1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. BİR FİNCAN KAHVE OLSAM
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

BİR FİNCAN KAHVE OLSAM

A+A-

 

 

Bazen bir ezgi sizi alıp bir yerlere götürür; sığamaz olursunuz bir taraflara… Günlerin zor geçtiği zamanlarında bir sesle o gönlünüzü dolduran müstesna anılara doğru yavaşça yol alırsınız. Şimdi diyeceksiniz ki bir ezgi, ya da tesiri teninizde, yüreğinizde fırtınalar yaratan müzik nasıl böyle bir duygu yoğunluğu yaratabilir… Anadolu her daim böyle duygulara sahip insanların yatağı olmuştur ki derde derman olsun diye bunca ezgi, şarkı bestelenmiş, yanık sesleriyle bunu yüreğe birazcık su serpmek maksadıyla bir yârene söylemişlerdir.

Her ezginin bir hikâyesi vardır mutlaka.  Bu anlatacaklarım bu şarkının hikâyesi olmasa da hatırlı bir yaşanmışlıktır; ibret alınması gereken… Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırının olduğu yıllar; Annem daha küçük bir çocuk. Ev Diyarbakır İzzet Paşa caddesinde müstakil bina… Dedemin birçok paytonu, yaylıları var; dolayısıyla birçok da seyisleri, arabacıları… Evin altında ahır ve seyislerin kaldığı odalar var. Üstünde ise annemler oturuyorlar. Evin tan karşısında İpek oteli var. Annem elinde belki de salça sürülü bir ekmekle gelene geçene bakarak vakit geçiriyor. Caddeyi bilenler bilir, Saray kapısına gider ve içinde ceza evi ve Mahkemelerin olduğu birçok kamu kurumu ve için de güzel bir çeşme vardır. O sırada kapının önünde elinde küçük çocukla bir kadın ve yaşlı bir dede konuşuyorlar. Annem hemen kulak kabartıyor tabi ki…

  • Kızım daha fazla kalamayız buralarda…
  • Biliyorsun paramız da kalmadı.

Kadın bir taraftan hıçkıra hıçkıra ağlıyor; Bir taraftan da “Ben gitmem, nasıl bırakırım kocamı”, deyip ağlamaya devam ediyor.

  • Kızım, kocanın mahkemesi üç ay sonra, nerelerde duralım. Hem seni bıraktım diyelim. Sen nasıl nerede barınacaksın.

Bu konuşmalara kulak misafiri olan annem hemen babasına koşup bu durumu hızlı hızlı anlatınca babası yani dedem elinden tutan kızıyla birlikte telaşı telaşlı yaşlı adam ve genç kadının yanına gidiyorlar. Dedem:

  • Ne oldu beyefendi, gelin kızımız neden ağlıyor. Belki yardımımız olur. Yaşlı adam:
  • Bu gelinim. Oğlum da burada yüzbaşıydı ama birinin iftirasıyla şu an askeri mahkemede yargılanıyor. Bir aydır buralardayız. Sen de bilirsin, halden anlarsın. Mahkeme üç ay sonra, biz nasıl duralım buralarda. Hadi durduk diyelim. Nasıl geçiniriz, nerede yaşarız. Dedem bir süre düşündükten sonra:
  • Bakın bu benim küçük kızım. Bir kızım ve asker olan bir de oğlum var. Evimiz hemen otelin karşısındaki ev, diyerek evi işaret eder. Sonra da:
  • Senin gelinin benim kızımdır. Mademki gitmeye gönlü el vermiyor. Bizde kalsın. O da benim kızım olsun. Sofraya bir tabak daha çıkarırız alt tarafı. Sonra onları evlerine davet ediyorlar. Yayam ve teyzem de çok misafirperver ve insan canlısı hemen önlerine yemek filan çıkarıyorlar. O gece ikisini ve çocuğu misafir ediyorlar. Ertesi gün yaşlı adam gelinini gönül rahatlığıyla onlara emanet ederek üç ay sonra gelmek üzere Konya’ya dönüyor. Gelinin misafirliği devam ederken, ara ara içlenerek güzel sesiyle türküler yakıyor.  Sonra hep beraber oturup ağlıyorlar. Artık genç gelin aileden biri gibi oluyor. Çocukta dedemin ilk torunu gibi… Bu misafirlik yüzbaşı hapisten çıkana dek tam üç yıl sürüyor. Yüzbaşı giderken dedemi artık baba ve dede gibi bilen karısını ve çocuğunu zor ayırıyor onlardan… Her bayram neredeyse annemlere kart ve mektuplar gönderiyorlar. O misafirliğin değerini bilerek…

         Bu ve bunun gibi çokça anı barındıran aile hikâyemizde ezgiler, şarkılar her dem tazeliğini ve etkinliğini sürdürmüştür. Belki bundandır insanlara bunca yakın durmam ya da duygusal olmam…  Annemin ölümüne çok yakın bir zaman içinde anlattığı bu hikâye hep “Bir fincan kahve olsam, kırk yıl hatırım vardır” ezgisinin söylenmesiyle biterdi. O sırada orada bulunan herkesi  hatırlı bir dost gibi bir yerlere taşırdı bu şarkı…

Yücel Eşsizoğlu ismiyle müsemma bir sanatçı, duygu insanı… Bu ezgiyi  o güzel sesiyle seslendirip  bana  dolayısıyla anneme ithaf etmiş ki artık benim nezdimde çokça hatırı vardır bu dostun… Sağ olsun var olsun hemşerim…

Dün akşam yolda gördüm, seni yıllardan sonra

Bir yabancı gibiydin, dönüp bakmadın bana

Bunu senden ummazdım, çok kırıldım ben sana

 

Bir fincan kahve olsam kırk yıl hatırım vardı

Ömrümü sana verdim, dönüp baksan ne vardı?

 

Belki görmem bir daha, seni ömrüm boyunca

Üzülüp ağlar mıydın, öldüğümü duyunca?

Eline ne geçerdi, beni kabre koyunca?

 

Bir fincan kahve olsam kırk yıl hatırım vardı

Ömrümü sana verdim, dönüp baksan ne vardı?

                                                                      

 

 

Bu yazı toplam 768 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.