1. YAZARLAR

  2. Tahir Şilkan

  3. CHARLES DİCKENS ROMANLARI ÜZERİNE (2)--
Tahir Şilkan

Tahir Şilkan

köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

CHARLES DİCKENS ROMANLARI ÜZERİNE (2)--

A+A-

İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ

 

        Charles Dickens'in romanlarında anlattığı insanlar, sıradan insanlardır.  Önemli tarihi kişilikleri romanlarına katmamıştır Dickens, ama anlattığı insanları iyi  anlatmıştır. Öykülerinde ve romanlarında konu edilen insanların hikayelerini uzun bir süreçte anlatmıştır.

     İki Şehrin Hikayesi, Büyük Umutlar, Oliver Twist,  David Copperfield, Kasvetli Ev ve Zor Zamanlar  romanlarında hikayeler geniş bir zaman sürecinde anlatılır. Romanına kattığı her insanın hikayesini tamamlayan bir romancıdır Dickens. Roman kahramanlarını çok iyi gözlemlemiş olduğunu her satırından anlar ve duyumsarız.

 

       Anlatımı yalın, süssüz ancak gerçekçi ve etkileyicidir. Dickens romanlarında, anlamayı güçleştirecek anlatımlar yoktur. Romanların bütün toplum tarafından anlaşılmasında yalın olmasının belirleyici olduğunu düşünüyorum. Yalın, gerçekçi güçlü bir anlatım, herkesin kendisinden izler bulabileceği roman konuları,  çok başarılı roman kurgusu, romanların kalıcılığının ve günümüzde de okunmasının  ve sevilmesinin "sırrıdır."

 

      Charles Dickens'in tarihsel bir olayı, 1789  Fransız İhtilalini konu alan romanı İki Şehrin Hikayesi, Dickens'in  1789 Fransız Devrimine ilişkin düşüncelerini ortaya çıkarır.  Dickens, 1789  Fransız İhtilalinin 1793 sonrası  " terör dönemi" olarak nitelenen  süreçte ihtilalcileri ; katil, öldürmekten zevk alan, intikamcı, kindar ve acımasız insanlar olarak tanıtır. Zaman zaman onların duygularını anladığını düşündürür.

     Devrim öncesi öyle bir Paris portresi çizer ki,  devrimi, başkaldırıyı haklı kılar. Sefalet ve yıkıntının, ihtişam ve görkemin yan yana yaşadığı, içten içe gelişen ve her yerde ayak sesleri hissedilen devrim öncesi Paris’in derinlikli bir fotoğrafını çeker. Sonunda devrim olur. Ama bu kez de intikam ve misilleme baş göstermeye başlar.  Devrimin gitgide zalim ve çılgın bir hal almasını gözler önüne serer.

       Dickens'ın romanında anlattığı iki şehir, Paris ve Londra'dır. Roman, Londra'da zorlu bir araba yolculuğu ile başlar, yine bir araba yolculuğu ile Londra'da biter.

 

             Dickens, İki Şehrin Hikayesi romanının başlangıcında dönemi şu sözlerle tanımlar: " Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku. Aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu...  İngiltere tahtında koca çeneli bir kral ile bet yüzlü bir kraliçe, Fransa tahtında ise gene koca çeneli bir kral ile temiz yüzlü bir kraliçe vardı. Her iki ülkede de halkın açlığı pahasına karnı doyan soyluların her şeyin ilelebet böyle güllük gülistanlık devam edeceğine dair bir inancı vardı..."

 

         Dickens'in anlattığı Paris'te "... açlığın bitmez tükenmez varlığı her yere , her şeye sinmiştir..."  Dickens'in  Paris'teki yoksulluk anlatısına ilginç  bir örnek vermek isterim:

                            "  Sokakta koca bir şarap fıçısı düşüp kırılmıştı; fıçı yuvarlanmış, çemberi çıkmış, parçalanmış bir ceviz kabuğu gibi şarap dükkanının kapısının önünde yatıyordu.

               Etraftaki herkes şarap içebilmek için işini gücünü, ya da tembelliği bırakıp olay mahalline gelmişti...  sokağa dökülen şarap taşların arasında gölcükler oluşturmuştu; her birinin başında da büyüklüğüyle orantılı olarak birikmiş, itişen bir güruh vardı. Bazı adamlar diz çökmüş, birleştirdikleri ellerini kepçe gibi kullanıyorlardı, şarap parmaklarının arasından akıp gitmeden evvel ya kendileri içiyor ya da omuzlarının tepesinden eğilen kadınların içmesine yardımcı oluyorlardı. Kadınlı erkekli bir başka grup, ellerinde çatlak toprak kaplarla birikintilere yumulmuştu, hatta bazı kadınlar başlarındaki örtüleri şaraba batırıp  bebeklerinin ağzına sıkıyorlardı; bazıları şarabın gitmesine engel olmak için çamurdan setler yapmakla meşguldü...  Bazıları kendilerinden geçmiş bir halde sırılsıklam olmuş fıçı parçalarını yalıyor, hatta büyük bir iştahla şarabı iyice çekmiş olan tahta parçalarını ısırıyorlardı. Sonunda, sokak çöpçü geçmiş gibi tertemiz olmuştu, belki de sokak hiçbir zaman bu derece temiz olmamıştı..."

               

                Charles Dickens'ın 'İki Şehrin Hikayesi' romanını yazmak için, Fransız Devrimi'yle ilgili ayrıntılı okumalarının yanı sıra Paris'e çok sayıda seyahat yapmış, yaptığı gözlem ve araştırmalar  sonrasında romanı yazmış olduğu bilgisini de paylaşalım.

Bu yazı toplam 571 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.