1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. Cahit’in özlediği memleket
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Cahit’in özlediği memleket

A+A-

Cumhuriyet dönemi usta şairlerinden, 35 Yaş şiirinin sahibi hemşerimiz, Cahit Sıtkı Tarancı’yı 58 yıl önce 12 Ekim 1956 günü kaybetmiştik.

Bu vesileyle O’nu rahmetle anıyoruz …

Bazı kesimler tarafından “Ölümün şairi” olarak tanınan, ancak gerçekte şiirlerinde ölümden çok yaşamın güzelliklerini de dile getiren şairimiz, hep bir gün bu düşsel güzelliklere kavuşmak umudu ile yaşadı ve bu umutlarla öldü.

O’nun  “Bir memleket isterim” şiiri inanıyorum ki, günümüzün de en büyük özlemidir.

Memleket isterim

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;

Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim

Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;

Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim

Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;

Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim

Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;

Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

Evet. Cahit Sıtkı Tarancı ölümden bile birşeyler uman bir şairimizdi.

Bu duygularını da bazı şiirlerinde dile getirir:

Öldük, ölümden bir şeyler umarak,

Bir büyük boşlukta bozuldu büyü,

Nasıl hatırlamazsın o türküyü,

Gök parçası, dal demeti kuş tüyü,

Alıştığımız bir şeydi yaşamak.

…………..

Hemşerimiz,  Cahit Sıtkı Tarancı, yine böylesi bir ayda 2 Ekim 1910 günü Diyarbakır’ın Camii Kebir Mahallesi’nde, günümüzde kendi adına müze olan evde dünyaya geldi.

Diyarbakır’ın eski ailelerinden “Pirinççizadeler”e mensup Bekir Sıtkı Beyin oğlu olan Cahit Sıtkı’nın annesi de Pirinççizade’lerden Arife Hanımdır.

Babası Bekir Sıtkı Bey, soyadı kanunu çıktığında tüm akrabaları “Pirinççi” ya da “Pirinççioğlu” soyadını aldıkları halde kendisinin “Tarancı” soyadını almasının ilginç bir öyküsü vardır…

Anlatıldığına göre; Soyadı Kanunu çıktığı 1934 yılında çeltik ekimi ile uğraşan Bekir Sıtkı Bey, o yıl ürün az geldiği için çok zarara uğramış. Buna tepki olarak da “Tarancı” soyadını almış.

Aslında bu soyadı da Bekir Sıtkı bey için yabancı sayılmazÇünkü; atalarının geldiği topraklar olan Doğu Türkistan’ın yukarı kesiminde yaşayan ve soyları Uygur Türklerine dayanan halkların dilinde Tarancı ya da Tarançisözcüğü; çiftçi-tarımcı anlamına geliyor..

Bekir Sıtkı Bey’in de, soyadı için bu sözcüğü seçmiş olması ilginç olsa bile tesadüf değil kuşkusuz…

Böylece varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Cahit Sıtkı’nın çocukluğu ve ilkokul dönemi Diyarbakır’da geçti… İlkokulu bitirdikten sonra İstanbul’a gönderilen ve önce Kadıköy’de Saint- Jozeph Lisesi’ne kaydı yapılan Cahit, burada 4 yıl okuduktan sonra, Galatasaray Lisesi’nin dokuzuncu sınıfına naklini yaptırır.

Cahit’in ilk şiirleri bu okulun “Akademi” isimli dergisinde ve o yılların popüler yayın organı olan Servet-i Fünun dergisinde yayımlanır.

Liseden sonra babasının da çok arzu ettiği Mülkiye’ye kaydını yaptırır. Ancak, bu okula ısınamadığı için bir süre sonra ayrılır. Bu kez Yüksek Ticaret Mektebi’ne kaydolur.

Bu arada memuriyet hayatına atılır. Bu sırada Cumhuriyet Gazetesine kısa öyküler yazmaktadır.

1938 yılı sonlarına doğru gazetenin desteğiyle Fransa’ya giden Cahit Sıtkı, Paris’te bir yanda okurken, bir yanda Cumhuriyet Gazetesi’ne öyküler yazıyor,.ayrıca da Paris Radyosu’nda Türkçe spikerlik yapıyordu...

Cahit Sıtkı, Paris’te bulunduğu iki yıl içinde Fransız edebiyatını yakından inceleme ve bolca şiir yazma fırsatı da bulur. Ne var ki Paris’teki huzuru uzun sürmez.2. Dünya Savaşı patlak verir ve Fransa’da yaşam zorlaşır

1940 yılında İkinci Dünya Savaşı’nın zorlu günlerinin birinde, kent bombalar altında iken bisikletle Paris’i terk eder. Çok zorlu bir yolculuktan sonra Türkiye’ye dönmeyi başaran Cahit Sıtkı, Diyarbakır’a gelir ve bir süre akrabalarının arasında mutlu bir yaşam sürer.

1941 yılında  Askere gider. İşte, ünlü  “Haydi Abbas” şiiri askerlik yaşamının ürünüdür.

Hatta Abbas için bir de öykü yazar

Şiirin kahramanı Abbas’ı bazı kimseler, hatta sonradan bestelenen bu şiiri okuyan bazı ses sanatçıları meyhaneci sanırlar. Oysa, Abbas aslında, Midyat’ın Cobin köyünden Abbas oğlu Abbas’tır. Ve Cahit Sıtkı’nın askerlikteki sakat emireridir.

Doğru dürüst Türkçe bilmeyen saf bir Kürt çocuğudur Abbas.

Ve komutanına taparcasına bağlıdır. Her emrini yerine getirmeye amade bir emir eridir.

Cahit Sıtkı, öyküsünde Abbas’ı masallardaki gibi, iki kılı birbirine sürtünce ortaya çıkan ve emre amade bekleyen, bir dudağı yerde bir dudağı gökteki masal kahramanı DEV’a benzetmektedir.

Çünkü; Abbas gerçekten her zaman, her saatte hazır, komutanının emrini bekleyen bir emir eridir...

 

Haydi Abbas, vakit tamam

Akşam diyordun. İşte oldu akşam.

Kur bakalım çilingir soframızı,

Dinsin artık bu kalb ağrısı…

Ve şiire devam ediyor Cahit.

            Bas kırbacı sihirli seccadeye,

            Göster, hükmettiğini mesafeye,

            Ve zamana.

            Katıp tozu dumana,

Var git.

            Böyle ferman etti Cahit,

            Al getir, ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan,

            Yaşamak istiyorum gençliğimi, yeni baştan…

…………

Cahit Sıtkı, son olarak, Ankara’da Çalışma Bakanlığı’nda görev yapıyorken 1954 yılı ocak ayı sonlarında hastalandı. Felç olmuştu. Ayakları kolları tutmuyordu. İki yıl böyle kaldı. Türkiye’deki hastanelerden umut kesilince 6 Eylül 1956 günü Viyana’ya gönderildi.

Ne yazık ki, Viyana’da da hastalığına çare bulunamadı... Ne tesadüftür ki, Viyana’ya getirildikten tam 35 gün sonra 12 Ekim 1956 günü halk arasındaki adı Zatülcenp olan akciğer zarı iltihabından hayata gözlerini yumdu.

Cenazesi  yurda getirildi ve 26 Ekim 1956 günü Ankara’da toprağa verildi…

 

Bu yazı toplam 2158 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.