1. YAZARLAR

  2. Gani Türk

  3. BİR BÖCEK AVCISIYDIM
Gani Türk

Gani Türk

yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

BİR BÖCEK AVCISIYDIM

A+A-

Bir vızıltı duydum, bir böcek vızıltısı. İçimden “ Aha! Korktuğum başıma geliyor galiba. Uydurduğum böcek hikâyesi gerçeğe dönüşmüş olmasın” dedim ve hiç kıpırdamadan, hiçbir şey düşünmemek için beynime yalvarırcasına seslendim “ Ne olur ben ne olduğunu anlayana, algılayana kadar kendini dondur ve hiçbir şey düşünme” Yalvarmalarım boşunaydı, böceğin vızıltı sesleri gittikçe yakınlaşıyordu. Vızıltıların kelimelere, kelimelerin cümlelere dönüştüğünü duymaya başladım. Gözlerimi kapattım ve yazgısına teslim olan bir Hint Fakiri gibi kuytuluklarıma çekilip beklemeye başladım, çünkü elimde bu böcek vızıltısını ehlileştirecek, sakinleştirecek, bir anlam verecek hiçbir enstrümanım yoktu. O yüzden sesler beklemedi:

Korkma, sana zarar vermeyeceğim, zarar vermek te istemiyorum. Sana, senin türünden birinin bir sözünü hatırlatacağım,; İbn Atâullah İskenderi’ nin sözüdür, şöyle diyor “ Allah katındaki durumunu öğrenmek istersen, Allah’ın seni hangi işlerde kullandığına dikkat et” Beni sen yarattın, neye inandığını bilmiyorum ama  benim yaratanım olduğunu inkar etme, kısacası yalan söyleme ki eğer inanıyorsan inandığın Allah’ının katında yerin bir yalancının, zalimin, çıkarcının, namussuzun yeri olmasın. Evet, beni bir böcek olarak önce varsaydın, sonra da var ettin zekâ yükleyerekten ve sayısal olarak şu an en az senin kadarım, yani milyarlarca…

Sadece insanlara seslenebiliyorum ve eğer bir yaratıcım olarak bana daha kötü anlam ve yetiler yüklemezsen var olduğum sürece beni yarattığın şekilde var olup yaşarım. Senin türünden her bir insanın bir böceği varartık ve her insan kendi böceğine istediği düşüncesini yükleyebiliyor ve en kötüsü senin soyun berbat bir soy; var olduğunuzdan beri dünyanızdan kavgalar, savaşlar, katliamlar eksik olmadı.O yüzden zamansız bir dünyada yaşamayı kendimiz akıl edip göç ettik. Sadece çok kötü durumlarda bizim yaratıcımız olan insanoğlunun dünyasına gelip vefa borcumuzu ödemeye çalışıyoruz, fakat o kadar kötüsünüz ki siz tanrılarımıza seslenmek dışında hiçbir şey yapmak istemiyoruz.Zorda olduğunu hissetim ve geldim. Bir şeyi daha unutma biz böcekler birbirimize bilgi aktarabiliyoruz artık.

Belki inanmazsınız ama siz insanların yerine biz acı çekiyoruz, biz utanıyoruz artık. Bize diğerleri gibi öldürebilme gücü yükleseydin; yalandan, zulümden, yalakalıktan her gün belki binlerce soyunu yok etmemiz gerekirdi.

Her gün bizden binlercesi birden ortadan kayboluyor. Çekip gidenlerimiz nereye gidiyor, neye evriliyor bilmiyoruz. Bu durum hem senin hem de bizim için bilinmez bir tehlike. Biz ihanet, yalan ve zulüm nedir bilmiyoruz ama sen ve onlar biliyor, o yüzden bizden değil, korkacaksan onlardan kork.    Yaratıp bizden bile sakladığın o kötü ruhlu böceklerden...

Benim gibi üstün meziyetli bir yaratığın tanrısı olduğun için de övünme, var olduğun ilk günden bu güne sadece yerinde saymışsın, hatta ilk günün gerisindesin şimdi. Türünün her tarafı yalan dolan ve katliam... Türünü ve üzerinde yaşadığın gezegeni değil kendini düşünüyorsun sadece. Senin elde ettiğin ve “her canlıdan üstünüm” diye övündüğün zekâ düzeyinin getirisi bu işte.

Bu saatten sonra var olabilmen benim varlığıma bağlı ve benim varlığım her gün aniden  kaybolan binlercemizin ne olacağına, neye karar verip ne yapacağına bağlı. O yüzden bu saatten sonra ikimiz de tehlikedeyiz, çünkü sadece kalbi olan yani nefes alıp veren her canlıyı öldürmeye programlanmış böceklerinin ne zaman kimi öldüreceğini artık bilmiyoruz.Bir de kaybolanlarımız belki de sizin kendi türünüze yaptığınız gibi kendi türümüz tarafından yok ediliyor; bunu henüz bilmiyoruz.  Sen de bilemeyecek kadar çaresizsin artık.

Cızırtılı sesler birden yok oldu. Ben, boğulmaktan son anda kurtulmuş, ikide bir öğürüp su pompası gibi dışarıya su kusan bir böcektim…

Yalnızlığın yarattığı dalgınlıktan uyanmıştım.Açtığımda gözlerimi, gece lambasının etrafında Mevlana’nın dönüşleri gibi büyükçe bir sivrisinek ışığın etrafında dönüp dönüp aynı yere varıyordu.

FARABİ düşmüştü aklıma “ Kendi kazancımdan olan, ışıkları avucumda parlayan, hikmet şarabından içerim her an. Mürekkep şişelerim arkadaşlarım, şişe sesleri musıkîmdir, meyveler toplarım dünyada yerleri boş kalan eskilerin sözlerinden” ve sıra Dostoyevski’ deydi  “Bir tablo bir kerede mi boyanmalı?”

İçimdeki sese mi dönüşmüştüm, içimdeki ses mi bana dönüşmüştü anlayamadım, ama ay vakti bir yakamozda denize düşmüş ayın coğrafyasında yüzüyordum. Sahile vurmuş midyeleri toplarcasına kötü böcekleri zamanın içinden çekip toplarken ben; yıldızlar beni kolluyordu. Bir böcek avcısıydım artık.

 

 

Bu yazı toplam 496 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.