1. YAZARLAR

  2. Sıddık ALGÜL

  3. Diyarbakır’ın kaybolan kültürel değerleri(14)
Sıddık ALGÜL

Sıddık ALGÜL

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Diyarbakır’ın kaybolan kültürel değerleri(14)

A+A-

 

"Demirciler demir döğer tunç olur

Sevip sevip ayrılması (aman) güç olur"

 M.Ö. 1400'lü yıllarda Mezopotamya'da demirin işlenmesi yaygınlaşmaya başlayınca, zamanla çeşitli alet ve silah yapımında tuncun yerini de almaya başladı. Ortaçağ'da ise, gündelik yaşamın tüm alanlarına girdi. Demir maden olarak yaygınlaştıkça başta bıçak, kılıç, balta, kalkan, mızrak ucu, gürz gibi silahların; çeşitli ev aletleri, şömine takımları, ocak, kafes, tava, kazan, kilit, hırdavat araç ve gereçlerin yapımında kullanılır oldu.

Tarihte ilk olarak demirin önemini Mitanni'ler kavramıştır. Tarihte, metal ve demir aletleri olan okuryazar toplumlar öteki toplumlar üzerinde ya üstünlük kurmuştur ya da onları yok etmiştir. Ayrıca antikçağda demir, özgürlüğü de temsil etmiştir. Ucuz demir, tarımı, endüstriyi ve savaşı demokratikleştirmiştir. Friedrich Engels; demir için "tarihte devrimci rol oynayan bütün ilkel maddelerin en önemlisidir " der; a,rdından, " Demir Çağı "nı " kahramanlık çağı " olarak nitelendirir. Bu bağlamda Kürt mitoloji kahramanı Demirci Kawa'yı burada anmak lazım. Demirci Kawa: Zulme ve haksızlığa başkaldırının; isyan, ateş ve birliğin sembolüdür.

19. yüzyıla kadar demirden üretilen nesnelerin tümü körüklenmiş kor ateşte ısıtılan demirin örs üstünde çekiçle dövülmesiyle elde edilirdi. Bu gelenek 20. yüzyıla kadar da kısmen sürmüştür. Sanayileşme ve demir-çelik sektöründe dünya ölçeğinde tekelleşmenin başlaması demirciliğin sonunu getirdi. Demircilik, kaybolan çok önemli mesleklerden biridir.

Demirciler genellikle saban demiri, yaba demiri, tırpan, orak, çapa, kazma, balta, nacak, keser, dehre, bel gibi tarım, bağ ve bahçe işlerinde kullanılan araç ve gereçlerin yanında çekiç, balyoz, buğavi, nal, nal çivisi, çan, murç, kapı kilidi, kapı tokmağı, kapı çengeli gibi nesneler yaparlardı. Bunların büyük bir kısmını kış aylarında yapar ve baharda da satışlarını gerçekleştirirlerdi.

Demirciliğin birinci kuralı demiri tavında dövmektir. Demircilerin nefesleri kuvvetli, kolları güçlü ve kendileri de yürekli olur. Bütün hüneri örs ve çekiçte saklıdır. Demircinin hası çeliğe su vermesinden belli olurmuş.

 Tenekecilik

Tenekeden çeşitli eşya yapan ustalara tenekeci denir.Tenekeciler tenekeleri kesip biçer, onlara çeşitli şekiller verir, üzerlerine kabartmalar yapar ve lehim yaparak parçaları birleştirir.

Teneke yumuşak çelikten üretilen, üzeri kalay kaplı ince sacdır. Binalarda çortan, çatı olukları, soba, soba boru ve dirsekleri, maşrapalar, idare lambaları, huniler, fıskiyeler, pekmez ve yağ-peynir kapları... tenekeci ustaların hünerli ellerinden çıkan araç gereçlerden birkaçıdır.

Sac makası, tokmak, çekiç, örs, mengene, mangal, körük, lehim (kalay ve kurşun karışımı), nişadır (amonyak tuzu), havya (çekiç biçiminde ucu bakır alet), tuz ruhu (hidroklorik asit) tenekecilerin kullandığı araç ve malzemelerin bazılarıdır. Tenekeciler hidroklorik asitte çinko parçalarını eriterek çinkoklorür elde ederler. Lehim yapımında bu asiti kullanırlar.

Lehim yapılırken önce kömür mangalında havya ısıtılır ve sabun kalıbı biçimindeki nişadıra sürülür. Sonra lehime değdirilerek bir miktar lehim eriyerek havyanın uç kısmına yapışması sağlanır. Lehim yapılacak zemin veya nesne daha önce tuz ruhu ile temizlenmesi gerekmektedir. Bu işlem yapılmazsa lehim tutmaz.

Diğer kaybolan meslekler gibi tenekecilik de, gıda ve ambalaj sektörünün gelişmesi, maden kömürünün ısıtmada kullanılması ve kaloriferli ısıtma sistemlerinin refah nedeniyle tercih edilmesi gibi nedenlerden gözden düştü.

 Kalaycılık

 "Düriyemin güğümleri kalaylı

Fistan giymiş etekleri alaylı"

 Kalay, gelişimini bakır kaplara borçludur ya da tam tersi, bakır kaplar gelişimini kalaya borçludur.

Kalayın bulunması bakırın mutfakta geniş ölçüde kullanımına neden olmuştur. Bakır kaplar tek başına kullanıldığında hava ile teması sonucu oksitlenmesi (kararması) ve yiyecek, içecekle teması sonucuyla da yüzeyde bakırsülfatın oluşması (yeşillenmesi) sonucu –ki buna yaşlılarımız cenk derdi- zehirlenmelere ve ölümlere neden oluyordu. Kalayın bakırla işbirliği, kalaycılık denen bir mesleği ortaya çıkarmıştır.Bakır kapların üzerini kalayla kaplayanlara kalaycı denir.

Kalaylanacak kaplar önce örs ve çekiçle düzeltilir. Ezik ve kırık yerler düzeltilir, gerekirse yama veya kaynak yapılır. Sonra kum ve kömür parçaları ile temizlenir. Oksitlenen, kararan veya kalay yapılacak yerler parlatılır, yıkanır ve kurutulur. Bu iş için genellikle el ve ayaklar kullanılır. Kalaycılar elleriyle duvardaki veya en yakınındaki elle tutulacak şeylere tutunup, kalçalarını sağa ve sola çevirerek ayaklarının altındaki kapların temizliğini kum ve kömür tanecikleri yardımıyla yaparlar. "Ne kıvırıyorsun ?" sözünün buradan geldiği söylenmektedir.

Temizlenen kap, körükle harlanmış ateşin bulunduğu ocakta ısıtılır. Kalayın tutması için kabın içine toz nişadır atılır. Sonra kalay parçası biraz ısınan kaba sürülür, bir parça erimesi sağlanır. Büyük bir bez parçası yardımıyla eriyen kalay kabın kalaylanacak yüzeyine tamamen yayılır. Kalaylanma işi tamamlanıncaya kadar bu işleme devam edilir.

Bakırdan yapılmış kazan, teşt, sini, kuşhana, lengeri, tas, saplı, sahan, kırpıklı sahan, tava, tunç kulplu tava, cezve, sıtıl (bakraç) gibi ev ve mutfak gereçleri kalaylanırdı.

Bazı meslekler gibi kalaycılık da artık tükenme noktasındadır. Parlak zamanlarını bakırın mutfak eşyası olarak kullanılmasına borçlu olan kalaycılık, bakırın mutfaklardan çekilmesiyle meslek olarak sona yaklaşmıştır. Günümüzde melamin kapların, plastik kapların, emaye kaplamalı kapların, alüminyum kapların, porselen kapların ve daha çok da kullanım kolaylığı ve çeşit zenginliği nedeniyle paslanmaz çelik ve cam kapların geniş şekilde kullanılması bu mesleğe olan ihtiyacı ortadan kaldırdı. Kalaycılık ekmek kapısı olmaktan çıktı diyebiliriz. Turistlere yönelik bakır eşya imalatı az da olsa kalaycılığı biraz da olsa devam ettirmektedir.

Kent merkezinde ve ilçelerde yerleşik kalaycılar olmasına rağmen köylerde ise  bu işi genellikle Karâçi veya Âşık / Mıtrıp denilen göçebeler yapardı.

 Yarın Hancılık ve nalbantlık  

Bu yazı toplam 7746 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.