1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. Bir Celal Güzelses vardı
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Bir Celal Güzelses vardı

A+A-

1 Şubat. Diyarbakır’ımızın yetiştirdiği, Türkiye’ye mal olmuş, değerli bir sanatçımızın, halk türkülerinin unutulmaz ustası Celal GÜZELSES’in ölüm yıldönümüydü.

Bu değerli hemşerimiz. 1 Şubat 1959 günü, daha çok hizmet verebileceği bir çağda, 60 yaşında yaşama gözlerini yumdu.

Onun okuduğu, “Yaş Destanı”nda olduğu gibi.

Altmışında duman çöktü gözüne...

O büyük ustanın gözüne duman çökmekle kalmadı. Tüm hemşerilerimizi, kendisini sevenleri, müzik dünyasını yasa boğarak aramızdan ayrıldı...

Rahmetli Celal Güzelses, bir müzik ustası olmanın ötesinde, her zaman takım elbisesiyle, fötr şapkasıyla temiz giyimli saygın bir Diyarbakır beyefendisiydi.

O, her Diyarbakır’lının,  hala da övündüğü bir büyük sanatçıydı.

O, yalnız Diyarbakır’ın değil, ŞARK’ın bülbülüydü.

O, yüzlerce sanatçıya örnek oldu.

Hala da pek çok sanatçıya kaynak oluyor, rehber oluyor.

O, eserleriyle hala gönlümüzde yaşıyor.

Hala kimse onun gibi “Ben şehidi badeyim, dostlar demim yad eyleyin...” diyemiyor.

Hala kimse onun gibi, “Kar mı yağmış Diyarbekir’in düzüne...” gazelini okuyamıyor.

O, hala; henüz hiç kimsenin benzerini okuyamadığı “YAŞ DESTANI“ ile yaşamın insanı düşündüren tablosunu çiziyor.

Ve O, hala ;

 

                        Hangi bağın bağbanısan, gülüsen,

                        Aldın aklım, ettin beni deli sen,

                        Kırk yıl geçse, yine benim malımsan,

                        İsterem ki bir gün evvel gelesen...

Türküsü ile gönüllerimizi şenlendiriyor.

Halk türkülerinin vefakar sanatçıları Ayşe Şan,Recep Kaymak, İzzet Altınmeşe, Bedri Ayseli, Mahsun Kırmızıgül, İbrahim Tatlıses, Kadir İpek, Kenan Temiz, Yusuf Tapan, Hüsnü İpek, Erzurumlu Mükerrem Kemertaş, Elazığlı Kemal Yeniceli, Sıvas-Zaralı Kubilay Dökmetaş, Kerküklü Sami Celali,  Erbilli Celal,  Erzincan Kemaliyeli Muzaffer Ertürk, İbrahim Macit,  Şeyhmus Can, Eşref Atay, Ali Aktaş O’nun eserleriyle daha bir büyüdüler.

Hepsinin yüreğine, dillerine sağlık.

Bizler de ondan ve arkadaşlarından müziğimizi sevmeyi öğrendik.

Çünkü, O yalnız Diyarbakır’ın değil, ŞARK’ın bülbülüydü…

Bu adı O’na Atatürk vermişti.

…………

İlk plağı 1932 yılında çıktı piyasaya.

O yıl Mehmet Celaleddin daha olgunlaşmış bir sanatçı olarak plak doldurmak için İstanbul’a gitmişti.

Bu sırada büyük tesadüf, Atatürk de İstanbul’da ve Dolmabahçe Sarayı’ndadır.

O tarihlerde Diyarbakır Milletvekili ve Bayındırlık Bakanı olan Pirinççizade Fevzi Bey, kendisini alır, Dolmabahçe Sarayı’na, Atatürk’ün huzuruna çıkarır.

Atatürk genç Mehmet Celaleddin’i tanıyordu çünkü.

Mustafa Kemal Paşa olarak 1917 yılında Diyarbekir’de Kolordu Komutanı iken Gazi Köşkünde sesini dinlemişti.

Kendisine yakınlık gösterir ve “Celal” diye hitap eder ve değişik yörelerden birkaç gazel ve hoyrat okumasını ister.

Mehmed Celaleddin, Diyarbakır’dan, Erzurum’dan, Urfa’dan, Elazığ’dan, Muş’tan eserler okur. Kendisine devrin ünlü orkestra şefi Artaki Efendi ile kemani Nobar Efendi (Tekyay) eşlik ederler.

Konser tam 8 saat sürer. Bitiminde, Atatürk kendisine “Celal sen şarkın bülbülüsün, plaklarına öyle yaz... der.

İstanbul’dan plakları çıkmış bir sanatçı olarak Diyarbekir’e dönen Celal Bey, bu kez müzik çalışmalarına daha bilinçli olarak hız verir.

1934 yılında Soyadı Kanunu çıktığında arkadaşlarının da onayı ile “Güzelses” soyadını alır. 

O artık, “Şark Bülbülü Celal GÜZELSES”tir...

O yıllarda, Diyarbakırlı gençlerle, günümüzde Orduevi’nin bir bölümü olarak kullanılan yuvarlak cepheli, Halk Evi binasında sık sık bir araya geliyor, müzik çalışmalarını düzenli bir biçimde icra ediyordu.

Sonraki yıllarda Celal Güzelses ve arkadaşları, çalışmalarını bir dernek çatısı altında sürdürmeyi kararlaştırırlar. Bunun üzerine 22 Haziran 1943 günü  “Diyarbakır Musiki Cemiyeti” kurulur.

Cemiyet, çalışmalarını 1951 yılının Ağustos ayına kadar Halk Evi’nde sürdürür. Halkevleri kapanınca da Kuyumcular Çarşısındaki yere taşınır. Ve uzun yıllar burada kalır.

Musiki Cemiyeti, Halk Evi binasında iken özellikle yaz aylarında, her cumartesi günü akşama yakın saatlerde konserler verilirdi. Dışarıya konulan hoparlörlerle de konserin o saatlerde Dağ Kapı semtinde gezinmekte olan halk tarafından izlenmesi sağlanırdı

1940’lı yıllarda, okuldan çıkar çıkmaz arkadaşlarımızla Rahmetli Celal Güzelses’in, Selahattin Mazlumoğlu’nun, Hüsnü İpek’in, Faik Hoca’nın, Tarık Çıkındaş’ın, Celal Sevimli’nin, güzel sesli Ermeni Bube’nin, Kemani Hayik’ın çalışmalarını ve konserlerini dinlemeye Halk Evi’ne koşardık. Daha sonra  Kuyumcular Çarşısının üstüne taşındığında da oraya çıkar gıpta ile bu büyük ustaları, en çok da rahmetli Celal Güzelses’i dinler, bir gün kendisi gibi gazel ve maya okumayı hayal ederdik...

Hepimiz türkü söylerken sesimizi Celal Güzelses’e benzetmeye çabalardık.

..........

Son olarak kendisini 1957 yılında Nilgün Sineması’nda dinlemiştim.

O gün,  “Biçici biçer arpayı...” diye başlayan bir parça okudu. Bunu ilk defa burada okuduğunu, sağlığı elverirse son bir plak yapacağını söyledi.

Ne yazık ki gerçekleşmedi.

Bir yardım derneği yararına konser veriyordu. Hastaydı ama yine de muhteşemdi. Sahnede iki saatten fazla kaldı... Sonra, kendisinin yetiştirdiği her biri birer değer olan genç sanatçılara devretti sahneyi. Ondan sonra bir daha konserlere çıkmadı. Sağlığı uygun değildi çünkü...

Ve bir gün, 1 Şubat 1959 günü o kara haber yayıldı Diyarbakır’a.

Yıllarca sayılı dini günlerde çıkıp kasideler, ilahiler okuduğu Ulu Cami’nin minaresinden SELASI okundu…

İnsanlar akın akın Ulu Camiye doluştular.

Tüm hemşerilerini, kendisini sevenleri, müzik dünyasını yasa boğarak aramızdan ayrıldı...

O gün herkes ağladı.

 

Ağla gönül, yine bu gün ağlamanın zamanı geldi,

Yas, matem giyip, kara bağlamanın zamanı geldi.

Felek, bana kara dedin, harap ettin ömrümü,

Gel kurtar ecel bu canı, gitmek zamanı geldi.

 

Koca usta, 2 Şubat günü kendisine yakışan bir törenle, eller üstünde, arbaneler eşliğinde mezarına taşındı, ilahiler eşliğinde Mardinkapı Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Gâh sefa buldu âinesi, gâh-i keder,

Hâli âlem böyledir, böyle gelir, böyle gider...

Ruhu şad olsun...

 

Bu yazı toplam 1231 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.