1. YAZARLAR

  2. ŞERİF KAPLAN

  3. Çocuklar vuruluyor…
ŞERİF KAPLAN

ŞERİF KAPLAN

Köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Çocuklar vuruluyor…

A+A-

 

Çocuklar vuruluyor bir bir kentlerin sokaklarında, sonra kentler kanıyor tepeden tırnağa.

Kentlerde ağlar, kanar, yaralanır insanlar gibi. İnsan yaralanınca ya iyileşir ya da ölürler ama kentler yaralandı mı bir daha asla iyileşmezler...

Sur kanıyor, Cizre yaralı, Nusaybin ağlıyor, Şırnak mı? Hangi yana koysan diğer yan ağır basıyor...

Kaç zaman oldu, hangi mevsim? Bilen var mı? Çouklar vuruluyor, sokakarın ortasında, yüzü koyun uzanıyorlar, Alan’dan geriye kalan son anı gibi...

Ölüm hep böyle yüzükoyun mu yatırır insanı kaleşçe...

Çocuklar vuruluyor kuşlar misali, bir bir kentlerin sokaklarında... sonra sessizce ölüyor bir bir renkler.

Çocuklar vuruluyor... daha yeni yaşama başlarken, tanımadan hiçbir şeyi, misafir oluyorlar yaşamlarımıza bakışlarıyla. Kiminin nefesi koynumuzda, kiminin gülüşleri avuçlarımızda...

Çocuklar vuruluyor... herhangi bir zamanda, herhangi bir yıkılan kentin sokaklarında... Varto,  Yüksekova, Cizre, Şırnak, Nusaybin, Dargeçit, Lice, Silvan, Sur... ne fark eder ki, ölüyorlar sadece!

Çocuklar vuruluyor, zamansız, vakitsiz, nedensiz... ömürlerinin tam orta yerinde.

Çocuklar vuruluyor herhangi bir kentin sokaklarında... bazen adı Ceylan’dır Amed’te, bazen Uğur’dur Mardin’de, Veysel’dir Ankara’da, Baran’dır Ağustos sıcağında Cizre’de,  bazen SUR bakışlı Helin’dir, Ümit’tir, Nihat’tır, Ramazan’dır, Beytullah’tır, Emin’dir, Fırat’tır, Cemile’dir, Minlal, Ömer, Selman, Tahsin, Elif, Berat, Hasan, Tevriz, Diyar’dır adları... ferman buyurmuş bir zalim, keskin nişancıların nişangahında, gez, göz, arpacık mesafesinde... bir tetik gerginliğinde.

Bazen bir ezan vaktinde, bazen bir Çan’ın çığlıkları zamanında, çoğunlukla kuşluk vakinden önce, zaman zaman gün ortasında, bazen de ay ışığında, vuruluyor varoşların sokaklarına sığınan savaşın zorunlu “sürgün” çocukları, güz yaprakları gibi bir bir düşüyorlar ölümün kucağına.” Hangi sokağa vursalar kendilerini, keskin nişancıların namlusuna çıkıyor. Sokağın kuytuluklarında ise ürkek anneler, yürekleri avuçlarında... soğuk dondurucu ve buz kalıplarından oyuncak yapıyorlar, olası yarın ki çocukuklara!

Çocuklar vuruluyor herhangi bir zamanda herhangi bir kentin sokaklarında, boylu boyunca... sonra, yetmiyor çocukların vurulması, çifter çifter gençler, yaşlılar ise vurulduktan sonra cesetleri kalıyor sokağın orta yerinde günlerce, matematikteki Pİ sayısı gibi, kesin değeri bilinen bir sonuç gibi...

Çocuklar vuruluyor, doğup büyüdüğüm diyarda, 3D gözlükleri takmış, bir film seyreder gibi izliyoruz, uzaktan.  Daha önceleri masa başında kurulan ülkeler, yıkılan sistemler, yerine “ütopik” devrimlerle “eşit, özgür” bir yaşamın nasıl yaratılacağını, kimi zaman “sol” yumruklarımızı sıkarak  ya da en üst seviyede ajitasyonla dağıtılan umut, yerini şimdiki zamanda “sanal” devrimlerine, “sanal” savaşlara,  “sanal” ütopyaya bırakmış durumda. Oysa realite hiç te düşündüğümüz gibi, sözcüklerle izah ettiğimiz kadar “ütopik” değildir. Çoğu zaman bizim hiç hissedemiyeceğimiz kadar ağır sonuçları, derin acıları vardır, asla unutulamayan.

Hep vuruldu çocuklar, kentler ise durmadan kanadı...

Şeyh Sait’i astılar, Amed bir daha asla devletle barışmadı, bir daha asla boyun eğmedi...

Seyit Rıza’yı oğlu ile astıklarından beri, Kemalizm’i yüzde 78 gibi yüksek bir oranla, Türkiye genelinde en iyi bilen il olmasına rağmen, Dersim bir daha asla Türkiye’nin bir parçası olmadı... Hiç bir insanında teslimiyetin izine rastlanılmadı...

12 Eylül’de yaşları 14 ile 22 arasında olan toplamda 20 binin üzerinde Kürd çocuğunu cunta Amed zindanında topladı, işkence ile teslim almaya çalıştı... o çocuklar bedenlerini onurlarına, özgürlüklerine siper ettiler... sonra dağları mesken ettiler. Zindandaki o çığlıklar dalga dalga özgürlük oldu, egemen devletle bütün bağlarını kopardı ve bir daha ne barıştı, ne uzlaştı ne de boyun eğdi. 

Şimdi ise savaşın zorunlu “sürgün” çocukları, dağları mesken edinenlerin ardılları, kentlerin asi çocukları oldular, devletle olan bütün bağlarını koparmış durumda... Devletle herhangi bir “göbek bağları” olmadığı için ne bir koltuk sevdaları, ne bir mekam ne de para pul dertleri var.

Çocuklar vuruluken bu kentlerin sokaklarında, gerçekliğe gözlerini kapatan “Makul Kürd’ün” devlete verdiği akıl, aklıma Şahin Dönmez’lerin kurdukları “Genç Kemalistleri” getirdi. Beyhude bir çabayla herkesin kendilerine benzemesini istiyorlar.

Çocuklar vurulurken kentlerin sokaklarında,  ne “barış” ne “kardeşlik” ne de “birlikte” yaşamın bir manası ve gerçekliği vardır, kacaman bir yalandan başka...

Bu yazı toplam 8043 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.