• Diyarbakır29 °C
  • Batman25 °C
  • Mardin27 °C
  • Bingöl24 °C
  • Bitlis26 °C
  • Elazığ25 °C
  • Erzincan24 °C
  • Şanlıurfa28 °C
  • Erzurum19 °C
  • Ağrı22 °C
  • Gaziantep24 °C
  • Hakkari22 °C
  • Muş25 °C
  • Siirt30 °C
  • Van20 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Doç. Dr. Özmen: Korucular kayıp yakınlarına yardımcı olmalı
12 Kasım 2013 Salı 10:08

Doç. Dr. Özmen: Korucular kayıp yakınlarına yardımcı olmalı

Dicle Üniversitesi Yardımcı Doç. Dr. Rahim Özmen arışın sağlanabilmesi için "koruculuk sistemi"nin kaldırılması ve faili meçhuller konusunda kayıp yakınlarına yardımcı olarak çözüm sürecinde bir diyalog içerisinde olmaları gerektiğini ifade etti.

Bölge'de kardeşi kardeşe kırdırma politikasının bir örneği olarak 1985'te PKK ile mücadelede görev verilmek üzere sahneye konulan "koruculuk sistemi", başlangıçta 22 ilde "geçici köy koruculuğu" adı altında yürürlüğe sokuldu. Sonraki yıllarda 13 ilde "gönüllü köy koruculuğu"nun uygulamaya koyulmasıyla birlikte 35 ile yayılan bu sistem, devlet tarafından silahlandırılıp resmen görevlendirilmiş 80-85 bin kişilik bir "siviller ordusu"na dönüştü. Devletin Bölge'de aşiret reisleri ve feodal unsurlarla geleneksel ittifakının bir sonucu olarak ortaya çıkan bu sistem Kürt sorununda uygulanan yüzyıllık politikaların bir devamı olarak kanayan yaraya dönüştü. Bugün Kürt sorunun "demokratik çözüm" ekseninde sonlandırılmasının tartışıldığı bir dönemde önemli bir noktada duran bu sistemin kaldırılması, köye geri dönüşler için 2004'te çıkarılan 5233 sayılı yasanın yenilenmesi ile birlikte zorunlu göçle nedeniyle terk etmek zorunda kaldıkları topraklarına yeniden dönmeyi bekleyen yurttaşlar için kritik bir noktada duruyor. Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Rahim Özmen sistemin kendisini değerlendirirken, Diyarbakır Baro Yönetim Kurulu üyesi Av. Cihan Aydın da söz konusu yasadaki yanlışlar ve yetmezliklerini ortaya koydu.

, sözlerine başladı. 

Koruculuğun Kürtlerde son 30 yıllık bir sorun olmadığını Hamidiye Alayları'ndan bu yana devlet ve Kürtler arasından koruculuğun var olduğunu hatırlatan Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Rahim Özmen, 1980'li yılların sonunda başlayıp 1990'lı yıllarda yoğunlaşan köy ve mezraların boşaltılması, insanların yerinden edilmesi uygulamaları sonucunda 1 milyon yurttaşın yaşadıkları yerden zorla göç ettirilmeye tabi tutulduğuna işaret etti. Özmen, "Kürtlerin bir kısmı devlete isyan etmiş, bir kısmı da devletin yanında yer almış. Bu da Kürtlerin arasında toplumsal parçalanmaya neden olmuş ve halklar zarar görmüştür. Köylerini terk eden insanlar, dağa çıkmış çocuklarının öldürülmesinden tutun topraklarını işgal etme ve benzeri birçok olayın sorumlusu olarak korucuları görmektedir. Hata bugün kimileri bu kişileri isim isim de sayıyor" dedi. Köye geri dönüşlerin öncesinde halklar arasında bir iç barış çalışması yapılmadığı takdirde Kürtlerin kendi içlerinde bir çatışma olacağını ifade eden Özmen, "Köye geri dönüşler ilk başladığında Lice'nin bir köyünde köylüler askerler eşliğinde köylerine geri döndü. Askerler gittikten sonra korucular tarafından birkaç köylü öldürüldü. Bu yüzden iç barış öncelikle sağlanmalıdır" dedi. 

'Korucular faili meçhullerin yerlerini söylemeli'

Koruculuk lağv edilmeden köye geri dönüşleri sağlamanın zor olduğunu savunan Özmen, "Kürtlerin bir kısmı devletin yanında oldukça, Kürtlerin kendi aralarındaki çatışmaları devam eder. Korucular bugün faili meçhuller konusunda kayıp yakınlarına yardımcı olarak çözüm sürecinde bir diyalog içerisinde olmalıdır. Korucular toplumsal bir sorundur. Çünkü korucularda gidip devlete seve seve müracaat etmedi. Birçoğu köyünü terk etmemek için koruculaşmayı kabul etti. Koruculuk Kürtler ile devlet arasında bir sorundur. Devlet bu korucuları en azından şu an için silahsızlandırıp köye geri dönüş süreci bir şekilde yürütebilir" dedi.

'STK'lar ortak hareket etmedi'

Köye geri dönüşün önündeki etkenleri ve 5233 sayılı "Terör ve Terörden Doğan Zararların Karşılanması Yasası" uygulamalarını değerlendiren Diyarbakır Baro Yönetim Kurulu üyesi Av. Cihan Aydın ise, yasanın yurttaşların ihtiyaçlarını karşılamadığını ifade etti. Uygulamada mağdurların zararlarını gidermek bir yana başvurucuların köye geri dönme isteklerinde bir ev yapacak tazminat dahi ödenmediğini söyleyen Aydın, "Bu yönüyle eksik bir yasadır. Biz sivil toplum kuruluşları olarak, çıkarılan yasaya karşı ortak hareket etme konusunda ciddi bir eksiklik içine girdik. Manevi tazminatların bu işin dışına çıkarılması başta büyük bir sorundur. Faili meçhul cinayet olaylarında şu anda ölen kişinin ailesine 22 bin gibi komik bir ücret ödeniyor" şeklinde konuştu. 

'Yasa beklentilere cevap vermedi'

Çıkarılan yasanın isminin dahi sorun teşkil ettiğine dikkat çeken Aydın, "Kamuoyu gibi bizim de beklediğimiz toplumsal bir barış yasası ya da köye geri dönüşün formüle edilmesi gerekirdi. Yasanın ismi, biçimi, çıkarılma amacı, bir bütün olarak göz önüne alındığında maalesef bu yasa beklentilere cevap vermedi. Devletin evini yaktığı yurttaş, sadece yıkılan evini istiyor. Çünkü verilen tazminatlar bir evin odasını yapacak kapasitede değil. Köy yakma başvuruları olduğu zaman Türkiye ülkeler arasında birinci sıradaydı. Çünkü 10 binlerce başvuru sonucunda bu yasa çıkarıldı" dedi. Aydın, köye geri dönüşler için yapılan yasanın bir daha revize edilip göçün toplumsal sorun olarak algılanmasını istedi. 

'Göç; Kürt, kadın, çocuk ve eğitim sorunudur'

Çıkarılan yasa ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvuruların önünün alınmak istendiğini söyleyen Aydın, yasanın asıl amacının geçmişle yüzleşme olması gerektiğini belirtti. Aydın "Hakikat komisyonları oluşturularak zorunlu göçün ve yerinden edilmenin çözülmesi gerekiyor. Göç; Kürt, kadın, çocuk ve eğitim sorunudur. Kendi yurtlarından edilen yurttaşların geri dönüşleri yapılmasa bu sorunların hiç birinin çözülmesi mümkün değildir" dedi.

Kaynak: Haber Kaynağı
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
SEÇTİKLERİMİZ
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Tigris Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 412 229 20 03-0538 334 53 75 | Haber Yazılımı: CM Bilişim