1. YAZARLAR

  2. İshak Karakaş

  3. Barış zorunluluğu
İshak Karakaş

İshak Karakaş

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Barış zorunluluğu

A+A-

Ben bir barış insanıyım. Siyasete olan ilgimin birinci sebebi, gazetecilikteki en temel prensibim hep barıştır. Çünkü kanlı bir coğrafyadan geliyorum. Bir Kürt olarak katliam, şiddet hikayeleri ile büyüdüm, nereye baksam savaşın izlerini gördüm. 90'ları evlatlarım ve halkım için kaygılanarak geçirdim. Ülkenin demokratikleşmesi, özgürleşmesi için elimden geleni yaptım ve yolum hep barışa çıktı. 2013'te başlayan süreçte çok umutlandım. Şimdi de bu umudumu beslemeye çalışıyorum, bir şeyler arıyorum. Bazen bunu ülkemin çok uzağında, mesela Kolombiya'da, FARC gerillaları ile hükümetin imzaladığı barış antlaşmasında buluyorum, bazen yakın bazen uzak tarihsel dönemlerde. Böylece bir barış uzmanı oldum, diyebilirim. Bugün bana gazeteciliğini tarif et deseler, barış gazetecisi olduğumu söylerim.

Evet, ülke yine çok zor bir dönemden geçiyor. Her gün onlarca insan ölüyor bu ülkede. Böyle bir ortamda siyasetçilerden ne beklersiniz? İtidal telkin etmelerini, onarıcı söylemler üretmelerini, huzur vaat etmelerini değil mi? Özellikle de yürütmeyi elinde bulunduran hükümet yetkililerinden beklersiniz bunu, değil mi? Hele ki Türkiye'de. Yargı, yasama ve yürütmenin bu kadar merkezileştiği bir ülkede. Ama öyle olmuyor, hükümet yetkilileri, sözcüleri, her ölümden sonra daha çok savaş "vaat ediyorlar" bu ülke insanlarına. Oysa onların görevi ve sorumluluğu bu ülke insanının can güvenliğini ve refahını sağlamaktır. Bunu yapamıyorsa ya görevini yapamıyor ya da yapmıyor demektir. Normal şartlarda istifa etmesi gerekir. İstifa edemeyince de istifade etmeye çalışıyorlar bu durumdan ve savaşı bir yönetme biçimine dönüştürüyorlar.

Savaş kısa vadede bir yönetme biçimi olabilir. İnsan hayatları araçsallaştırılabilir. Toplum manipülasyon ve propaganda ile kutuplaştırılarak otoriter yönetime destek sağlanabilir, siyasi taraftarlar konsolide edilebilir. Bu bir seçim garantisi sağlayabilir. Ama bu ne kadar sürecektir? Barışı inşa etmek zordur belki ama herkes yaşamayı sever ve sonunda barışı arzulayacaktır. Yani o barış buraya da eninde sonunda gelecektir. Eğer bir iktidar kendisini savaşla sağlama almışsa ya da aldığını sanıyorsa barış geldiğinde ne olacaktır? Bugün savaşı tırmandıran siyasetçiler barış zorunluluğunu fark ettiklerinde  umarım çok geç olmaz.

Evet, ülke insanının can güvenliği siyasi iktidarın sorumluluğundadır. Ülke insanın refahı da. Barışı savunanların tezlerini "kazan kazan" stratejisine dayandırmaları pek hoşuma gitmez. İki tarafın da kazanacağı bir çeşit ticari pazarlığa benzetilmemeli barış görüşmeleri. Tarafların kendi konumlarında kalıp kazanç sağlayacağı bir durumu çağrıştırır "kazan kazan" yani "win win" stratejisi. Oysa bize gereken çok daha ahlaki sebeplerle ve savaşın sürdürülemezliği görüldüğü için alınmış bir barış kararıdır.

Ama işin bir ekonomik boyutu olduğu da kesin. Savaş hem harcamalarından ötürü hem de yol açtığı güvenlik sorunlarının sonucunda ülke ekonomisine ağır zararlar verir. İşte bu hafta Moody's de dahil olmak üzere dünyanın en önemli kredi notu veren kuruluşları Türkiye'nin kredi notunu düşürdü. Türkiye yatırımcılar için cazip bir ülke olmaktan çıkıyor. Oysa üretim ve istihdam bu ülkenin en acil ihtiyaçlarından. Sosyal ve ekonomik bir felakete sürüklenmemek için bir an önce bu savaştan vazgeçilmeli.

Barıştan başka yol yok Türkiye için.

 

Bu yazı toplam 678 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.