saklı bir ayrıntı olarak kalmakta balkonlar.

Elimde kahve fincanı, mutfak penceresinden dalgın dalgın dışarıya bakarken gözüm aniden evlerin balkonlarına kayıverdi. Yaklaşan Zafer Bayramı nedeniyle bazı balkonlarda kırmızı sardunyalara, balkon demirlerine asılmış Türk bayrakları eşlik etmekteydi. Gözümü biraz daha gezdirdiğimde -ki bunlar genellikle evlerin küçük balkonlarıydı- çamaşır kurutucularına kar gibi beyaz çamaşırların asıldığını gördüm. Nispeten büyük balkonlar, genellikle salon muamelesi gördüğünden, dekoratif kaygılar biraz daha ön planda tutulmuştu. Küçük balkonların kaderi ise, atmaya kıyılamayan ve orada unutulan eşyalara ev sahipliği yapmak olmuştu. Neler neler yoktu ki...

Ben balkonu çok severim ve balkon denince aklıma içinde güzel anılarım olan iki balkon gelir.

Biri, anneannemin balkonu. Bütün detayları bugün gibi gözümün önünde. Kapağında kök boya çiçek motifleri olan küçük bir sandığı vardı ve içini soğan, patates ile doldururdu. Kardeşim ile arada içlerinden alıp hangimiz uzağa fırlatacak yarışı yapardık. Mutfağını yeniledikten sonra da atmaya kıyamadığı için balkona koyduğu mutfak dolabının içine reçel kavanozlarını, turşu bidonlarını ve bez torbalarda muhafaza ettiği tarhanalarını yerleştirmişti. Katlanabilen, simitçi sehpalarının benzeri tahta bir masa ve dört sandalyesi vardı. Masasının üstünde mutlaka bir fesleğen ve kuruttuğu kayısı çekirdeklerini kırmak için sokaktan getirdiği kocaman bir taş dururdu. Duvarların süsü ise, çivilere astığı ve ipe geçirip kuruttuğu patlıcan ve biberleriydi.

Bir süre sonra salona iki tane fazla koltuk koyabilmek için o güzelim balkonu kapatıp salona katmışlardı ve geriye sadece camın önüne konan fesleğen saksısı kalmıştı.

Diğer balkon ise yakın bir arkadaşımın minicik balkonuydu. Ufacık bir masa, iki sandalye ve bir mutfak tüpünden başka bir şey yoktu. Kolumuzu balkon demirine dayar, kulağımızı salondan gelen Sezen Aksu’ya verir ve alt komşu konuşmalarımızı duymasın diye fısıldayarak konuşur, gülüşürdük.

Güzel olan balkonlar mıydı, yoksa zamanlar mıydı bilemiyorum...

 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
SEÇTİKLERİMİZ
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Tigris Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 412 229 20 03-0538 334 53 75 | Haber Yazılımı: CM Bilişim