1. YAZARLAR

  2. Genceddin Öner

  3. BİLİM, MUKTEDİRLER, DİN ALİMLERİ VE HAKİKAT(2)
Genceddin Öner

Genceddin Öner

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

BİLİM, MUKTEDİRLER, DİN ALİMLERİ VE HAKİKAT(2)

A+A-

 

 

Hıristiyanlığın katolik mezhebinin ruhani lideri Papa Françesko, Vatikan'daki 3.Konsülün toplantısında yaptığı konuşmada, dünya nüfusunun 3/4 ne hitap eden 3 büyük semavi dinlerin etkili ulemaları tarafından kendi cemaatlerine dini yanlış öğrettiklerini, insanların algılarını değiştirerek onları yalan ve yanlış yönlendirdiklerini, şimdiye kadar "değişmez" diye bilinen ilahi kuralların her üç dinde kabul edilmiş bu temel inancı  sarsan çok cesaretli bir çıkış yaptı. Papa, "Öbür dünya" ile ilgili herkesin klasik olarak öğrendiği temel inanışları yeniden sorgular hale getirdi. Papa, bir kısım din adamlarının insanları kandırdıklarını,  yalan söylediklerini, dini,  otoriter ve zalim yöneticilerin iktidarlarının sürdürülmesinde bir alet olarak kullanıldığını da itiraf etti. Her üç dinin temel inanç olarak kabul ettiği Örn. insanların çamurdan yapılmadığını, insanın çıkış orjininde  Adem ile Havva'dan başlamadığını, Tanrı tarafından insanlara "öbür dünya" da hiç bir suretle cinsel rüşvetler vaad etmediğini büyük bir cesaretle ve açık bir şekilde beyan etti. 70 huri olayının, gerçek olmadığını, din adamlarınca muktedirlerin iktidarlarının devamı için toplumun en alt tabakalarında yaşayan yoksul genç erkekleri, kendi ihtirasları uğruna savaşa sürebilmek için uydurulmuş bir yalan olduğunu da söyledi. Allahın var olduğunu, İyilik ve kötülüğün öbür dünya da elbette karşılık bulacağını, Allah adına kimsenin başkalarına herhangi bir dini dayatamayacağını, bunun büyük bir günah ve şirk olduğunu da açıkladı. 

 

Hıristiyanlığın en katı ve en bağnaz mezheplerinden biri sayılan Katolikliğin başında bulunan dini liderin, bilgece ve entellektüel bir yaklaşım göstererek, 2000 sene önceki Hıristiyan yaşam tarzını 21 yy' a olduğu gibi dikte etmenin o dini çürüteceğini biliyor. Dünyadaki insanlar arası mücadelenin, "kafir" ile "mümin" ler arasında değil, iyiler ve kötüler arasında olduğunu, hiç kimse, kendini Allahın adalet ve ceza dağıtıcısı ya da Azrail yerine koyamayacağını, bir kişi, gurup veya toplum ya da devlet nefsi müdafaa dışında insan öldüremeyeceğini, talan yapamayacağını, başka insanların kadınlarını cariye(seks kölesi) olarak zorla alıkoyamayacağını, bunu yapanların aynı zamanda Allah'a şirk koştuklarını tekrarladı. Zulüm, kimler tarafından ve kimlere yapılırsa yapılsın Allah'a yakın olma kriteri, her zaman zalimin karşısında ve mazlumun ve haklının yanında yer alması gerektiği açıktır. Bu bilge din adamı, söylediklerinin gereğini de yapan biri. Son İstanbul'daki havalimanına yapılan terör saldırısı sonrası, bütün Katolikleri, dini veya dinsizliği ne olursa olsun hayatını kaybetmiş bu insanlar için dua etmeye ve onlarla empati kurmaya davet etti. Peki Müslüman din alimleri ne yapıyor? İnsanlık için, adalet, huzur, barış ve güzel fikirler üreteceklerine, abuk sabuk şeylerle, Örn. sapıkça cinsel dürtülere fetvalar çıkartıp, bir kişinin ölmüş eşi ile filanca saat içinde cinsel ilişkide bulunabilir, hatta daha da ileri gidilerek, Allah yolunda verilen savaşta(Sanki Allah onlara; 'benim için savaşın' diye davetiye göndermiş) helal bir eş bulamazlarsa Anneleri veya kızkardeşleri ile cinsel ilişkide bulunabileceklerini öneriyor (Mısırda yaşayan çok ünlü bir din adamı)

 

Müslüman ülkelerdeki din alimi diye vitrine konmuş olanların büyük bölümü, hakikatleri değil, iktidar erkleri ve muktedirlere toplumun  itaat ve biat göstermelerini sağlamaya yönelik uyutma vaazların vermenin ötesine geçemiyorlar. 1400 yıldan beri bu dini bir intikam alma aracına dönüştürdüler. İslam mezhepleri arasında cereyan eden(Şii-Sünni) barbarlık derecesinde süren vahşi katliamlar bütün hızıyla devam ediyor. Papanın kendi dininin kötüye kullanıldığını, şimdiye kadar kutsal kitap adına yapılmış olan eylemlerin yanlış ve yalanlarla dolu olduğunu eleştirebilen ahlaklı ve vicdanlı Müslüman din adamları neden çıkmaz? Nedeni belli. Çünkü İslam devletlerinin hepsinde, üst düzey din adamları, bizzat o devletin kral, Tiran veya diktatörleri tarafından atanmaktadır. Kararları, vicdani kanaatlarına göre değil konumlandıkları mevzilerine ve cüzdanlarına göre vermektedirler. Osmanlıda Şeyhülislamlık, padişahın mutlak iktidarını korumak için yeri geldiğinde, babalarını, kardeşlerini ve çocuklarını, öldürebilme fetvaları vermek içindir. Cumhuriyet rejiminde de dinin devlet kontrolünde olması için kurulan  Diyanet işleri başkanlığının, Cumhuriyetin 90 yıllık tarihi boyunca yapılan bunca zulüm, katliam ve haksızlıklara karşı, bu kurumun ve onun başında bulunan isimlerinin önünde bolca akademik ünvan taşıyan  din alimlerinin bu konu hakkında adil ve hakkaniyetli bir açıklamalarını hiç olmadı. Ama haklarını yemeyelim, devletin başında olan diktatörlere özel günlerdeki vaazlarda methiye ve kutsamaları çok iyi yapıyorlar.  Bir de devlet ile anlaşmazlık içinde olanlara da çok rahatlıkla "zalim" ve "terörist" yaftalarını yapıştırmakta mahirdirler.

 

Samimi Müslümanların artık bu gidişe dur demeleri ve inanmış oldukları dinlerini, muktedirlerin  kendi iktidarlarının bir aracı haline getirilmiş olmasına sesli bir şekilde itiraz etmelidirler. Yalanlarla ve hurafelerle sürdürülmeye çalışılan bu din algısının ömrü çok uzun olmayacaktır.   

 

Bu yazı toplam 7528 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.