1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. DİYARBAKIR, HAYALLERİM VE HAMAM GÜNLERİ
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

DİYARBAKIR, HAYALLERİM VE HAMAM GÜNLERİ

A+A-

Loş ışıklar altında kendimi nemli yeşil yapraklar arasında yağmur ormanında gibi hissederdim. Hoş o vakitler yağmur ormanlarının ne olduğundan da bihaberdim. En çok kulaklarım uğuldarken uzun uzadıya bağırmayı severdim. Sesimin bana gelen yankısı beni rüyalar âlemine taşırdı. Başımı yukarıya çevirdiğimde karanlığı aydınlatan yüzlerce güneş gibi inerdi aşağıya günışığı kubbeden… Ben hayal âlemine dalardım her defasında.

Ne çok hikâyeler dinlemiştim başında takkesi ve üzerindeki çizgili entarisiyle masal diyarından gelmiş gibi gördüğüm Harutyun dedemden… O canavarların, ucube cadıların bir tas suyu başından aşağı boca etmesiyle birer prensese ya da prenslere dönüşmesini ne çok dinlemiştim. Hele bir kurukafa hikâyesi vardı ki; o gözleri kan kırmızı ışıl ışıl yanan kurukafa, aniden yekinip yakışıklı prense dönüşürdü… Ben yine o prensliğin prensi olurdum, parıltılı düşlerimde… Dedemin o buruş buruş ellerini sıkıca tutar ağzına bakardım anlatırken…

Sahi en son ne zaman bir hamamın o sağaltan, arındıran kubbesinin altına girmiştim; artık anımsamıyorum bile… Bir vakitler çocukluğumu süsleyen hamamlarla tanışmam annemle olmuştu. Diyarbakır’a gelişimizle birlikte her Cumartesi bir ritüel haline gelmiş hamama gitmemizi nasıl da özlemle anımsıyorum… Müslümanların haftanın diğer günleri gittiği hamamlara bütün Ermeniler hep Cumartesi günleri giderdi. Evde hazırlanan oturma tahtaları, sabunlar, lifler ve keselerle birlikte baş ve vücut havluları, kildanlar ve biz çocukların yemesi için meyveler bir bez çuvala konurdu. Bizimkini çok iyi hatırlıyorum. Gri, mavi çizgili ince keten bir kumaşla dikilmiş ağzı büzgülü büyükçe bir torbaydı.

Bu torbayı hamama gidiş saatinden önce bir kadın gelir hamama götürürdü. Herkesin bir yeri vardı ve gittiğimizde torbamızı bize ayrılan yerde bulurduk. Sonra da yine her zamanki kurnanın başına… Aileler sırayla su dökerlerdi. Kadınları, kızları peştamalları göğüs üstlerine çekilmiş halde anımsıyorum. Yaşlı kadınlarsa belki de boş vermişlikten öylece dolaşırlardı. Tasları önlerine dayalı bir koluyla da memelerini örterek koşuştururlardı. Bazı daha büyük çocuklar dikkatli baktığında anneleri farkına varır sonra da tası kafalarına indirirlerdi. ”Önüne bak” Anam bunun gözi açılmış bir daha getirmeyesen” Niye böyle dediklerini anlamaz sonra da oyuna dalardık.

Şimdi o hamamların kaçı kaldı bilmiyorum. Evimizin yakınındaki Paşa Hamamı,Vahapağa, Çardaklı ve Mardinkapısındaki Develi Hamamları en çok gittiklerimizdendi.

Bu yazları böyleydi de kışları ise Sivas’ın eski hamamlarına giderdik çoğun… O hamamlara ise hep babamla giderdik. Babam seyahatlerden her dönüşünde bizi alır hamama götürürdü. Severdik babamla gitmeyi… Hep keseciler bizi keseler sonra da bütün vücudumuzu köpüğe boğardı. O köpüklerin arasında hayallere dalar hikâyeler anlatırdım eve gittiğimizde anneme… Hep şöyle derdi:” Oğlum hangi ara bu kadar hayal kurup hikâyeler düzdün” Yine de beni anne sabrıyla dinlerdi.

Şirinoğlu Hamamı ve Kurşunlu Hamamı en çok gittiğimiz hamamlardandı. Geniş güzel aydınlık hamamlardı. Hamam sonrası keyfimiz ise Ilıca gazozuydu… Gazozumu bitmesin diye göz ucuyla kardeşime baka baka içerdim. Önce onun bitirmesini bekler sonra da ona göstere göstere içerdim. Eğer önce ben bitirmişsem, bir dahakine ona iki yudum fazla içirme yeminiyle ondan bir yudum içerdim. Nasıl da tatlı ve güzel gelirdi o baloncuklar… Çoğu zaman babamı beklerken uyurduk keyifle…

1970 yılı sonrası Diyarbakır’a döndüğümüzde hamama babamla gitmeye başlamıştık. Bazen o denli kalabalık giderdik ki, berberimiz Zülküf Ağabey de usturasını alır gelir, tıraş bile yapardı. Türkülerin eşlik ettiği çiğköfteyi Sıraç Ağabey yoğururdu. Sonra da cümbüş dahi çalardı. Ne çok eğlenirmişiz… Biz çocuklar yıkanma sonrası Ünal ya da Turan gazozlarıyla zevkin doruğuna varırdık.

Sivas ’da hamama hep babamla gittiğimizden olsa gerek kendimi tam bir erkek hissederdim. O yüzden Yaz tatillerinde annemle gitmeyi hiç istemezdim. Ben kız mıyım ki diye itiraz edip ağlardım. Annem ve yengem beni çeke çeke götürürlerdi.

İlkokul birinci sınıfa gideceğim yazdı. Gerçi oldukça ufak tefek cılız bir çocuğum… Diyarbakır’a geldiğimiz hafta sonu yine hamam hazırlıkları başladı ya, bende yine şafak attı. Kara kara düşünmeye başladım. Yine itirazlarım arasında beni götürüyorlar. Çardaklı hamamının kapısına geldik. Annemler içeri girdi bense dışarıda bekliyorum. Onlar giriş parasını verip güya beni çağıracaklar. Kapı girişinde kocaman bir ayna var ve ben önünde suratım beş karış kızgın bir halde bekliyorum. Masanın başında oturan kadını aynadan görüyorum. Bilmediğim onun da beni görmesi… Annemler dışarıyı işaret ederek “Bir de küçük oğlum var dışarıda bekliyor.” Dedi. Kadın annemin işaretiyle aynadan görülen kapı önüne ve bekleyen bana baktı… Baktı. “Hanım hanım, bunun babasıni da getireydiz”

Bu sözleri duyar duymaz annemleri bile beklemeden tabanları yağladım. O an büyüdüğümü hissettim. Ertesi hafta babam geldiğinde bizi nasıl olsa hamama götürürdü. Şimdiden o köpük banyosunun ve gazozun ferahlatan tadını ve kokusunu almış gibiyim…

 

Bu yazı toplam 706 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.