1. YAZARLAR

  2. ŞERİF KAPLAN

  3. “Bavo Ez bimrim”
ŞERİF KAPLAN

ŞERİF KAPLAN

Köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

“Bavo Ez bimrim”

A+A-

 

Mevsim sonbahar, “yer bakır, gök bakır” sarıya çalıyor her yan, son çırpınışlarında yapraklar küçük bir esinti bahanesi uzaklığında duruyor dallarda...  

 

Bir cumartesi sabahı; zaman, yaşam, doğa her şey Diyarbakır’a akıyordu, Diyarbakır ise hüzne... Sonra her şey, her duygu, Diyarbakır tepeden tırnağa Nazenin’in çığlığına büründü, sessizce... “Bavo Ez bimrim”  

 

Gün boyunca, sonraki zamanlarda da her kesin kulağında Ahmet Kaya’nın melodisi çınlayıp durdu “Diyarbakır ortasında vurulmuş uzanırım/Ben bu kurşun sesini nerede olsa tanırım.”. 

 

Dört Ayaklı Minare yaralıydı... Dudaklarında özgürlük şarkısını mırıldanarak, yaralarını sarmaya gitmişti Tahir.  Elçi’si olduğu özgürlüğün şarkısını mırıldanmaya başladığında kahpe zamanın karanlık yüzlülerinin bir tek kurşunuyla, Alan gibi yüzükoyun uzandı boylu boyunca Dört Ayaklı Minare’nin ayakları dibine, yaşama, bizlere sırtını dönerek... 

 

Gez, arpacık ve tetik mesafesinde mekik dokuyordu yaşam, hemen oracıkta, Dört Ayaklı Minare’nin yanı başında ve haber spikerlerinin eşliğinde işlenen naklen bir cinayetti o sabah Diyarbakır, tepeden tırnağa...

 

Ve Tahir’di her yer... Giderken de tüm sevenlerinden daha acılı bir Diyarbakır bıraktı... Sıkça yaşanan matemlerden farklı olarak Vedat Aydın cenazesinde oluşan bir ruh emanet bırakarak... 

 

Diyarbakır ki her gün cenaze kaldırmaya; ağlamaya alışık iken o gün bambaşka idi... Yüzbinlerce insan birbirinin gözlerine bakmadan acılarını paylaşıyor, ağlıyordu o pazar.

  

Şanlı, kalabalık ve her yiğit Kürd’ün yaşamayı hakkettiği uğurlamalardandı... Tüm Diyarbakır O’na vefa borcunu ödercesine orada olmayı seçmişti sessizce... Ama farklıydı Elçi’nin cenaze töreni... Öfke, hüzün, acı, intikam... Tüm duyguları birleştiren ama çok daha büyük ve derin olan bir ruh vardı... 

 

İnsanların görmediğini, kör bir siyah kedi gördü...Bbütün ifade biçimlerinin bir yanı ile eksik kaldığı bir cinayet vardı orta yerde! Yaralı Dört Ayaklı Minare gördü, ekranları başında olanlar gördü, orada bulunan halk gördü, sokak gördü, evler gördü ama devlet görmedi, polis görmedi, “devletle göbek bağı olan gazeteciler” görmedi, onların kameraları görmedi...  Kurşunu ise Tahir’den başka hiç kimse görmedi... Bir de katil...  

 

Ne zor bir zamandır... Ne zor bir andır insanın kendi ölümünü izlemesi... Öyle zor ki kurşun ile yaşam arasında kalan o an... Bir yanın sadece bir bakış mesafesinde uzakta duran hayat vuruyor; diğer yanı ise gerilen tetik yakınlığında yanı başında duruyor... 

  

Ne gariptir! katiller,  Kürdler’in en güzel bakanını, en güzel düşünenini, en güzel yüzlü olanını aleni bir şekilde, bir bir kurşunlarının hedefi yapıyor. Bize de onların resimleri, yüreğimizin derinliklerinden gelen ve onlar için yakılan acı çığlıklarla yükselen ağıtlar kalıyor geriye.  

 

Kürdler’in yaşama dair son bakışları, son görüntüleri; ya bir televizyon ekranına ya da bir gazete küpürüne düşen resimleriyle gelip yaşamımıza misafir oluyor... Ceylan’ın öyle büyük ve güzel baktığını havan mermisi bedenini parçalanmadan önce bilmiyordum; Uğur’un öyle masum baktığını; Ezgi’nin Pirsûs’ta unuttuğu gülüşlerinin o kadar sıcak olduğunu; Veysel’in Ankara’da ‘bahar’ gibi baktığını bilmiyordum. Alan ile öğrendim insanların ölürken “uyur” gibi yüzükoyun uzandığını… Sonra da Tahir’in sur bakışlarıyla Dört Ayaklı Minare’nin dibinde, Alan gibi uzanınca anladım.   

 

Bir şey daha anladım...Katillerin pervasızlığı kadar Tahir’i koruyamayan dar küçelere, Dört Ayaklı Minare’ye, Yeni Kapı’ya, Dicle’ye, Ali Emiri Sokaklar’a da öfkeli olduğumu anladım... 

 

Bütün mesele Tahir olmaktı, yani koca cesur yürekli olmaktı, yani sur bakışlı olmaktı, yani bütün ilahların çılgın öfkesini üzerine çekecek kadar özgürlük sevdalısı olmaktı... 

Bütün mesele Tahir olmaktı, yaşam adına, özgürlük adına, Diyarbakır sevdası adına...  

 

Şimdi yaşam Nazenin’in göz ucuna düşen damlalar ile çığlığı arasındaki mesafeden ibarettir. Şimdi Diyarbakır saçından tırnağına pazar günü Nazenin’in bakışlarının rengindedir ve şimdi yer, gök Nazenin’in sesi ile yankılanıyor “Bavo Ez bimrim” . 

 

 

Bu yazı toplam 8150 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.