1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. Diyarbakır için acil çağrı
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Diyarbakır için acil çağrı

A+A-

  

Önceki bazı yazılarımızda Diyarbakır’ın uzun yıllar turizme kapalı kalmasının sonucu “çok şey” kaybettiğini anlatmıştık.

Bu konuda o kadar dertliyiz ki…

Şöyle bir gerilere dönüp baktığımızda içimizi hüzün kaplıyor.

En çok da sur içindeki bozulma yakıyor içimizi…

Bir zamanlar Arabistan'dan yorgun dönen bir alay askerin barınabildiği büyüklükte, Dağkapı'daki bir bölümü yakın yıllara kadar Park Otel olarak kullanılan Gevrani ve Işık ailelerine ait  konağın yerinde şimdilerde acayip bir pasaj var.

Yine Dağkapı’daki tarihi Suakar Hamamı yıkıldı, beton yığını pasaj oldu. Tarihi Vahabağa Hamamı içten içe yıktırılıp dükkan yapıldı.

Ulucami, Hüsrevpaşa, Melikahmet mahalleleri ve çevrelerindeki bey konaklarının çoğu, 8-10 katlı yığma apartman oldu.

Fatihpaşa mahallesinde, Hançepek çevresindeki Ermenilere, Süryanilere ve Keldanilere ait çok sayıda ev ve konak harabe halinde. Bazılarının yerine otoparklar oluşmuş…

Hasanpaşa Hanı arkasında, 1630’lu yıllarda Tebriz ve Bağdat’a yaptığı seferler sırasında Diyarbakır’a defalarca gelen, son olarak da 5 Şubat 1639 günü gelip 71 gün kalan Padişah IV. Murad’ı ağırlayan Ermeni Çelebiyan ailesinin konağının yerinde şimdi yeller esiyor. Bu devasa konağın bir bölümü çirkin bir pasaja dönüştürülmüşken, bir bölümü banyo evi, bir bölümü depo, yıkılmış bölümleri de çarşı esnafının çöplüğü ve çişhanesi olmuş…

Behrampaşa ve Hoca Ahmet (Ayni minare) camileri çevresindeki konaklar, Süleyman Nazif'in doğduğu, son olarakTİĞREL ailesi tarafından kullanılan konak, Abdulgani Beg'lerin, Nakipler’in konakları da yok artık.

Ulucami arkasındaki ve İskenderpaşa Camii yakınındaki bey konakları, bahçeli evler, Eski Telgrafhane binası yıktırıldı…

Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nce tarihi yapı olarak tescil edilmiş olanlar daha bir perişanlık içinde. Ne alınabiliyor, ne satılabiliyor. Ne de onarılabiliyor. Yüzlerce ev ve konak öylece kalakalmış, çöktü, çökecek...

Kentteki bozgun yalnız tarihi yapılarda olmadı elbette..

Modern bahçeli evlerden oluşan Yenişehir semti, Ofis çevresi de nasibini aldı bu kıyımdan.

Ofis semtinde, günümüzde Ekinciler Caddesi’nin güneyi silolara kadar olan bölgede tek katlı bahçeli Havacılar Kooperatifi evleri vardı.

Paşa Durağı çevresinde ise iki katlı, bahçeli Doktorlar Kooperatifi evleri, Lise caddesi ve çevresindeki en çok dört katlı olan Mühendisler Kooperatifi evleri, Çiftkapı ile Urfakapı arasında iki katlı, bahçeli Emlak Bankası evleri, Çiftkapı‘dan Vilayet’e giden yolun iki yanında bahçeli, iki ve üç katlı memur lojmanları, Stadyum karşısında ve çevresindebahçeli villalardan eser yok şimdi.

Bunların çoğu1960’lı yıllarda ve daha sonrasında kentte yaygınlaşan kooperatifçiliğin kurbanı oldular.  Çok sayıda bahçeli ev yıktırılarak yerlerine çok katlı, birbirine bitişik apartmanlar dikildi.

Bir başka ifade ile, yeşillikler içindeki güzelim semtler birer beton yığınına dönüştü…

………..

Dedik ya, kentin güzelliklerinin kaybolması, dokusunun bozulması içimizi yakıyor.

Hayıflanıyoruz…

Ama öyle elimiz böğrümüzde oturup “ne yapalım” demek yok.

Silkineceğiz ve “Diyarbakır’a sahip çıkacağız…” Başka yolu yok.

Herkes üzerine düşen görevi yapacak…

Belki yıkılıp gidenleri geri getiremeyiz, Ama, mevcut güzellikleri korumak da yeterli…

HEVSEL gibi…

Bunun için acil olarak bir KURTULUŞ SEFERBERLİĞİ”  ilan edeceğiz.

Bu konuda valiliği, belediyeleri, parlamenterleri, özellikle de üniversitemizi zorlayacağız.

Sivil toplum örgütleri, esnafımız, tüccarımız, çevrecilerimiz, okullarımız, aydınlarımız kurum ve kuruluşlar, televizyonlar, basın ve yayın organları bu seferberliğin lokomotifi olmalılar. Aydınlarımız, öğrencilerimiz, ilgili kurum ve kuruluşlar bu kampanyaya destek vermeliler.

Belediyelerimizce başlatılmış olan surların çevresinin temizliği ve yeşillendirilmesi devam etmelidir. 

Buna herkes katılmalı ve destek vermeli.

En önemlisi; tanıtım ağırlıklı bilimsel konferanslar, paneller düzenlenmeli. TBMM’nin, Milli Eğitim, Kültür ve Turizm bakanlıklarının dikkati çekilmeli. Birleşmiş Milletlere, UNESCO’ya, ABD’ye, Avrupa Birliği’ne, ünlü üniversitelere, bilim adamlarına, arkeologlara, tarihçilere çağrılar yapılmalı. Okullarımızda bu işin eğitimi verilmeli.  Halkımıza sahip olduğumuz güzelliklerin değeri anlatılmalı. Ünlü bilim adamları, yazarlar, sanatçılar; film yapımcıları kente davet edilerek katkıları sağlanmalı.

Gecekondularda yaşayan vatandaşımıza, evinin temeline gömdüğü, hela taşı yaptığı her bir sur taşının en az 3 bin yıllık ata mirası olduğu anlatılmalı...

Bunu her vatandaş görev bilmeli…

Her kes bir ucundan tutarsa inanıyorum ki bu işi başarırız.

Evet, eski güzellikler geri gelmese de yeni yıkımlar önlenebilir böylece.

 

Bu yazı toplam 818 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.