1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. ÇIPLAKLIĞIN EVRENSEL TARİHİ ÜZERİNE KİŞİSEL BİR DENEME
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

ÇIPLAKLIĞIN EVRENSEL TARİHİ ÜZERİNE KİŞİSEL BİR DENEME

A+A-

 

 

Çocuktuk. Her şeye gülüyor, zevkle kıkırdıyor, ânı, anları yaşıyorduk. Mahallenin elebaşları öne geçip bir oyun kurmaya görsün; bütün oyuncular, bütün çocuklar ona uymak durumunda kalırdı ki, eğlenebilsin. Düşlerimiz alabildiğine uzun ve sevinçli zamanları devşirirdi.

Çocukluk, insanın daha özgür olduğu zamanları gösterir bilirsiniz. Hele sokağa çıkmayagörsün. Kimseye hesap vermez, kimseye ram olmaz çocuk. Bir bahçeye mi dalınacak, bir ağaçtan erik ya da elma mı yürütülecek, hemen uyuma hazırdır çocuk. Aslında bütün ağaç üzerindeki meyveler biz çocukların yemesi için değil midir? Oyuncağımız topaç, top ya da bilye dışında neredeyse doğada olan her şeydi. Yağan kar ya da yağmur, çamurlu bir su birikintisi, arılar, kuşlar, kelebekler, hele ki yanıp sönen ateşböcekleri; düdük ya da yay yapılacak söğüt dalı, bahçeler, ağaçlar ve dereler…

Çocukluk, tüm kimliklerden, cemaatlerden azade olmaktır. Aynı dili konuşmak dahi gerekmez birlikte oyun oynamak için… Çok kısa sürede oyunu öğrenir sonra da zevkine vara vara oynarsın ki, büyüklerin gözleri fal taşı gibi açılır.

Ne devletin emrini ne de yasağını dinler çocuk. Sokağa çıkma yasağının olduğu çok zamanı yaşadı çocukluğum. Hep dışarıdaydık ve hep oyunun peşindeydik. Tanklar, kamyonlar, askerler, coplar, silahlar hep oyunlarımızın bir parçası değil miydi? Gerçi o çok ciddi polisler, askerler dahi ciddiyetlerini bir tarafa bırakıp bizimle oynamaz mıydılar? O vakit kimliklerinden azade olur çırılçıplak soyunurdular.

Hava azıcık ısınmaya görsün hemen yolun aşağısındaki Mundar ırmağa giderdik. İsmi üstünde ırmak mundardı, pisti. Hemen üzerimizdekileri çıkarır güle oynaya çırılçıplak oynaşıp dururduk, söğüt dalları üzerine yatardık. O an zenginliğin, fakirliğin, varlıkla, yokluğun olmadığı zamanlardı. Mayomuz yokmuş ne gam. Türk, Kürt, Ermeni, Alevi ya da Çingene hep birlikte çocukluğumuzu yaşardık.

Bir eğretileme olarak soyunma insanoğlunun temel yaşantısı içerisinde ilk sırayı alır. Öyle ki cennetten cehenneme dek nihai sonu imleyen mekânların temsilinden başlayıp, gerçeğin, sonsuzun, yüceliğin, değişmeyenin metaforuna kadar uzayan bir çağrışım gücüne sahiptir çıplaklık.

Yüzlerce yıl devlet erki içinde denenmiş çeşitli işkence türleri arasında insan onurunu en fazla zedeleyen işlem, cebir ve şiddet yoluyla soyundurulmuş olmaktır. Çıplak olmak çocukluktan farklı olarak çaresizliğe terkedilmektir. Seyredilmeyi drama çeviren bir durumdur. İnsan orada bir başına kobay durumundadır. Çaresizdir. O çıplaklık, bedeni demir parmaklığa çevirmiştir;çıkamadığı...

Hele devletin karşısında, işkencede katledilmişsen ölü bedenin bile onulmaz bir utançla karşı karşıyadır. Bu senin dışında çevreni, dostlarını aileni dahi rencide edip, binlerce kez öldürmek değil midir?

Çocukken ya da insanın kendi iradesiyle çıplak olması, insanın kendisi olmasıdır. Çıplak olmak açık olmaktır. Ya iraden dışında çıplak kalmışsan; işte o çıplaklık tüm ağırlığını acıyla hissettirir; sana ve herkese…

Aslında çıplaklık tanrısal bir yüceliğe ulaşmaktır. Mitolojide Apollon’dan, Herakles’e kadar bütün kahramanlar ölümsüzlüğe soyunmuşlardır, sanki… Dini açıdan baktığımızda ise hiçbir insan sırat köprüsünü geçerken giyinik değildir. Çorabı dahi yoktur ayacıkların… İnananlar, ister cennete, ister cehenneme gitsin, çıplaklık zaruridir. Ölümdeki çıplaklık, dünyanın tüm sorunlarını hiçe sayıp umursamazca çıplak kalmaktır. Yani yanarken de çıplaksındır, cennette de çıplaksındır. Soyunmanın her türlüsü ve cinsel ilişki dinen mubahtır bir bakıma. Mutluluk ancak çıplaklıkla mümkün sayılmaktadır.

O halde beden kutsal ve ondan ne çıkardığımız, salt insana ait olma durumundadır.

Nü olmaksa başkalarına çıplak görünmektir; insanın kendisi olarak algılanmamasıdır. Çıplak vücudun nü olabilmesi için bir nesne olarak görülmesi gerekir. Çıplaklık kendisini olduğu gibi ortaya koyar. Nü’lükse seyredilmek üzere ortaya konuştur.

Şu zamanda ise insanlar artık kendi değildir. Kendisine sunulan seçeneksiz bir hayatı yaşamak durumundadır. Çıplak değilse de, zihnen örtülü de değildir. Üzerindeki giysiler, savundukları, paylaştıkları, üzerlerine yaftaladıkları ayıpları örtmemektedir.

Her yüz, kendisini gizleyenlerde açığa vuran maskedir. Bize ait olan ne varsa gerçek yüzümüzdür. Her yüz aracılık ettiği şeylerin yerine geçer ki, sırf o yüzden kral çıplak diye güler her çocuk…

 

Bu yazı toplam 720 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.