1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. Diyarbakır’da eskiden “ölü yemeği” geleneği
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Diyarbakır’da eskiden “ölü yemeği” geleneği

A+A-

              

Nerede olursak olalım. sayıları azalmış da olsa dostlardan, tanıdıklardan üç kişi bir araya gelsek illa ki eski Diyarbakır’ı konuşuruz. Anılarımızı tazeler, günümüzde artık kaybolmuş gelenek, görenek ve değerler üzerine sohbet ederiz.

Genellikle üzülürüz. Çünkü o kadar çok güzel şeyi kaybetmişiz ki…

Bunlara hayıflanırız.

Hele de böylesi ramazan günlerinde eskiyi yad etmek ne hoş oluyor bilseniz…

Ne yazık ki, yeni kuşak gençlerin hiçbiri geçmişin güzelliklerinin çoğunu bilmiyor.

Fırsat buldukça gençlere bu güzellikleri, sosyal dayanışmayı pekiştiren gelenek ve göreneklerimizi anlatıyoruz.

Ama zor. Çünkü, insan yaşamadıkça  güzel geleneklerin önemini, anlamını kavrayamıyor…

Bilir misiniz ki, Diyarbakır'da her cuma akşamı evlerden ailenin ölmüş fertleri adına ÖLÜ YEMEĞİ çıkarılırdı.

O gün evlerde güzel yemekler pişirilirdi.  Sonra bu yemekler tabaklar içinde sinilere dizilir, üstü de temiz bezle örtülür öylece mahalledeki yoksul ailelere gönderilirdi.

Eskiden her mahallede bir ya da birkaç yoksul aile olurdu. Bunlar kesinlikle dilenmez, kimseden bir şey istemez, öylece kendi hallerinde sessizce yaşarlardı. Herkes bilirdi  yoksul olduklarını, bunun için de yardımlar kesinlikle onurlarını kırmadan, incitmeden yapılırdı.

Bu arada kapıya gelmiş dilenciler de boş çevrilmezdi.

Eskiden her evin aşina dilencileri vardı. Bunlar bazı günler, ama düzenli olarak her Cuma  akşam saatlerinde sessizce sokak kapısının önüne gelip oturur, ev sahibinin getirdiği yemeği yedikten başka artanı kabına doldurup evine götürürdü.

 ……….

Bu günün gençlerine "Ölü yemeği"nden söz ederseniz, inanıyorum ki yüzünüze bir tuhaf baktıktan sonra; "Ölüye yemek de mi olurmuş, ölüler yemek yer mi ki?" diye soracaklardır.

Elbette, ölüler yemek yemez. Ama bu geleneğin amacı da anlamı da başkaydı.

Tamamen insani ve yardımlaşma amacını taşıyordu.

Ama bunu ne bilsin bu günkü genç garibim.

Evet. Şimdilerde artık bu güzel gelenek pek çok benzeri gibi kaybolup gitmiş.

………

Neyse ki,  günümüzde bunun eş anlamlısı  “Cenaze evine yemek göndermek” geleneği yaşıyor, yaşatılıyor.

Bu da iyi.

Bilirsiniz; Diyarbakır’da , cenazesi olan ailenin evine ya da yas evine, mahallede cenazesi olan komşulara, hane halkının yemek pişirmeye zaman  bulamayacakları, ayrıca da üzüntülü oldukları bilindiğinden, YAS boyunca o eve dost, akraba ve  komşular tarafından sıra ile üç öğün yemek gönderilir.

Gönderilen yemeklerden o saatte  taziye için gelmiş konukların da hane halkı ile birlikte sofraya oturmaları sevaptır.

Bu arada, fazladan gelmiş olan yemekler mahalledeki yoksul ailelere, bazen de öğrenci yurtlarına gönderilir…

Diyarbakır’da bir başka güzel gelenek daha vardı. O da şu; Mevsimine göre yeni çıkmış sebze ve meyveden eve ilk alındığında, aile fertleri tadına bakmadan önce, içinden bir miktar alınır mahalledeki yoksul ailelere yollanırdı.

Amaç, bu ailedeki çocukları sevindirmek…

Bir başka sosyal yardım geleneği de  “Safer  ayı sadakası”  ile ilgili.

Kameri takvime göre ikinci ay olan Safer’in birinci gününden itibaren 30 gün boyunca evlerde kadınlar toplanarak dualar okuyup tespih çekerler. Ve yine otuz gün boyunca bir torbaya hanedeki kişi başına, sadaka niyetine, ekonomik gücüne göre bir miktar para konur. Biriken paralar otuzuncu gün torbası ile birlikte açılmadan mahalledeki bir yoksul aileye  gönderilir.

Bu arada torbanın, küçük çocuk sahibi yoksul bir dula verilmesi tercih edilirdi.

Evet,  eskiden Diyarbakır böyleydi işte…

Yardımı, yardımlaşmayı seven. yoksula hissettirmeden sahip çıkan insanların yaşadığı kutsal kent Diyarbakır…

 

Bu yazı toplam 1094 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.