1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. Cami mi, kilise mi?
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Cami mi, kilise mi?

A+A-

Bu günlerde, Diyarbakır’da ilginç bir tartışma  sürüp gidiyor.

Kentin orta yerinde 7 yıldır duran, çevrenin lağım akıntılarına açık, çöplük halindeki kazı alanı için herkes bir şeyler söylüyor.

Burası için Diyarbakır Arkeoloji Müzesi “Romalılar döneminden kalma kilise kalıntısı”, derken  İl Müftülüğü resmi yayınında  “Diyarbekir’in ilk valisi sahabeden Sultan Sa’saa’nın mezar ve camii kalıntısı” deniliyor.

Bu tartışmaya müdahil olan alanlarında yetkin iki bilim adamımız, sayın Prof. Dr. Kenan Haspolat ile Dicle Üniversitesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölüm Başkanı sayın Prof. Dr. Abdurrahman Acar, bu alanın 1925 yılında yıktırılan Sultan Sa'saa caminin temeli olduğunu söylüyorlar…

Yerel bazı İslami kaynaklar da bu görüşü destekliyorlar.

Ve tartışma sürüp gidiyor. Ve şimdilik 7 yıldır, esnafın çöplüğü, çevredeki binaların lağım sızıntılarıyla bir çirkef yuvası halinde bekleyen bu alanın akıbetinin ne olacağını bilen yok…

Herkes bir şeyler söylüyor ama, 7 yıldır da bir Allahın kulu çıkıp, “Peki kardeşim, neden bunca yıldır burada ciddi bir arkeolojik çalışma yapılmadı?” demedi, demiyor.

Sadece bura ile ilgili değil elbette. Yıllar ve yıllardır yazılanlara, çizilenlere rağmen, Diyarbakır’la ilgili neden ciddi araştırmalar yapılmıyor bilen yok.

Örneğin; Diyarbakır’ın altında, Paris’ten sonra Dünyanın en geniş, en uzun kanalizasyonunun bulunduğu gerçek iken, hiçbir arkeologumuz, hiçbir üniversitemiz çıkıp da “Yahu sahi, bu kanalizasyon nasıldır, nerelerden geçiyor” dedi mi?. Demedi.

Dünyanın en büyük ve muhkem kalesi Diyarbakır surlarının ne zaman ve kimler tarafından yapıldığını bilen var mı. Yok.

Hiçbir üniversite bunu araştırdı mı? Hayır.

Dağkapı’da yapılan küçük bir kazıda 3 metre derine inildiği halde sur temeline ulaşılamadığını herkes biliyor. Peki bu kazı bilimsel olarak neden devam ettirilmedi, bilen yok.

Diyarbakır’da, Virankale’nin üstündeki Artuklu Sarayı’nın varlığını ortaya çıkaran 1961’deki sathi araştırmanın dışında,  hiç bu güne kadar ciddi bir arkeolojik araştırma yapıldı mı? Hayır.

Virankale’nin etrafındaki molozlar temizlenirse, burçların altından daha neler çıkar kim bilir?

Yıllar ve yıllardır, Asur Krallarının stel ve kitabelerinin bulunduğu Bırklin mağaralarını, yanıbaşındaki Korha Kalesini, Hani çevresindeki, Viking benzeri sarı saçlı, mavi gözlü insanların yaşadığı Nerip köylerini, Agade (Akad) Kralı Naram-Sin’in stelinin bulunduğu Pir Hüseyin köyünü, kentin yanıbaşındaki, ünlü Vakayiname’nin yazarı rahip Mar Yeşua’nın yaşadığı Zuknin (Zoğa) Köyü manastırını, Satı Köyü manastırını ve daha pek çok ören yerini ciddi biçimde araştıran var mı. Yok…

Yıllardır bu konuda çağrılar yapıyoruz. Kimsenin kılı kıpırdıyor mu? Hayır…

Peki, başta Dicle Üniversitemiz olmak üzere bölgemizdeki üniversiteler ne işle meşguller? Sormak gerekmez mi?

Dilimiz varmıyor söylemeye ama, Bizim üniversitelerimizde hiç mi yetkin arkeolog yok… Buraları araştırmak için illa ki, Çayönü kazıları örneğinde olduğu gibi Amerika’dan yabancı uzmanlar, yabancı arkeologlar mı gelmeli.

Hayır, hayır mutlaka vardır. Hem de çok yetkin arkeologlarımız, bilim adamlarımız var. Öyleyse neden Üniversitelerimiz  devlet desteği almak için bu konuyu zorlamıyor.

Şimdi, tekrar bu alanla ilgili tartışmaya dönersek;

Hatırlıyorum. Bu alanda yer altı kalıntılara ilk 1964 yılı başlarında, çok güzel eski bir Diyarbakır konağı görünümündeki Bozkurt Oteli ve arkasındaki binalar yıktırılıp yerine AR PASAJI (Ar Sineması) yaptırılmak istendiğinde rastlanmıştı.

Bu sırada sayın Nejat Cemiloğlu Belediye Başkanıydı.

Buranın temeli hafriyatı sırasında  zeminden üç metre kadar derinde muntazam kemerli geniş kanallar ve sur temelini andıran geniş duvarlar çıkmıştı.

Bunlar belki kentin bilinen geniş kanalizasyon şebekesiydi. Belki, Mardinkapı ile Dağkapı arasında var olduğu bilinen sur temeliydi. Belki de Hasan Paşa Hanı’nın devamıydı. Kim bilir?…

Bu durumu gazetelerimize haber yapmamamız için o tarihlerde Belediye Başkanı sayın Nejat Cemiloğlu bizi ikna etmişti. Bizler de bunu görmezden geldik doğrusu.  

Biliyorduk ki, eğer bu durumu haber yaparsak, Anıtları Koruma Yüksek Kurulu’nca buraya el konulacak veSUAKAR HAMAMI enkazı gibi  yıllarca  kentin orta yerinde ikinci bir pislik yuvası olarak kalacaktı.

Gerçekten SUAKAR HAMAMI yıktırıldığında, buraya el konulmuş, mahkemelik olmuş ve uzun yıllar burası bir çöplük ve pislik yuvası olarak kalmıştı...

Gönlümüz, benzer bir çöplük ve pisliğin kentin orta yerinde oluşmasına razı olmadı doğrusu. İnşaat sahipleri de acele ile bu tarihi kalıntıların üstünü betonla kapadılar. Kimse o günlerde, buraların bir cami ya da kilise kalıntısı olduğunu aklının ucundan bile geçirmedi. Çünkü araştırılmamıştı…

Ne yazık ki, o tarihlerde bile bile koca bir tarihin AR Pasajı'nın temellerinin altına gömülmesine göz yumduk…

Günümüzdeki tartışmalar o günleri hatırlattı.

Hani, diyorum ki, uzayıp giden tartışmaları bırakalım da buralarda hazır bir şeyler çıkmışken ciddi bir arkeolojik araştırma yapılsa…

İnanın, kent tarihine de faydası olur…

 

Bu yazı toplam 811 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.