1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. BİR VARMIŞ YA DA YOKMUŞ
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

BİR VARMIŞ YA DA YOKMUŞ

A+A-

   

 

 

Bir varmış, bir yokmuş diye mi anlatacağız şu an yaşadıklarımızı, sonradan, çok sonraları… Hangi dilde anlatılan gerçeğin ta kendisi hikâyeler bize acı vermez. Kendi anadilimiz ya da diğer bir dil; hangisi? Hikâyeleştirmek, masal tadında anlatmak ve onu böyle okumak ya da dinlemek yaşadıklarımızı bize yabancılaştırır mı?

Olaya bir varmış, bir de yokmuş diye başlandığında bir ülke varmış, çok mutluymuşlar, refah insanlar yaşarmış ya da zulüm çeken insanlar da varmış; laik bir devletmiş, ama yobazı da çokmuş. Yüzyıla varan bir demokrasi geçmiş varmış; kimi zamansa yokmuş… İnsanın hakkı bir varmış gâhi yokmuş… Var mı, yok mu?

Nefret; aktarılan bir süreci gösterir. Nefret; adalet peşinde değildir; salt intikamla daha büyük bir adaletsizliği geliştirmek ister. Kuşaktan kuşağa aktarılan nefret, daha önce birbirini tanıyan ve seven insanların birlikte yaşadığı zamanı reddeden bir duyguyu ortaya çıkarır ki bu yok-bakıştır karşıdakine...

Bellek, yaralı hatta hastadır. Kendi yaşadıklarıyla, yazılanı boyuna karşılaştırarak bir öfkeyi biriktirir dimağında… Şu an yaşanılan ülkede düşünme tarzıyla, yoksunluk ve inkârcılık yönüyle toplum yakalandığı hastalıkla tutkulu bir hastalık tablosu yaratılır.

Tüm bunlar, bu hastalıklar tek bir şeyle onarılabilir. O da adalet. Hukuk adil bir taksimdir. Spinoza “Aşk dış etkenden kaynaklı bir düşünceye eşlik eden neşe; nefret de dış etkenden kaynaklı bir düşünceye eşlik eden hüzündür.” Der. Âşık olan, aşk duyduğu kişinin yanında kalması için çaba gösterir. Nefret edense, nefret duyduğu kişi ya da olayı kendinden uzak tutmak ve yok etmek için uğraşır. Nefret ettiği bir kişi ya da durumun yok edilmiş olması onu mutlu eder.

Peki, ya korku! Şüpheyle yaklaşılan bir kişi ya da olayların doğurduğu hüzündür. Öyle an gelir ki nefret edilen kişi ya da toplumun düşkünlüğü, kötücül durumu nefret duyanı sevindirir.

İnsanlar, polisten, tutuklanmaktan, işkenceden öylesine korkarlar ki ses çıkaramaz, isyan edemez hale gelirler. Ancak çok fazla baskı ortamı, tutuklanma, cezaevine konma ya da ölme korkusu insanı öyle bezdirir ki kendilerini fütursuzca ölüme teslim eder hale gelirler.

Oysa alçakgönüllü birey olmak, insan-ı Kâmil olmak da bu toprakların erdemlerinden değil midir? Böyle asil, adalet duygusu pekişmiş, sevgi ve saygı dolu bir ülkede yaşamak daha iyi olmaz mı vatandaşlık bağıyla bağlı bireylere…

Bir yerde eğleniyorsak, hangi görüşten, hangi din ya da mezhepten olursak olalım bizi aynı türküler, aynı şarkılar ve halayla bağlar birbirimize…

Acılarda böyle değil midir? Ortak acılar, ortak dertler bizi aynı imecede birleştirmez mi? Kim buna hayır diyebilir ki?

Şimdilerde toplumu oluşturan, birleştiren güçlü kültürel bağlar birbiri ardına iğdiş edilirken, bizi bir ülküde birleştiren laik cumhuriyetin kurucu faktörleri de gitgide zayi olurken; üstelik ortada bunca nefret varken, bizi birbirimize hangi hasletler bağlayacak. Nefret bizi birleştiren değil ayrıştıran güçlü bir ayrıma işaret etmez mi?

Avrupa’nın demokrasiyle idare edilen bütün memleketlerine bakarsak, oralarda da farklı hakların bir arada ortak bir devlet yapısını oluşturduğunu görebiliriz. Onları birleştiren ortak bir vatan ve adalete dayanan bir yurttaşlık bilincidir.

Peki, biz neden başarmayalım ki böyle bir devlet yapısını… Yeter ki ortak bir bilinçte buluşalım. Aksi takdirde parçalanmak işten bile değildir ki bunu kimse istemez. Etrafımızda olup bitene bakarsak bizim gibi çok dinli, çok halklı bir yapıya sahip Suriye’nin yıllar hatta aylar içinde nasıl parçalandığını görebiliriz.

Kaldı ki onca halk ve onca dini yapı içine bir de savaştan, katliamdan kaçarak gelen Suriyeliler de katıldı. O sürgün insanları bu ortak devletin paydaşları arasına sokabilmek de ancak laik, demokratik ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir devlet yapısıyla mümkündür.

Aksi halde terörist katliamlarla,  daha birçok şehit vermeye devam edildiğinde analarımız da ağlamaya devam edecektir… Şu anda vatandaşların birlik ve bütünlüğüne her zamankinden fazla ihtiyacımız var. Umudu yitirmek bu toprakların insanlarına yakışmaz.

Bu yazı toplam 560 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.