1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. BİR GÜN MUTLAKA
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

BİR GÜN MUTLAKA

A+A-

                                    

Yıllardır bu toprakların üzerinden despot nemrut elini eksik etmeyen devlet, yıllardan beri süregelen yer, yurt, dağ, nehir ve göl adlarını değiştirerek bu topraklardaki Hristiyan ve Kürt geçmişi unutturacaklarını sandılar. Kendilerini tatminden öteye gidemeyen bu icraat sadece yaraları kanatmaktan başka bir işe yaramadı, yaramadı da… 1920’lerden beridir değiştirilen köy, nehir ve dağların yerine güya Türkçe isimler koyarak Türkiye Cumhuriyetinin tüm halklarını ne denli yaraladıklarının farkına varmadılar, varamadılar… 1915 sonrası yaralarını sarmaya çalışırken Kurtuluş (Tatavla) ve Feriköy’ün dar mahallelerine sığınan Ermeniler ve Rumlar, bir arada koyunlar gibi yaşayarak korunmaya çalıştılar. Burada da devletin nemrut, yadsıyan, yıkıcı elini hissetmekte gecikmediler. Soykırımdan, sürgünden kılıç artığı olarak kurtulmuş, âdeta sığıntı, beslemelik üvey evlatlar olarak buralarda kendi yağıyla kavrularak yaşamaya çalışan Ermeni ve Rumları bir kez daha yaraladılar. Sokak ve mahalle isimleri bir kez daha özenle seçilerek değiştirildi. O kadar sessiz ve sitemsiz yaşarlarken, kendilerini unutturarak devletin gözünde yok olmaya Devletle hiç iş yapmamaya, askerlik dışında hiçbir resmi görev almamaya çalıştılar ki âdeta birer hayalet oldular. Zaten kimse de kendilerini bu göreve layık görmedi; göremedi... Avrupa devletlerine bilhassa Yunanistan ve Ermenistan’a karşı bir rehine olarak tutulduklarını hep hissettirdiler.

Tam bu şekilde gidecek denildiği anda Hrant Dink isimli bir gazeteci çıkarak bu resmi söylemin dışında sözlerle Ermenilerin bu toprakların has evladı olduğundan bahsederken nasıl bir ötekileştirmeyle yok edildiğinin şeceresini dosta düşmana anlatmaya başladı. O dost sıcak ve içten gülümsemesiyle, ne kadar yalın ne kadar Anadoluluydu… Herkesi hemencecik sarıp sarmalayan içine alan, su gibi aziz bir kardeşlik…

Dayanamadılar… Anadolulu o dost gülüşlü kardeşliğin yeniden inşasına engel olmak için çeşitli pogromlar denediler. Yıldıramayınca da katlediverdiler. Üstelik herkesin gözü önünde umursamazca hatta arsız ve utanmazca…

 

Dün 19 Ocak 2015’tİ… Yürürken bir taraftan da sessizce düşünüyordum.  Kaç  yıl olmuştu sahi.. Bu süre zarfında Hrant âdeta katalizör işlemi, hatta bir tutkal gibi görev yaparak halkların kardeşliğini inşa etmişti. Ölümünden bile korkan devlet erkânı, neredeyse tüm Taksim, Şişli ve Feriköy’ün o isimlerinden ırkçı salyalar akan sokaklarına sivil ve resmi tüm polis teşkilatını yığıvermişti. Bunlardan bazıları utanmazca sırıtarak beyaz berelerini takarak Ogün Samast’a nazire yapmışlardı. Aç açına sokak başlarında nöbet tutanlara, Hrant olsaydı bilin ki yediği ekmeği bölüşerek uzatırdı.  Üstelik, o kocaman gülen gözleriyle dostluğuyla uzatırdı o sıcak ellerini…

O bizi ötekileştiren Ergenekon Caddesinden, Türkbey Sokağından, Bozkurt Sokağından, Şehadet Sokağından, Kurtuluş’un caddelerinden akın akın Hrant Dink anmasına koşanlar, halkların kardeşliğini hep bir ağızdan haykırıverdiler. Binlerce İstanbullu, Anadolulu ellerindeki pankartlarla “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeni’yiz “derken ne çok Hrant’tılar, ne çok Ermeni’ydiler.

Mezarlıktaki anmada, tüm sevenleri ve Rakel Dink, Sevak Balıkçı’nın annesi Ani Balıkçı ve babası; Hrant’ın kardeşleri, çocukları nasıl dik, nasıl mağrurdular görmeliydiniz… Ani Balıkçı’nın yeni bir torunu vardı artık yavrusunun yerine koyacağı bir canı…

Siz ne yaparsanız yapın bu halk asıl düşmanlarının bir gün farkına varacak ve milliyetçilikten azade olarak halkların gerçek cumhuriyetini oluşturacaktır. Bir gün mutlaka!

Bu yazı toplam 459 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.