1. YAZARLAR

  2. İshak Karakaş

  3. "CHP tarihinin en kötü, en tutarsız dönemini yaşıyor" (1)
İshak Karakaş

İshak Karakaş

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

"CHP tarihinin en kötü, en tutarsız dönemini yaşıyor" (1)

A+A-

 

İshak Karakaş

Tarhan Erdem, Türkiye siyasetini en yakından takip eden bir isim. Aslında kendisi de bir siyasetçi. 1953 yılında üye olduğu CHP içinde milletvekilliğinin yanı sıra bakanlık yaptı, partinin genel sekreteri oldu. Uzun bir süredir de kurucusu ve sahibi olduğu KONDA araştırma şirketi ile Türkiye siyasetinin gündemini etkiliyor.

Tarhan Erdem, kısa bir süre önce eski milletvekilleri ve aydınların kurduğu Diyalog Grubu'na katıldı. Kendisiyle buluştum ve hem Türkiye siyasetinin gidişatını nasıl değerlendirdiğini sordum hem de Diyalog Grubu'ndan beklentisini:

Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.

Estağfurullah.

Siz Türkiye’nin her şeyini bilen bir insansınız. Gerek tespitleriniz, yorumlarınız; gerekse araştırmalarınız Türkiye siyasetini takip eden herkes tarafından yakından izleniyor. Biz de bu sizin Diyalog Grubu ile ilgili yeni çalışmalarınızı da biliyoruz. Ziya Halis de sizden çok söz etti. “Mutlaka Tarhan Bey’le röportaj yapın” dedi. İsterseniz hemen başlayalım. Türkiye’nin gidişatını nasıl görüyorsunuz? Nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye nereye gidiyor?

Tabii, bu çok genel bir soru bu. Eğer uzun vadeli bakarsak meseleye bugünkü çıkmaz sokakları veya zorlukları, halkın karşılaştığı güçlükleri çözer geçeriz. Belli bir süre sonra da yine feraha ve demokrasiye kavuşur Türkiye. Bugünkü durum geleceği tayin etmez. Bugünkü durum geleceği ertelemek istiyor hatta yok saymak istiyor. Ama böyle olmayacaktır. Benim kanaatim fazla uzamayacak bir dönem sonunda Türkiye eskisinden daha serbest evrensel demokrasiye kavuşacaktır.

Bugünkü iktidarla bu mümkün mü sizce?

Bugünkü iktidarla tabii mümkün değil. Gayet tabii bu fikrini değiştirebilir, kendi içinde bir çözüm bulur. En doğrusu da odur aslında ama netice itibariyle bundan sonra benim serbest demokratik idare dediğim idare, bugünkü idare değildir. Bugünkü idare bunu yapmaz, yapmak istemez.

Yakın tarihte bir seçim olacak mı sizce?

Sayın Cumhurbaşkanı her ihtimale karşı hazırlık yapıyor. Ona göre tedbirler alıyor, ona göre konuşuyor. Ama ben bu yıl, 2016 yılında seçim olacağını sanmıyorum.

Biraz CHP’yi konuşalım. CHP’nin şu an hükümete yakın durması, muhalefetin gereğini yapmaması... Bunları neye bağlıyorsunuz? CHP bu süreçte nasıl davranmalıydı?

Ama onlar hep farklı farklı şeyler. İlk sorunuzdan başlayalım. Bugünkü CHP durumu... CHP ne tek parti zamanındaki, ne de çok partili zamana geçilen 1950 ile 1972 arasında; ki o ayrı bir dönemdir CHP için, hatta 1972’den 1992’ye kadarki dönemde ne yönetim bakımından, ne felsefesi bakımından, ne yapmak istedikleri ve halka söyledikleri bakımından bugünle bir ilgisi yok. Bugün, günlük olarak çıkan olaylara göre kendi bilebildikleri kadarıyla çözümler ürettiklerini sanıyorlar ve partiyi ona göre yönetiyorlar. Aslında maalesef CHP tarihinin en kötü, en tutarsız dönemini yaşıyor. Bu şekilde hiç bir şey yapamaz. Söylediklerinin hiç birine ulaşamaz.

Peki, ikinci sorum: CHP bu süreçte nasıl davrandı ve nasıl davranmalıydı? Özellikle de bu HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıkları konusunda... Bundan sonra nasıl davranmalı?

Yani bunlar artık bilinen şeyler. Bir parti “Anayasa’ya aykırı ama biz evet diyeceğiz" deyince zaten ipler koptu. Hiç söylenecek bir şey yok. Önce “Anayasa’ya aykırı ama biz evet diyeceğiz” sonra da “Eğer halk oyuna gidilseydi halk kutuplaşırdı” dediler.

Gerçekten öyle bir şey olabilir miydi?

Efendim, eğer kutuplaşıyorsa, ki bence 2007’den bugüne kadar kutuplaşma hızla yükselmiştir, bunun için halk oyuna gerek yok. Halkın kutuplaşmasının sebebi, demokrasi dışı davranışlarla Türkiye’nin yönetimine karşı çıkan gruplar arasında oluyor. Kutuplaşma demek sertleşme, karşı tarafın fikrini hiçbir tartışma yapmadan reddetmek manasındadır. Bu halk oylaması olsa da olur veya olmaz. Yani halk oylaması olmuyor diye kimse fikrini söylemekten vazgeçmiyor. Veya yarın halk oylaması olursa eğer, fikirler birdenbire ortaya atılmış olmayacak. Yani bunlar bence anlamsız, üzerinde fazla düşünülmemiş fikirler. Halk oylamasıyla halkın, bir halk içindeki fikir hareketlerinin değişeceğini varsaymanın siyaset bilimiyle ne kadar bağdaşacağını bilemiyorum. Ben bağdaşmayacağını düşünüyorum. Yanlış düşünüyorlar. CHP ile hiç bir şey olmaz.

Son dönemde Sayın Fikri Sağlar da Anayasa Mahkemesine başvuracağını ve 110 tane milletvekilinden imza toplayacağını söyledi. Bulabilir mi bu kadar imzayı?

Bulabilirse çok memnun olurum. Ama CHP’nin lideri direniyor. “Olmaz” diyor.

“Atarım” diyor.

“Atarım” diyor. Neden atar? Anayasa Mahkemesi’ne müracaat etmek bir siyasi suç olabilir mi? Ama atılır. Çünkü Türkiye’de parti içi demokrasi yoktur. Yalnız CHP’de değil, AKP’de de yoktur, MHP’de de yoktur, HDP’de de yoktur maalesef. HDP tam göstermiyor bunu ama orada da parti içi demokrasi nedir diye konuşursak birçok şey söylenebilir. Çok ortaya çıkmış olan kısmını söyleyelim. MHP’de durumun ne kadar facia olduğu, siyasi ilişkilerin özgür yaşamla, özgür fikir hayatıyla ilgisi olmadığı son olayda belli oldu. Yani yalnızca CHP için söylemiyorum. Bugün Meclis’te olan 3 parti de de çok açık vaziyette demokrasi yoktur. Demokrasi, örgütün üyelerin tabii bunların hepsi tanımlı olmak şartıyla fikirlerini rahatça konuşabilmeleri ve hareketlerini eşit haklarla yürütebilmeleri demektir. Böyle bir şey yok Türkiye’de. 1950 ile 1976-77 senelerinin arasında geçen dönem içinde şahsa bağlı demokratik yönetim CHP içinde olmuştur. Ondan sonra o dönemde diğer partiler de CHP’ye bakarak kendi içlerindeki ilişkilerini oldukça demokratik yönetmişlerdir. Bunun dışında 1980'den sonra hiç değil ama kısmen SODEP ve SHP zamanında oldukça demokrat davranmıştır liderler. Ama bu kurumlaşıp yazılı hale gelmemiştir. Yazılı hale gelmediği için de maalesef Deniz Baykal ve şimdiki liderleri aynı kuralları devam ettiriyor. Böyle insan yönetimi olur mu? Hele AKP’de lider, bir başbakan halka karşı bir vaatte bulunuyor. “Doğrusu şudur bu fikrin” diyor. O akşam Cumhurbaşkanı “Hayır, öyle değil, böyledir” diyor. O başbakan da ertesi gün “bunun söylediği doğrudur” diyor. Bunun demokrasiyle, ciddi yönetimle alakası yok. Bakkal dükkanında bile böyle olmaz. Bakkal çırağının

müşteriye yanlış söylediği bir şeyi örter. Diyelim ki müşteri "bu nerenin peyniri" demişse, çırak da "Tekirdağ peyniri" demişse, halbuki o Bolu’nun peyniri ise, bakkal der ki; "bundan evvelki Tekirdağ peyniriydi. Bu dün geldi. Onun da geldiğinden haberi yok." Ama bu direkt söylüyor. Böyle bir şey bu. Yönetim falan değil bu. Bugün Türkiye’de siyasi yönetim diye bir şey yok.

 

Bu yazı toplam 687 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.