1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tulgar

  3. Bunu mu istiyorsunuz?
Ahmet Tulgar

Ahmet Tulgar

Köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Bunu mu istiyorsunuz?

A+A-

 

Çocuklukta: Teyzeniz ya da amcanız alıp kuzenlerinizi, yatıya gelmişlerdi size. Misafir yatak odası büyükler içindi, sizin çocuk odanız da ufak ya, annen yer yatakları sermişti sizin için oturma odasına. Habire kıkırdıyordunuz, uyumuyordunuz, keyfini çıkarıyordunuz yer yatağında yatmanın, yan yana yatmanın. “Hadi, susun, uyuyun artık” uyarıları annenin, teyzenin, yengenin, keyif katıyordu keyfinize. Yarın yapacaklarınız. Öbür gün. “Kaç gün kalacaksınız?”

Sonra gitmişlerdi. Pencereden ayrılamıyordun. Evin içine dönemiyordun. Evin içi bir yalnızlık kuyusu. Düşmemek için o kuyuya, pencereden sarkıyordun. Dönüp gelmeyeceklerinden emin olunca ise artık karşı evlerin içlerine bakar olmuştun. Oradaki yalnızlıklara bakıp kendi yalnızlığınızı, ailecek yalnızlığınızı katlanılır kılmaya çalışıyordun. Gitmişlerdi. Bu gece odanda yatacaktın. Bitmişti biten bir şey. Yaz, bayram, tatil.

 

Yetişkinlikte: Giyindi. Kapıda hâla konuşuyordunuz. Öpüşüyordunuz. Öpücükleriniz hırslıydı. Zamandan an çalmak. Kapı açılmadan, kapı aralanmasın diye, dudaklarınızı bir daha aralamak. Bir daha. Sarılıyordunuz. Daha sıkı. Güvence veriyordunuz. Birbirinize. Sonra gidiyordu. Ertelenemez bir şey ertelenemiyordu. İş, gece, sabah.

Kapı kapandığında odaya döndün. Ortalığı topladın. Yerlerine taşıdığın, dolaba kaldırdığın her şey, düzelttiğin yatak sana yalnızlıkla dolan bir uzam açıyordu. Uzanıyordun. Müzik bitmiş. Mavi dijital harflere baktın bir süre. Yarın çalışacaksın. Çalışacaksın. Böyle yaşayacaksın. Yine yalnız uyuyacaksın. Uyuyamayacaksın.

 

İhtiyarlıkta: En sevdiğin torununla geldiler. Sevdiğin ıslak kek, akide şekeri sonra, reçetelerin yapılmış, buraya taşınırken son ana kadar utangaç bir kararlılıkla aradığın, bulamadığın, almadan gitmeye utandığın için razı olduğun, babanın nicedir sislerin ardında görebildiğin bir gurur ifadesiyle diploma hediyen olarak taktığı kol saatini nihayet bulmuşlar işte, onu da getirdiler neyse. O saat de geldi ya, katlanırsın artık, katlanırmışsın gibi geliyor bu huzurevine, bu odaya. Çekmecende sakladığın ekmek kadayıfını torununa yedirmek istediğinde “Aman baba, ne yapıyorsun?” diyorlar. Torunun tatlı tatlı gülümsüyor ama sana. Nasıl iyi oyun arkadaşlarıydınız daha birkaç ay öncesine kadar onunla sen.

Sonra gittiler. Sıkıntı. Durgun bir panik hali. Bitecek bitmesi gereken şey. Hayat. Bunun için buradasın aslında. Her günün kıymetini bil. Geçerse çok gün, yine gelirler torununla. Saatini koluna takıyorsun, sonra vazgeçip yatağın yanındaki komodinin üzerine koyuyorsun. Hiç bu kadar koymamıştı huzurevinde olmak. Üç ay sonra ancak ziyarete gelip şimdi de gittiklerinde koyduğu kadar. Üç ay ha. Üç ay daha bekleyeceksin ha. İlaç paketini hemşire gelip almış olmalı. Onları aradın bir süre. Bulamıyorsun bulunamaz bir şeyi. Umut. Şifa. Gidenler.

Bir ülke de yalnız kalır bir gün.

Bir halk da yalnız kalır.

Bunu mu istiyorsunuz?

Bir ülke bunu mu istiyor yani?

Bu acıtıcı, bu yorucu, bu bıktırıcı yalnızlığı?

 

 

(Bu yazı Temmuz 2010'da yazılmış ve yayımlanmıştır.)

Bu yazı toplam 653 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.