1. YAZARLAR

  2. İshak Karakaş

  3. "CHP tarihinin en kötü, en tutarsız dönemini yaşıyor" (2)
İshak Karakaş

İshak Karakaş

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

"CHP tarihinin en kötü, en tutarsız dönemini yaşıyor" (2)

A+A-

 

 

HDP’den konu açılmışken, HDP’nin şu andaki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

HDP’nin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz derken, halkın nasıl değerlendirdiğini mi soruyorsunuz yoksa benim mi?

Sizin efendim. Bir siyasetçi olarak.

Bence HDP böyle kısa bir röportaj içinde değerlendirilemez.

Özetlersek...

Özetlemeye çalışırsak başarabilir miyiz bilemiyorum. Tabii çok büyük baskı altında yaşadı kurulduğundan bugüne kadar HDP. Bir yandan PKK’nın baskısı altında yaşadı ve ona karşı gerçek yerini tespit edip, “Sen ne dersen de, ben buyum!” diyemedi. Beraber olabileceği fikirler ve eylemler vardı. Karşı çıkacağı eylemler vardı. Kaldı ki her gün “ben bununla beraberim” demesine gerek yok. HDP’nin kendi politikalarını, kendi kişiliğini ortaya koyması, onunla beraber olup olmadığını PKK’nın söylemesi gerekirdi. Halbuki, tersi oldu, doğrusu oldu. Önemli olan şu; HDP kendisini dışardan bakanların “HDP şudur” diyeceği kadar açık, sarih, parlak olarak tespit edemedi ve anlatamadı. Anlatamadı değil aslında. Tespit edemediği için anlatamadı. Anlatsaydı ne olurdu? Biz ne diyoruz mesela CHP için? “Halka bir şey söylemiyor.” Bu politikalarını söylemiyor demek. Politikalarını söylemiyor demek, politikası yok demek. Olsa söyler. Dolayısıyla HDP, lideriyle, lider kadrosuyla, örgütüyle çok iyi bir pozisyonda idi. Hâlâ iyi bir pozisyondadır. Ama bunun tek bir şartı var, ondan korkuyorlar. Bütün üyelerini eşit sayarak, eşit muamele yaparak, o üyelerin tespit ettiği insanları yönetime getirmek ve o yöneticileri her fikirden kademe kademe haberdar etmek, onların da fikirlerini alarak politika tayin etmek. Aslında Avrupa’da siyasi partiler böyle yönetilir.

Bunu göremiyorsunuz yani HDP’nin içerisinde?

HDP’de bu yok. Göremiyorum değil. Olsa görürüm. Yok. Ama şimdi aklınızdan belki var ama bu adam göremiyor diye geçiyordur. Ama öyle değil. Her üye eşit değil. Her üyeye eşit muamele yapılarak onun fikrine müracaat edilmiyor. Ayrıca her fikir için de müracaat edilmiyor. Avrupa’da bir lider, bir il başkanı, bir ilçe başkanı herhangi bir konu ortaya çıktığı zaman o ana kadar tam bir fikir yok ise üyeye haber vermeden ağzını açamaz. Ne demek istediğimi anlatabildim mi? Bu büronun ya da karşı binanın idaresinde yağmur yağıp da çatı akarsa ne yapılacağına bu binadakiler karar verirler. Ama ne yapılacağı belli değilse kiracılara sormadan bunun yöneticisi bir şey yapamaz. Eğer herhangi bir konuda partinin fikri yoksa, fikrini tespit etmemişse ne ilçe başkanı, ne il başkanı ne de partinin genel başkanı ağzını açıp da bir şey söyleyemez, söylememesi lazım. yangın bile çıksa “Ben parti başkanıyım. Teşkilatıma danışacağım” demesi lazım. Bunu söylemediği için partinin her konuda fikri belli değil. Belli olmayınca da "hadise çıktı ben söylüyorum" diyor. Acaba senin bütün partili üyelerinin o olayla ilgili fikri seninki gibi mi? Öyle varsayıyor. Onun için HDP kendini anlatamadı. Anlatamamasının sebebi anlatacağı politikaları yoktu. Olmamasının sebebi düşünememişti. Gerek duyulmuyor. Neden gerek duyulmuyor? Üyeler zannediyor ki, herhangi bir mesele çıkınca ben fikrimi söylerim ve kabul edilir. Ama partinin fikri o değil. Yani belki konuşulmuş olsa, tartışılmış olsa parti aynı fikri söyleyecekti. O başka... Tartışılmadan söylendiği zaman partinin fikri olmaz. Bütün dünyada demokratik partiler böyle yönetilir. Selahattin Bey şimdi zannediyor ki; Erdoğan böyle yapıyor,

Kemal Kılıçdaroğlu böyle yapıyor, Devlet Bahçeli böyle yapıyor. Ben de böyle yapayım." Eee sen de böyle yaparsan, ben de sana aynı lafı söylerim.

Umarım bu söylediklerinizi HDP’li yetkililer dikkate alır.

Anladınız mı ne dediğimi?

Evet efendim, net olarak anlıyorum.

Yani onun için kendini anlatamadı HDP. PKK ile ne durumda olduğu hakkında her gün kendine göre bir şeyler söylemeye çalışıyor. CHP ile ilişkisi hakkında her gün kendine göre bir şeyler söylüyor. Erdoğan’la ilişkisi, partiyle ilişkisi, Anayasa ile ilişkisi, mahkemelerle ilişkisi... Bütün bunların hepsini teşkilatıyla tartışarak sonuca varması lazım. "O kadar zamanımız yok" diyebilirler. Ama zaman geçiyor ve yapamıyorsun. Bugün ne diyor herkes? PKK’ya karşı bir şey söylemiyor. Ne söylediğini, ne söylemediğini ben bilmiyorum. Beki de söylüyor.

Söylüyor. “Silahlar sussun” diyor, “demokratik mücadele” diyor.

Ama teşkilatın tümü ile konuşulmuş, ona uyulmadığı zaman ne yapılacağı tespit edilmiş bir fikir var mı ortada? Yok. Var mı, yok mu onu da bilemiyorum gerçi ben ama öyle bir şey duymadım. İstanbul teşkilatı toplandı veya Beyoğlu teşkilatı toplandı. “PKK’ya karşı şunu yapmamız lazım” dendi. Bu birleştirilip bir karar haline getirildi. Sonra da parti kararı haline getirildi. Böyle bir çalışma tarzı yok. Böyle bir tarz olmayınca Devlet Bahçeli’den farkınız kalmıyor.

Sizce çözüm sürecine dönmek mümkün mü?

Çözüm süreci Erdoğan’ın aklındaki bir mesele. Erdoğan istese Türkiye’de yarım saat sonra bir tek silah bile atılmaz.

Muhatap olarak kimi görür?

Efendim, muhataptan önce ne yapacağına karar vermesi lazım. o savaşı bitirmek istemiyor ki.

Biraz da Diyalog Grubu’ndan bahsedelim. 20 kişilik bir Diyalog Grubu kurdunuz ve siz de bu grubun önde gelenlerindensiniz. Bundan sonraki amacınız nedir?

Valla konuşuyoruz. Ben henüz amacı tespit edebilmiş değilim. Bugün de toplantı var. Gidip konuşacağız. Beni oluştuktan sonra davet ettiler. Henüz konuşulup karar verilmedi.

Öncelikli bir gündemi yok mu?

Var tabii de. Beni çağırdılar. “Ne yapacağız?” dedim. İki toplantıya katıldım. Henüz bir karar alamadık.

Yani daha zaman istiyor öyle mi?

Konuşurken dağıtmadan konuşursan karar verebilirsin. "Biz bunu konuşuyoruz o arada şunu da konuşalım" olmaz.

Sizin bir öneriniz oldu mu çalışma şekliyle ilgili?

Tabii ki söyledim. Ama şimdi "ben toplantıda şunu dedim" demek manasız olur. Konuşuluyor daha. Herkes bir şeyler söylüyor. Çok konu var, çok değişik fikirler var. Toplantı günü ortaya atılan o günün olayları var. Acele etmemek lazım.

Peki efendim, son olarak; siz Türkiye’nin en büyük araştırma şirketinin sahibisiniz. Kamuoyu araştırmaları Türkiye’nin geleceğine yönelik neye işaret ediyor?

Kamuoyu araştırmalarına dair bir şey diyemem ama benim kanaatim Türkiye’nin geleceğini bugünkü yaşadıklarımız tanımlamaz. Daha iyi olacak. Serbest demokratik hayata geçeceğiz muhakkak.

İnanıyor musunuz gerçekten buna?

Gayet tabii.

Ben biraz karamsarım bu konuda.

Peki o zaman röportajı ben ele alayım şimdi. Sen ne düşünüyorsun?

Bana göre Türkiye’nin geleceği Suriye’yle Irak’tan farksız olacak şiddet bu şekilde devam ederse. Ben öyle görüyorum.

Erdoğan bugün söylediklerini yapıyor. Onları devam ettirecek, sonuna kadar ulaştıracak bir zamanı bu Türkiye kendisine vermeyecek. Uluslararası da, halk da vermez. Halk yavaş yavaş anlıyor, görüyor.

Peki kolay kolay terk edip, vazgeçer mi?

Siyasi kararlarını bu düzeye getirmiş bir insanın kolay terk etmesi çok zor tabii. Ama hiçbir otoriter yönetim kendi rızasıyla terk etmemiştir.

Çok teşekkür ederim.

Rica ederim.

 

Bu yazı toplam 576 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.