• Diyarbakır2 °C
  • Batman0 °C
  • Mardin-2 °C
  • Bingöl-4 °C
  • Bitlis-4 °C
  • Elazığ-3 °C
  • Erzincan-3 °C
  • Şanlıurfa-1 °C
  • Erzurum-7 °C
  • Ağrı-4 °C
  • Gaziantep-1 °C
  • Hakkari-3 °C
  • Muş-6 °C
  • Siirt-1 °C
  • Van1 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Diyabetin bozmadığı organ yok!
14 Kasım 2017 Salı 08:03

Diyabetin bozmadığı organ yok!

Diyabet hastalıkları ve diyabete bağlı olarak gelişen çeşitli hastalıklar konusunda gazetemize önemli açıklamalarda bulunan Özel Diyarlıfe Dağkapı Hastanesi,

 

 

 

 İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Ramazan Danış, dünyada her on kişiden birinin diyabetli olduğunu söyledi.

Özel Diyarlıfe Dağkapı Hastanesi, İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Ramazan Danış ile 14 Kasım Diyabet Günü dolayısıyla diyabeti konuştuk.

Öncelikle Diyabeti kısaca bir tanımlarsak, Diyabet nedir?

İki tip diyabet vardır

 “Diyabet, yani halk arasındaki adıyla ‘şeker hastalığı’ veya tıbbi deyimle Diabetes Mellitus, şudur; aslında bu bir pankreas hastalığıdır. Midenin altında yeşil yaprak şeklinde bir organ olan pankreas, insülün hormonu üreten bir organdır. Kısaca bir tanım yapmak gerekirse, vücutta üretilen şekerin insülin hormonu tarafından dokulara gönderilememesi, yani şekerin düşürülememesidir diyabet. Diyabetin tıbbi anlamda birçok tipi vardır ancak halk arasında yaygınca bilinen iki tipi var; birincisi Tip 1, pankreasta insülin yoktur, Tip 2’de ise pankreasta insülin vardır ama salınamamaktadır. Yani, şekerin vücutta insülin hormonu tarafından düşürülememesine diyabet denir.

Diyabetin belirtileri nelerdir?

Diyabet tarama testi mutlaka yapılmalı!

Öncelikle şunu belirteyim, diyabet hastalığında şeker hastaları özellikle de Tip 2 diyabette genetik yatkınlık çok önemlidir. Yani, ailede diyabet hastalığı olan kişiler birinci derecede risk altındadır. Diyabetin ikinci bir belirtisi ise çok su içme ve çok sık tuvalete gitmedir. Yine, çok yemek yeme de bir diyabet belirtisidir. Bunun dışında anlamsız ve geç kapanan yaralar da diyabete işaret eder. Açıklanamayan kilo kaybı, idrarda ketonlar (ketonlar, yeterli insülin olmadığında kas ve yağların parçalanması sonucu oluşan yan üründür), aşırı halsizlik, bulanık görme, yüksek tansiyon, sık sık enfeksiyon oluşması, damak veya cilt enfeksiyonları ve vajinal veya mesane enfeksiyonları gibi çeşitli belirtiler diyabete işaret edebilir. Bu tür şikayetlerle karşılaşan bir kişi mutlaka bir doktora gitmeli ve şeker testi yaptırmalıdır. Hele hele ailesinde, yakınlarında diyabet olan ve bilhassa da kilosu olan kişiler mutlaka en kısa zamanda bir doktora başvurmalıdırlar. Basit bir testtir, açlık kan şekeri ölçümü ile şeker hastalığının olup olmadığı öğrenilebiliyor. Diyabetli her iki yetişkinden birinde diyabet tanısı konulmamıştır. Yani, kişi diyabet olduğundan habersiz bir şekilde dolaşmaktadır. Türk endokrinoloji Derneğinin yapmış olduğu bir çalışma var, en son yayınlanan TURDEP II çalışmasında (Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans) diyabet oranının yüzde 13.7 olduğu açığa çıktı. Yani, Türkiye’de her 100 kişiden 14’ünde diyabet var demektir. Bu oran gittikçe de artmaktadır. Ayrıca maalesef bunun yarısı ise diyabet olduğunu bilmiyor.

 

 

 

Diyabetin bozmadığı organ yok!

Diyabet neden önemlidir, çünkü ölüm nedenleri anlamında çok yaygındır ve etkilemediği bir organ yoktur. Göz hastalıklarından tutun kalp ve damar hastalıklarına kadar. Bir Nefrolog olarak söylüyorum, böbrek yetmezliğine kadar; sinir hücrelerinin tümünü vuran bir hastalıktır. Bağırsaktan tutun da ayağınıza kadar tüm sinir hücrelerini etkileyen bir hastalıktır. Dünyadaki körlüklerin en sık nedeni diyabettir. Dünyada ayak kesilmesinin, mayınlardan sonra ikinci en sık nedeni diyabettir. Ben bir doktor olarak birçok hastamın maalesef ayaklarının kesildiğine şahit oldum. Kalp krizi vakalarının çoğunluğu diyabettir. Özellikle kronik böbrek yetmezliği vakalarında ilk sırayı diyabet almaktadır. Diyabet öyle bir hastalıktır ki, etkilemediği organ yoktur. İnsanlarımızın yaşam kalitesini çok bozduğu gibi ülkemizin sağlık ekonomisine de çok büyük külfetleri oluyor. Yani, maliyeti çok yüksek olan ağır bir hastalıktır diyabet. Ömür boyu süren ve ilaç kullanımını gerektiren bir hastalıktır. Halkımız maalesef diyabet konusunda korkunç bir bilgisizlik içindedir. Öyle ki, iki hastadan biri diyabet olduğundan habersiz ve hastalığının farkında olanlar da tedavi süreçlerine yeteri kadar uyum göstermiyor. Vatandaşlarımız ilaçlarını kullanıyor ama istedikleri her şeyi de yemeye devam ediyorlar. Fakat diyabet öyle bir hastalıktır ki, multidisipliner bir hastalıktır. Yani, bütün uzmanlık dallarını ilgilendiriyor. Sadece dahiliye ya da endokrinciyi ilgilendirmiyor; nörolojiyi, kalp damar hastalıklarını, nefroloji uzmanlarını ilgilendiriyor. Yani, diyabetle mücadele bir ekip işidir. Görüşüm odur ki, ileriki zamanlarda diyabet başlı başına bir klinik haline gelecektir.

Diyabetle mücadelede eğitimin önemi

Diyabetle mücadelede en önemli unsur halkın eğitimidir. Tırnak kesiminden tutun giyilecek ayakkabıya kadar, yiyeceğiniz gıdanın kalorisine kadar her şeyin halka uygun bir dille anlatılması gerekiyor. Aslında bu konuda Türkiye çok iyi bir adım attı. Bundan 15 yıl önce bir Dahiliye uzmanı olarak devlet hastanesinde görev yaptığım sırada bir eğitim merkezi açmıştım. Diyarbakır’da devlet hastanesinde, Eğitim Araştırmada, Üniversitede diyabet eğitim hemşiresi vardır. Maketlerle, videolarla hastalara neyi yiyeceğini, neyi yemeyeceğini, hangi şeylerden sakınacağını belirten bilgiler mevcuttur.

Diyabette erken teşhisin önemi nedir?

Diyabette erken teşhis çok önemli

Erken teşhis sadece diyabet için değil bütün hastalıklarda çok önemlidir. Diyabet erken teşhis edildiğinde şekerin kötü sonuçları daha organların tümünü kötü etkilememişken önlem almış oluyorsunuz. Şeker kronik bir hastalıktır ve düzensiz, kontrolsüz giden şeker öyle bir hal alıyor ki, şekerin yıkım ürünleri, yüksek şekerin vücutta yaratmış olduğu kötü sonuçlar vücudun her yerinde tahribatlara yol açıyor. Erken teşhisle bütün bu olumsuzlukların önüne geçme şansı var. Diyabet hastaları öncelikle hastalığının kronik olduğunu bilmeli. Düzenli kontrollere gitmesinin gerektiğini, şekerden uzak durması gerektiğini, hareketsiz bir yaşamdan uzaklaşması gerektiğini, gıdalarını ölçülü bir şekilde yemesi gerektiğini diyabet hastalarının çok iyi bilmesi ve bunlara uyması gerekmektedir.

‘Hipoglisemi çok tehlikeli’

Bir hususu daha vurgulamak istiyorum; diyabette alınmış olunan ilaçlara bağlı olarak ani şeker düşüklükleri (Hipoglisemi) yaşanabilir. Hipoglisemi çok tehlikeli bir şeydir. Yani, tedavi sırasında bazen şeker düşüklüğü de çok önemlidir. Kişi şeker düşüklüğünün bulgularını ve bunlara karşı yapması gerekenleri bilmezse beyinde kalıcı hasarlar oluşabilir. Beyin glikoz ile besleniyor ve glikoz düşüklüğünde beyin ancak belli bir süreye kadar dayanabilir. Bu eşik aşıldığında maalesef beyinde kalıcı hasarlar oluşabiliyor. Yani, diyabet hastalığında kişi hastalığının bütün semptomlarının farkında olmalıdır. Kişi, diyetle, egzersizle, kullandığı ilaçlardan dolayı karşılaşabileceği sorunların farkında olmalı ve bu konuda da mutlaka bir dahiliye ya da endokrinoloji uzmanına veya diyabetin etkilediği tüm organlarıyla ilgili tüm hekimlere düzenli olarak gitmelidir.

Dünyada diyabet hastası 2040 yılına kadar 642 milyona ulaşacak

Diyabet oranları o kadar arttı ki, 2015 yılında dünyadaki diyabetli yetişkin sayısı 415 milyon iken bu sayının 2040 yılına kadar 642 milyona ulaşacağı öngörülmektedir. Bir başka deyişle dünyada her on kişiden bir kişinin diyabetli olacağı öngörülüyor. Bununla birlikte gerek ülkede gerekse de bölgede diyabet ve diyabete bağlı komplikasyonlar için yapılan harcamalar pik noktadadır. Ayak kesilmeleri, körlükler, diyalize giren vaka sayısındaki artışlar diyabetle mücadele konusunda daha çok mesafe almamız gerektiğini göstermektedir. Diyabet hastalıklarının artması ülkenin bütçesine de büyük bir külfettir. Onun için de Sağlık Bakanlığı, hekimler, diyetisyenler, eğitim merkezleri diyabet konusunda haklı bilinçlendirme hususuna daha çok eğilmelidir. Diyabette kırmızı alarm var.

Genetik yatkınlık, sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam diyabetin başlıca nedenleri

Diyabet konusundaki risk faktörlerine gelince, hareketsiz yaşamın çok tehlikeli olduğunu belirtmek isterim. Maalesef hareket etmeyi bilmiyoruz. Obezite, yani şişmanlık gittikçe artmaktadır. Genetik yatkınlık, sağlıksız beslenme diyabete yol açan faktörlerdir. Fast food kültürü diyabete davetiye çıkarmaktadır. Özet olarak söylersem, ailesinde diyabet olanların, şişman olan ve hareketsiz bir yaşam sürenlerin çok basit bir şekilde yapılacak olan bir testle diyabet olup olmadıklarını öğrenmeliler. Diyabet tarama testi bir yana bir de az bilinen bir kavramı dile getirmek istiyorum; bozulmuş glikoz toleransı, yani kişinin diyabet olma yatkınlığının test edilmesidir. Yani, diyabete yatkın olan kişilerde de diyabet hastalarında görülen birçok rahatsızlık görülmektedir. Yani, henüz şekeri yok ama şeker ayarı bozuk ve ileride şeker hastalığına yakalanma potansiyeli var. Bunları en son Amerikan Diyabet Cemiyeti, 2017 yılında yayınladı. Aslında önümüzde duran buzdağının altında diyabete yatkın bir grup olduğunu ve bunlara da eğitim verilmesi gerektiğini, hayat tarzı ve diyet gerektiren risk grubunda olduklarını bu çalışma göstermektedir. Diyabet gün geçtikçe artan bir hastalıktır ve bölgemizde de görülme oranı bir hayli yüksektir.”

Ali Abbas Yılmaz / Özel

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
SEÇTİKLERİMİZ
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Tigris Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 412 229 20 03-0538 334 53 75 | Haber Yazılımı: CM Bilişim