1. YAZARLAR

  2. Mümin Ağcakaya

  3. ‘ELSA’NIN GÖZLERİ’NE TUTULAN ARAGONDAN ‘MUTLU AŞK YOKTUR’A UZANAN BİR AŞK ÖYKÜSÜ-3
Mümin Ağcakaya

Mümin Ağcakaya

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

‘ELSA’NIN GÖZLERİ’NE TUTULAN ARAGONDAN ‘MUTLU AŞK YOKTUR’A UZANAN BİR AŞK ÖYKÜSÜ-3

A+A-

Yazdığı şiir ve romanlar için en büyük esin kaynağının Elsa Triolet olduğunu her fırsatta vurgular. Aşkları bir efsaneye dönüşür. Aragon sadece Elsa’ya değil; edebiyata ve vatanına da âşıktır. Bu yaklaşımında hareketle; insanın, “vatanını hak etmesi” gerektiğini söyler. "20 yıl sonra" adlı şiirinde de Aragon, Elsa'ya olan aşkını vatan aşkıyla birleştirir. Halkta ulusal duyguları uyandırarak Alman işgaline karşı direnişe çağırır.  Ülkesi, Nazilerin işgali altındaydı ve Aragon direniş hareketinin aktif bir üyesi, militan bir sanatçıydı. Ve ona göre aşkların kaderi de vatanın kaderine bağlıydı. Aragon; büyük bir şair, iyi bir romancı, siyasi mücadelelere girmiş cesur bir adam, halkının taptığı, sevdiği bir kahraman haline gelir. Elsa için yazdığı şiirleri geniş kesimler tarafından okunur,  ezberlenir.

Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de

Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm

Orada bütün ümitsizleri bekleyen ölüm

Öyle derin ki her şeyi unuttum içlerinde

-----------------------------------

 Kâinat param parça oldu bir akşam üzeri

Her kurtulan ateş yaktı üstünde bir kayanın

Gördüm denizin üzerinde parlarken Elsa'nın

Gözleri Elsa'nın gözleri Elsa'nın gözleri.

 

              

    Türkçesi : Orhan Veli KANIK

 

 

 

 Fransız yurt severlerinin Nazilere karşı İkinci Dünya Savaşı boyunca yapmış olduğu direniş hareketi sırasında, bu iki âşık; Fransa’nın güneyinde kimliklerini gizleyerek etkin bir şekilde, Fransız anti-faşist hareketine katılırlar. Fransa'nın işgal yılları Aragon'a “Mutlu Aşk Yoktur” isimli şiirini yazdırmıştı. Toplumsal bir mutsuzluktan mutlu aşklar çıkar mı? Aragon'un kast ettiği, bireysel mutlulukların olamayacağı idi. Aragon için Elsa Fransa'ydı. “Elsa'ya Ağıt”ta ona şöyle sesleniyordu:

Yeşeren umut diye tek adı var sevdamın
Yeni ezgisi onun sürer bende boyuna
Ey onu işitenler derininden acının
Güzel yurt gençleri başınız kalksın
Tek adı var sevdamın ağıtım erdi sona

Şiirin halk arasında en yaygın olduğu dönem yaşanır.  Alman işgalinde kurşuna dizilen esirleri öven şiirler yazar. 1942'de işgal bölgesinde Ulusal Cephe'nin aydınlar kesimini yöneten Georges Politzer ve Jean Pulhan, Jacques Decouer ve Solomon adlı dostları polisçe tutuklanır. 1942 Mayıs'ında Naziler dördünü de Valerien Tepesi'nde kurşuna dizerler. Aragon "Şiir Sanatı" adlı şiirine şu dizelerle giriş yapar;
"Onlar için yalnız onlar için
Mayısta ölen o dostlar için
Silahlara yaşlar gibi dilerim
Aksın bundan böyle dizelerim"
         2. Dünya Savaşında 42 yaşında olan Aragon; bir gurup işçiyle birlikte yeniden cepheye gider. Savaşta esir düşer. Kaçarak kurtulmayı başarır. Fransa’ya gelir. İkinci kez kahramanlık madalyasıyla ödüllendirilir. Savaş sırasında kendisini ihbar eden eski arkadaşı işgalden sonra bir süre saklanırsa da daha sonda kurtuluşu intiharda bulur. Savaş sonrası şiirleri, sınırları aşarak yaygınca okunmaya başlanır. Sovyet yazarlarını tanımaya başlar ve sosyalist gerçekliğe yakınlıkduyar. Bu dönemde Stalin ve Troçki sürtüşmesinde Stalin'den yana tavır takınır ve sosyalist gerçekçilik akımının savunucusu olur. 1934 de ilk gerçekçi romanı "Bale Çanları"  yayınlanır.   1937'de Ce Soir gazetesini yönetir.
Sürrealizm’in kurucularından biri olan Aragon; şiir, roman, eleştiri, deneme, çeviri olarak altmışın üzerinde kitabı yayınlanır. Yazdığı  “Le Paysan de Paris” ( Parisli Köylü) adlı romanı, gerçeküstücülüğün en güzel örneklerinden biri olarak gösterilir.

Kendisi de bir yazar olan Elsa; Fransız edebiyatının en önemli ödülü olan Le Prix Goncourt’u aldığında; “Ben yazar değilim... Sadece mutsuzluğu anlatan mutsuz bir kadınım...” der. Çevrelerinde aşkları kıskanılmasına, örnek âşıklar olarak görülmesine; Fransız edebiyatının en önemli şairinin kendisine âşık olması ve adına ölümsüz dizeler yazması rağmen Elsa’nın mutlu olamadığı anlaşılmaktadır.

 


            1951 yılında Aragon, eşi ve yoldaşı Elsa’ya bahçeli bir ev armağan etmek ister. Hayli varlıklı bir dostları olan fotoğrafçı Bresson’dan Paris yakınlarındaki, altı hektarlık bir ormanın içindeki eski bir su değirmenini satın alır. Değirmeni, yaşanacak bir ev olarak düzenleyen iç mimar ise Elsa olur. Bir sanat merkezi haline gelen evi; ünlü ressam Picasso, Pablo Neruda, Paul Eluard, Jean Riczihard Bloch, Anadolu topraklarında tanıdığımız; Abidin Dino ve Nazım Hikmet de bu değirmenli, bahçeli evin zaman zaman konukları olurlar. Aragon ve Elsa 42 yıl evli kalırlar. Her ikisinin aşkı o dönem dillere destan olur. Mutlu aşkın temsilcisi olarak görülürler.

https://www.youtube.com/watch?v=a-buoKYZ_N4

Bu yazı toplam 2228 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.