1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. Dolapderden kurtuluşa yaşama çabası
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Dolapderden kurtuluşa yaşama çabası

A+A-

Duman rengi birikintiyle kaplı, bozuk daracık bir yol… Ufacık tefecik birbirinin üzerine yaslanmış evlerin arasında, kirli, pis hatta işe yarayıp yaramadığı bilinmez eşyaların sergilendiği boylu boyunca uzanan sokakta, bitpazarındayım. Kadınlar, çocuklar, kirli sakallı pejmürde kılıklı yaşlı genç insanlar… İtiş kakış ve her dilden bağırtının arasında bakınıp duruyorum.

Evler o kadar küçük ve yere doğru basık ki, sanki birileri tenekeden, tahtadan, azıcık taştan kulübeler yapıp bu mezbeleliğin içine oturtuvermiş. Açık pencerenin önüne dizilmiş onca kırık dökük, mundar diyeceğimiz eşyayı alıcı gözlerle izleyenleri, içeride oturan iki çift bezgin göz izliyor.

“Ulen, yine kaptırıverdik telefonu ya” diye söylendi başında fötr şapkası olan biri… Bir taraftan küfür ederken beri yandan bir arkadaşını yancı olarak yanına çağırıyor. “Gel yahu, çaylar benden… Yine cebellezi olmasın mallar; azcık göz kulak olursun bari…”

Mallara bakıyorum. Üstelik kelepirmiş de alacakmış gibi. Yok, pek bir şeye benzetemiyorum hiçbirini… Her kümenin başında dünyanın dört bir tarafından gelen, burada barınmaya, yaşamaya çalışan onlarca insan… Kurtuluş ve Dolapdere arasında kalan, ona dik olarak uzanan mezbelelik sokakların, rutubetli, yıkık dökük evlerinden buralara bir şeyler bulma ümidiyle gelenler… Kimsenin oturamayacağı çöpten evlerde oturup bir fırsat gelmesini bekleyen insancıklar… Bu pisliğin, hurdaların mecburi alıcıları…

Kadının biri gelininden yana dertli… “Anacım, insan kıçını vurup öyle rahat oturur mu? Oğlum, paşalar gibi, elini sallasa… Çocuğun da olmuyor işte haspa. Gidip bir iş tutsana. Yok, anam yok! Böylesi düşman başına…” Ötekisi başını sallıyor.

Satıcıların çoğu Roman… O evlerde oturup, çerden çöpten buldukları süprüntüden para kazanmaya çalışıyorlar. “Bazen iyi şeyler de çıkmıyor değil, çıkıyor elbet.” Çağanoz gibi yürüyen genç esmer yüzlü biri, yanındaki saçı dökük adama anlatıyor: “Geçen bir evden cadalozun teki çağırdı. Mobilyalarımı kaça alırsın, dedi. Mobilyalara baktım ki alayı antika.  Almazlığa vurdum tabi ki. Kadın telaşlandı, almayacağım zannetti. Almam mı? Eh işte üç otuz paraya aldım on bine de antikacıya okuttum,” derken gevrekçe gülerken açılan ağzından, eksik, çürük kirli dişleri görünüyordu…

“Kız hatce! Ne var Songül apla.” Kız reforanda ne vercen kız?  Yanlış diyon apla Reforantum! Eh işte her ne haltsa, o dediğin; ne vercen? Sermet enişten ne verdiler ki, ne verem diyor,” derken sigarasını üflüyor…

Hatce kız, yandaki müzikçalardan gelen oynak havaya uyarak kalçalarını kıvırmaya başladı. Doğuştan neşeli olmak, günü yaşamak ne güzeldi. Hatce, bir taraftan oynuyor, diğer taraftan da sekiz dokuz attırıveriyor neşeyle…

“Bana derler Roman kızı, Roman kızı/ bizden almak zordur sözü/ Zordur sözü/ Bize ne verdin de ne istiyon/ Sana diyom, hayırlı işler/ Sana diyom hayırlı işler”

Nur yüzlü bir ihtiyarcık, seyyar arabasını sürerek yaklaştı. O sırada Hatce’yi izleyen genç, yaşlı insanlara doğru onların duyacağı şekilde bağırırken, muzipçe gülüyordu.” Haydi, devacı baba geldi. Abazanlar, kızlar, gacılar, damatlar, gözü çöplükte olanlar, devanız geldi” Arabanın üzerinde Arapça bir takım dualar, ayetler ve üzerinde nazar boncuğu olan ‘Devacı Baba’ yazısı dikkat çekiyordu. Bir tarafı sürgülü olan cam çerçevenin içinde tatlılar, sütlaç ve muhallebiler görülüyordu. Devacı baba, okuyup üfleyerek isteyene gülümseyerek uzatıyordu. Üşüştüler arabanın başına.

Bu kendi içinde eğlencesi bol sokağı ben görüyordum. O sokağa yolu düşmüş, eşya seçen Kürtler, Ruslar, Moldovyalılar, Suriyeli Araplar, Afrikalılar ve fakir Türkler görüyordu. Sokağın öncesi, sonrası, saklısı, gizlisi yoktu. Her şey aleni, her şey ayan beyandı. Fakirdiler değil de hiçliktiler, demek daha doğruydu. Onlar bunu biliyor, bilmezler mi? Ancak, kimseden de himmet beklemiyorlar işte. Kimse onları görmüyor, hatta duymuyor. Görünmezdiler. Ne, evet onları görünür yapacaktı, ne de hayır… Çoğunun kimliği bile yoktu ki. Onlar çöp adamlar, kadınlar, kızlar ve çocuklardı. Ânı yaşıyor, ne geçmişi, ne de geleceği sorguluyorlardı. Mevzubahis olan şimdi’ydi… Varsa yerim, gelecekse Allah kerim!

Dönerken, baktığım çocuklar çöp yığınının içinden çıkardıkları solucanlarla oynuyorlardı. Yüzlerinde saf bir melek; gülüşüyorlar…

Bu yazı toplam 600 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.