1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. Diyarbakır nasıl bozuldu?(1)
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Diyarbakır nasıl bozuldu?(1)

A+A-

 

 

Bu günlerde herkesin, hepimizin gündeminde UNESCO kararı var.

Olmalı.

Çünkü, bundan sonra işimiz çok. Ve de zor.

Çünkü o kadar çok kaybettiğimiz değer, o kadar çok tahrip ettiğimiz güzellik var ki..

Bunların bazılarını yeri koymak mümkün değil.

Şimdi artık  hedefimiz mevcudu korumak olmalı…

,,,,,,,,,,,,,,

Herşeye rağmen, güzel bir bölgede yaşıyoruz.

Doğal güzellikleriyle, tarihi zenginliğiyle eşi, benzeri bulunmayan bir kente sahibiz.

Ama, ne yazık ki, bu güzelliklerin, bu zenginliğimizin değerini bilemedik.

Ve ne yazık ki, savurganlığımız neye mal olduğunu yeni yeni öğreniyoruz…

Yazık oldu, yazık…

Zaman zaman söyleşilerimizde  “Bizim zamanımızda...” diye söze girmek zorunda kaldığımız için içimiz kan ağlıyor. Oysa, sözünü ettiğimiz yıllar, en çok 55-60 yıl öncesi...

Geçmişi on bin yıla varan bir kent için 55-60 yıllık bir zaman ne ki?

Ama, gelin görün ki bu 55-60 yıl içinde kaybettiğimiz, tahrip ettiğimiz o kadar çok güzellik var ki...

Son yıllarda her sohbetin içinde kentimizdeki “BOZGUN” vardır.

Tüm söyleşiler bozulan gelenekler, görenekler üzerine, kaybolan güzellikler üzerine, tahrip olan tarihi zenginliğimiz üzerine.

Neleri, neleri kaybetmişiz?...

Analarımızın, ninelerimizin sabah ezanında kalkıp yıkadıkları, süpürdükleri sokaklar tertemizdi.

Kadın çöpçülerin erken saatlerde süpürdükleri sokaklara, caddelere çöp dökmek ayıptı...

İnsanlar birbirini sever, sayardı. Deyim yerinde ise, 7 mahalle uzaktaki bir cenazeye herkes koşardı.

Kayboldu, unutuldu tüm bu güzellikler.

.............

Kuşkusuz, yıllar boyu süregelen ilgisizlik, duyarsızlık hazırladı bu bozulmayı.

İlk 1950'li yılların sonlarına doğru, bağlarda başlayan çarpık kentleşme ile görüldü bu bozulma.  

Sonra, Sur İçi’ne girdi güzelliklerin yıkımı.

1960 Askeri ihtilali sonrasında bir süre Belediye Başkan Vekilliği yapan rahmetli Felat Cemiloğlu döneminde alınan bir kararla sur içinde her türlü inşaat yasaklanmıştı.

Amaç ve hedef; Diyarbakır sur içini, tarihi dokusunu bozmadan Dünyanın en büyük Açık Hava Müzesi’ne dönüştürmekti... Bu sayede sur içindeki tarihi yapılar korunacak, kurtulacaktı.

Olmadı.

Sonraki yıllarda, kente çevre köy ve ilçelerden hızlanan göç yüzünden bu karar uygulanamadı.

İşin içine politik hesaplar girince kentin dokusu iyice bozuldu. Özellikle 1970’li yıllar ve sonrasında, Diyarbakır'ın hemen tüm mahallelere üşüşen yap-satçı müteahhitler tarihi SUR İÇİNİ perişan ettiler. O güzelim avlulu, bahçeli, taş binaları yıkıp yerine sağlıksız beton bloklar diktiler. Bunlar yetmezmiş gibi, eski evlere ve konaklara dadanan kaçak define avcıları buraları delik deşik ederek harabeye çevirdiler.

Büyük ailelerin çoğunun sur dışında oluşan modern Yeni Şehir semtine taşınmaları, bir bölümünün kenti terk edip, batı illerine göçmeleri sonucu, el değiştiren avlulu, eyvanlı, havuzlu, bahçeli konakların çoğu, birkaç daire uğruna yıktırıldı. Yerlerine çok katlı yığma beton binalar dikildi ya da otoparklara dönüştürüldü..

Temel kazıları sırasında kentin tarihi kanalları, su şebekeleri tahrip edildi. Bitişik nizam yükselen beton bloklar sokakların hem güneşini hem nefesini kesti.

Şimdilerde, daralan sokakların çoğu ışıksız, havasız, bakımsız ve de pislik içinde...

Oysa, eskiden hiç de böyle değildi Diyarbakır.

Kesme taştan zarif mimarisi ile avlulu, eyvanlı evlerinin tümünde havuz vardı, bahçe vardı. Bahçelerde özenle yetiştirilen gül, menekşe, nergiz, lale, reyhan kokuları sokaklara taşardı.

Her sokakta HAYRAT tulumbalı çeşmeler vardı.

............

Eski konakların, eski evlerin çoğu yok artık.

Bir zamanlar Arabistan'dan yorgun dönen bir alay askerin barınabildiği büyüklükte, Dağkapı'daki Gevranilere ait konak (Eski Park Otel), Suakar Hamamı yıktırıldı, beton yığını binalara, pasajlara dönüştürüldü. Tarihi Vahabağa Hamamı içten içe yıktırılıp dükkan yapıldı.

Ulucami, Fatihpaşa, Husrevpaşa, Melikahmet mahalleleri ve çevrelerindeki bey konaklarının çoğu 8-10 katlı yığma apartman oldu.

Behrampaşa ve Hoca Ahmet (Ayni minare) camileri çevresindeki Abdulgani Beg'lerin, Nakipler’in, Süleyman Nazif'in babası Sait Paşa'nın, İskenderpaşa Camii yakınındaki İskender Paşa konakları, bu mahallelerdeki Müslüman ve Ermeni evlerinin çoğu yıkılmak üzere. Yıktırılanların yerine ise otoparklar oluşmuş.

Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nce tarihi yapı olarak tescil edilmiş olanlar daha bir perişanlık içinde. Ne alınabiliyor, ne satılabiliyor. Ne de onarılabiliyor. Yüzlerce ev ve konak öylece kalakalmış, çöktü, çökecek...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 7631 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.