1. YAZARLAR

  2. Genceddin Öner

  3. BİLİM, MUKTEDİRLER, DİNLER VE HAKİKAT(1)
Genceddin Öner

Genceddin Öner

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

BİLİM, MUKTEDİRLER, DİNLER VE HAKİKAT(1)

A+A-

 

Evrenin oluşumuyla ilgili en kapsamlı bilimsel teori "Big bang"(Büyük patlama) teorisidir. Şimdiye kadar bu teorinin aksini ispatlayan bir görüş ve çalışma olmadığı için bu teori, dünya bilim camiasında geçerliliğini halen sürdüren bir teoridir. 2011 yılında CERN uzay laboratuvarında test edilerek enerji halindeki maddeden kütle oluşturan bir madde elde edildi(Higgs bozonu) Bu ad, çalışmanın öncülü bilim adamlarından biri olan Peter Higgs' e atfen verildi. Bu çalışma, adı geçen bilim adamına aynı zamanda Nobel fizik ödülünü kazandırdı. Büyük patlama teorisine göre, evrenin yaşı yaklaşık 13.5 milyar sene olarak kabul edildi. Büyük patlamadan önce bu madde çok yoğun ve konsantre bir haldeyken sebebi bilinmeyen bir nedenle patlayarak uzayın derinliklerine saçılıp genişlemiş, bu gelişme trendinin sonucunda galaksiler, yıldızlar ve uyduları günümüze kadar genişleme ve yok olma devinimini sürdüre gelmiştir.

Bu teoriye göre, dünyanın yaşı yaklaşık 4.5 milyar yıl kadar olduğu varsayılmaktadır. Dolayısıyla güneşin bütün gezegenleri zaman içinde parçalar halinde koparak soğuyup o sistemin uydusu haline gelmiş oldukları varsayılmaktadır. Dünyanın daha önce bir lav yığını olduğu gerçeği, şimdiki yarı soğumuş halinin(Magma tabakası hala aktif) kaynayan bir lav yığını olduğu ve bu kaynamanın neticesinde de yer yüzüne yakın zayıf noktalardan patlayarak yanardağ şeklinde dışa aktığına hepimiz şahidiz. Dolayısıyla bu teorinin evrenin evrimi hakkında doğru bilgiler verdiği akla gelmektedir. Dünya üzerinde çok hücreli canlıların ortaya çıkış belirtilerinden biride, Güney Afrika'da insan kafatasına çok benzeyen kemik yapılarının radyoaktif yaş tayininde bu kafatasının yaklaşık 70 milyon yaşında olduğu tesbit edilmiştir. Bu muazzam büyüklükteki evrende içinde yaşadığımız dünyanın topoğrafik hacminin evrene oranı, kentıryol kere kentıryolda bir bile değildir. Kainat içinde bu kadar küçük bir yer işgal eden gezegenimizde, insanların hala birbirlerini farklı renk,cins, köken, inanç ve inançsızlık ile bir araya gelmiş olmasına tehammül etmeyerek, iktidar sahipleri tarafından  ilkel dürtüleri kışkırtılarak beyinleri yıkanmış kişileri kullanmak suretiyle bu farklılıkları yok etmeye çalışmaları, İnsanoğlunun egosunun sahip olduğu bu dürtülerin uzun bir süre daha devam edeceğini de göstermektedir.

Kainat, galaksiler, yıldızlar ve dünya ile ilgili sıkıcı bilimsel ve felsefi bilgilerden biraz uzaklaşarak esas konumuza gelelim. İnsanlık tarihindeki, anlaşmazlık, kavga, karmaşa ve kitle katliamlarına varan ilkel insan davranışlarının temelinde, bir kısım insanın muktedir olma hırsı ve iktidar arzusu yatmaktadır. Muktedir olma ve hükmetmenin somut karşılığı, daha fazla toprak işgal etme, insanların bütününe üstünlük kurma duygusudur. Bu duygu, insanoğlunun egosunda zaten varolan temel bir davranıştır. İlkel çağlardan günümüze kadar, iktidar erkleri ve muktedirler, bu amaçlarına ulaşmak için süregen bir şekilde yönettikleri kitlelerin kutsallarını kullanmışlardır. İlkel ve antik çağlardan ortaçağa kadar, tiranların ve kralların iktidarları zayıflayıp sürdürelemez hale geldiğinde, kendilerine rakip gördükleri  başka toplumlara ve aile bireylerine karşı savaş açarak, bu savaşı egemen oldukları yoksul kitlelere sanki onların "kutsalları" adına bu savaşı yürütüyormuş gibi toplumun buna inandırmaya çalışırlar. O zamanın şartlarında o toplum için kutsal sayılan kavramları sık kullanılarak, kendi iktidar hırsları uğruna ölüme gönderdikleri insan profili, o toplumun en yoksul ve en aşağı tabakada bulunan insanlardır.  "Şehit olup cennete gitme"  anahtar ve tapusunu herkese vererek, genç ve savaşçı erkeklere de "Öbür dünyada" çok cazip cinsel rüşvetler (Örneğin 70 huri) buna dahil edilerek bu gözü kara savaşçıları devşirirlerdi. Tıpkı şimdi Ortadoğu da Selefi vahşilerin yaptıkları gibi. Müslüman  Kral, tiran ve diktatörlerin yoksul ve evlenemeyen genç erkeklere saray yalakacılığı na soyunmuş fetva notercisi gibi hareket eden din adamları tarafından cehalet içinde kıvranan bu büyük kitlenin beyinleri hurafelerle doldurularak kendilerine 70 huri verileceği yalanını yerleştirmek suretiyle bu insanlar adeta birer ölme ve öldürme makinası olarak kullanırlardı. Hıristiyan inancında "Öbür dünya" cinsellik ve Huri ile ilgili İslam inanışına göre temel fark, Hıristiyanlıkta cennete gidildiğinde seks objesi hurilerinin yerinin olmamasıdır. Onun için Hıristiyan muktedirler öbür dünya için cinsel rüşvetler vaad etmez  ama "cennetin anahtarı" nı onlara sunarlardı.

 

Gerek farklı dinler arasındaki ve gerekse o dinin mezhepleri arasında yapılagelen savaşlarda, yüzbinlerce insan kendi muktedirlerinin  iktidar ve yayılma hırs ve emelleri uğruna hem kendi hayatlarını ve hemde başkalarının hayatlarını beraber alıp götürmişlerdi. Müslümanlığın Arabistanda yayılma ve varlığını kurumsallaştırma döneminde, bu dinin peygamberinin ölümünden hemen sonra baş gösteren iktidar kavgasında, Ali taraftarları ile Ayşe, Ömer, Osman ve Muaviye'nin blok oluşturdukları taraftarlar arasında başlayan savaşta onbinlerce "ilk Müslümanlar" olarak bilinen sahabeler birbirlerini vahşice öldürmüşlerdi. İslam peygamberinin eşlerinden Aişe ve Ali taraftarları arasında 656 yılında başlayan Cemel savaşında kimi tarihçilere göre 70 bin, kimilerine göre de her iki taraftan on'ar bin insan öldürüldü. Oysa bu dinin çıkış noktasında rakip ve düşman olarak gördükleri ve adına "Mürted" veya "Kafir" diye nitelendirildiği insanlar ile olan savaşlarda çok daha az insan ölmüştü. 1400 yıldan beri bu nefret ve husumet hala devam ediyor. Emevi ve Abbasi iktidarları döneminde ise Alinin soyundan gelen 12 imamdan 11'i zehirlenerek öldürülmüştür. Bu durum Hıristiyanlıkta da özellikle ortaçağda başlayan Hıristiyanlığın mezhepleri arasındaki yüzyıl savaşlarında aynı dinin  farklı mezhepleri arasında yüzbinlerce insan hayatını yitirmişti. Din savaşları, özünde birer yayılma ve iktidar savaşıdır. Burada amaç, dünyaya hükmetme ve rakiplerine diz çöktürme savaşlarıydı. İnanmış cahil ve yoksul kitlelere bu savaşın "Allahın emri" olduğu yalanını öne sürerek her şeyi yoktan var etmiş olduğuna inandıkları "İlahi Kudret"e de  büyük iftiralar yapılmıştı. Tıpkı günümüzde hiç tanımadığı, rüyasında bile görmediği insanları havaya uçurup, kafa kesen dinci Selefi barlar gibi. İnsanoğlunun yaşamış olduğu bu kadar tecrübe ve badirelerden sonra 21. yy. a  girdiğimiz bu devirde, halen muktedirlerin  iktidar hırsları ve kişisel ihtirasları uğruna  toplumun kutsalı olan dini kullanmalarını halen görememiş olmak gerçekten hayret verici bir durum.

Bu yazı toplam 7451 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.