1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. “Dağlarına bahar gelmiş memleketimin”
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

“Dağlarına bahar gelmiş memleketimin”

A+A-

 

              

                       

Bu yıl bahar geç geldi, ama olsun… Yine de Diyarbakır’da baharın en güzel günlerini yaşıyoruz

Her taraf yeşil, yemyeşil...

Mart ayı ortalarında uyanan doğa insanları büyüleyen o muhteşem güzelliğine bu ayda bürünür. Ve bu günlerde yeşilin her tonu ile rengarenk çiçekler doğayı bir gelin gibi süsler… Çiçeklenmiş ağaçlar çiçeklerini meyveye dönüştürmenin telaşındadırlar.

Ve.... Doğanın bereketi, NİSAN Yağmurları ile doruğa ulaşır bu ayda.

Yumuk yumuk bulutlara gömülü karlı dağların dorukları pırıl pırıl.

Ovalar, bayırlar, tarlalar gelinciğe kesmiş…

Bereketli nisan yağmurları bu yıl uzun sürdü. Ama olsun..

Gümbür gümbür patlayan yıldırım yüklü bulutların boşalttığı NİSAN yağmurlarının folklorumuzda, geleneksel inançlarımız içinde ayrı bir yeri vardır.

Nisan yağmurundan içmenin, yağmur altında gezmenin, ıslanmanın insanlara uğur getirdiğine inanılırdı eskiden. Hoş hala da inanılır ya.

Eskiden daha bir yoğundu bu inanç. Nisan yağmurunun şifalı olduğu, hatta saçları gürleştirdiği söylenirdi.

Özellikle cilt ve böbrek hastalarına nisan yağmur suyunu içmeleri, bu su ile yıkanmaları salık verilirdi.

Bu aydaki yağmur sularının şifalı olması, elektrik yüklü bulutlar olabilir mi?

Belki…

Çocukluğumuzda nisan yağmurlarının zevkini çıkarırdık.

Gündüzleri şimşekler çaktığında, yıldırım gümbürdediğinde kendimizi sokaklara atar “Başım demir belim daş...”  tekerlemesini söyleyerek sırtımızı ve başımızın arka bölümünü kerpiç ya da taş duvarlara sürterdik.

Bunun nedenini bilmezdik. Sadece büyüklerimizden bunun uğur getireceğini, bizi kazalardan, belalardan koruyacağını duymuştuk. Onlar da kendi büyüklerinden duymuşlar…

ÇEMÇEGELİN gezdirmeyi de Nisan ayında yapardık.

Özellikle de nisan yağmurları başlamadan. Hele de mevsim kurak geçiyorsa…

Çemçegelin, biri uzun, diğeri kısa iki ağacın haç gibi birbirine bağlanmasıyla yapılırdı. Haçın üstüne evlerimizden getirdiğimiz renkli bez parçalarını entari gibi giydirir, baş ve kollarına da renkli çaputlar sarardık.

Çemçegelin’i iki kolundan tutar sallaya sallaya sokaklarda gezdirirdik. Kurak geçen mevsimlerde Çemçegelin gezdiren çocuklar bir bakıma yağmur duasına çıkmış sayarlardı kendilerini.

Kapı kapı dolaşan çocuklar bir ağızdan Çemçegelin tekerlemesini söylerdik.

Çemçegelin ne ister,

Allah’tan yağmur ister.

Bi çemçe bulgur ister,

Bi kaşık yağ ister,

    Hala, hala, hala heeeey...

    Ya Ali, ya Ömer, ser döşega peygamber.

Bu  tekerlemeyi, evin hanımı kapıya çıkıp bize istediğimizi verinceye kadar sürdürürdük.      

Çocuklar kapı önünde bekleşirken evin hanımı elinde su dolu bir kovayla çıkar ve kovayı çocukların arasındaki Çemçegelin’in üzerine boca ederdi.

Bu davranışın anlamı; evin hanımının da çocukların yağmur dileklerine katılmasıydı.

Tabii bu arada dökülen sudan biz çocuklar da nasibimizi alır bir güzel ıslanırdık.

Her kapıdan başka başka isteklerde bulunurduk.

Bir kapıda bulgur isterken, diğer kapıdan yağ, bir diğerinden de kavurma isterdik.

Sonra topladığımız bulguru, yağı, kavurmayı ve diğer yiyecekleri bir evde ya da mahalledeki terk edilmiş yıkık bir binanın enkazı arasında ateş yakar, pişirir hep birlikte eğlene eğlene yerdik…

Şimdilerde kimseler artık çemçegelin gezdiremiyor. Ne yazık.  Çünkü, Çemçegelin’i gezdirecek sokaklar kalmadı. Diyarbakır’ın her yanı çok katlı apartmanlarla, sitelerle doldu.

Bazı semtlerde gençler bu geleneği sürdürmek istiyorlarsa da zevkli olmuyor pek…

Kısaca, bu güzel gelenek de başka güzel geleneklerimiz gibi  anılarımızda kaldı…

-----------------------------------------

Yarın; Şimdi kırmızı yumurta zamanı.

 

Bu yazı toplam 7642 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.