• Diyarbakır4 °C
  • Batman5 °C
  • Mardin0 °C
  • Bingöl-3 °C
  • Bitlis-4 °C
  • Elazığ1 °C
  • Erzincan-3 °C
  • Şanlıurfa5 °C
  • Erzurum-9 °C
  • Ağrı-8 °C
  • Gaziantep5 °C
  • Hakkari-5 °C
  • Muş-6 °C
  • Siirt2 °C
  • Van-4 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
En Önemli Roman Kahramanları
08 Nisan 2016 Cuma 14:44

En Önemli Roman Kahramanları

En Önemli Roman Kahramanları

 

 

RODİON ROMANOVİÇ RASKOLNİKOV

 

Raskolnikov’un adı Rusça raskol’dan, yani “bölünme”den gelir. Raskolnikov bölünmüş kişiliğinin derin uçurumu üstüne gerilmiş bir ipte yaşar: Akıl ile kalp, duygu ile düşünce, yalnızlık ile birlik, kayıtsızlık ile diğerkâmlık, iyilik ile kötülük uçları arasında gidip gelir roman boyunca. Arkadaşı Razumihin şöyle der onun için: “Doğrusunu isterseniz, birbirine ters iki ayrı karakter sanki nöbetleşe yer değiştirir gibidir onda.” Bölünmüş kişiliği insanların dünyasını da ikiye böler: “sıradanlar” ve “sıra dışılar”. Sıra dışı olduğunu kendine kanıtlama isteği, sıra dışı insanların kendi değer ve kanunlarını yaratabileceğine olan inancı, onu rasyonel bir cinayete götürür – tefeci kadının kafasını baltayla ikiye böler. Cinayet onu sıra dışı ya da insanüstü yapmaz, aksine insancıl ve insan dışı yönleri arasındaki çatışmayı daha da şiddetlendirir. Raskolnikov ne kadar sıra dışı olmaya meyleder, bir o kadar sıradanın çukuruna düşer; ne kadar kendini yalıtıp yüksek düşüncelere hapseder, bir o kadar da kendini insani duygu ve ilişkilerin arasında bulur. Raskolnikov belki de insanın dünyayla ilişkisindeki en temel açmazıyla çarpar bizi: “Hakikat gerçekte vücut bulmaya ya da vücutsuzlaşmaya ne kadar dayanabilir?

DON QUIJOTE

Cervantes, parmağıyla başkahramanı Don Quijote’yi göstererek der ki, “Eskiden şövalye romanları vardı, bu adam onları okudu ve hayattaki her şeyden daha fazla önemsedi, onların gerçeğini kendi gerçeğinin yerine koydu ve işte ortaya bu hikâye çıktı.” İlk gerçek romandan, dünyanın ilk gerçek roman kahramanından söz ediyoruz. Bu kişi, Okuyan ve Esinlenen bu Kahraman, şövalye zırhını giydi, Rosinante adındaki atına atladı, kendisinin tam zıttı, yani ayakları yere basan, basmaktan da başka çaresi olmayan Sancho Panza adında bir seyis buldu ve dolaştığı her yere adalet götürmeye gitti. Bütün zaferini ve hayatını Dulcinea adında, hiç görmediği ama dünyanın tüm kadınlarından daha güzel ve soylu olduğuna emin olduğu bir kadına adadı. Kimsenin, özellikle de seyisi Sancho’nun onun hakkında kötü bir şey söylemesine izin vermedi. Böyle sevdi, böyle dolaştı ve en güzeli de böyle adalet aradı: Saldırdığı yel değirmenlerinden yüzlerce yıl söz ettiler. Dövüştü ve yenildi. Ölümünü de, ölmeden önce apaçık bir biçimde kendisi ilan etti: artık bir daha asla kitap okumayacağını söyleyerek.

 

ANNA KARENİNA

Neva şehrinin bataklığı üzerine kurulu St. Petersburg bir anlamda Rus edebiyatı demektir. Ev sahipliğini üstlendiği yapıtların en ünlüsü de kuşkusuz Tolstoy’un bu unutulmaz romanı. Anna Karenina, karlı bir günde, bir tren yolculuğu sırasında gözünü okuduğu kitaptan kaydırdığı anda kendini yasak bir aşkın içinde bulur. Bir devlet adamı olan kocası Aleksey Karenin’den çok daha genç ve yakışıklı Kont Vronski ile yaşadığı bu yasak aşk bir anlamda kendi dipsiz melankolisini de yaratır. Saygıdeğer kocasını ve çok sevdiği oğlu Seryozha’yı bu aşk uğruna terk ederek Rus aristokrasisinin bütün kurallarını çiğner ve onurunu ayaklar altına alır. Romanı bir klasik haline getiren de bu yasak aşk ve Anna Karenina’nın yaşadığı ve onu intihara kadar sürükleyecek olan çelişkiler muammasıdır. Kitabın başlarında, Anna bir kadının kendini trenin önüne atarak intihar etmesine tanık olur ve romanın sonunda çözümsüzlüklerin ağırlığıyla kendi hayatını da aynı biçimde sonlandırmayı seçer.

İNCE MEMED

Büyük destan kahramanlarının en hüzünlü özelliği belki de şudur:

Hiçbiri aslında kahraman olmak istemez. İnce Memed de öyledir. O yalnızca annesi Döne ve sevdiği kız Hatçe’yle, nefesini çocukluğundan beri ensesinde hissettiği Abdi Ağa’nın zulmünden uzağa, Çukurova’ya kaçıp kendi toprağını sürmek ister. Ama bırakmazlar. Zulüm görür, başkaldırır, başka çaresi olmadığı için vurur ve öldürür. Ve efsaneleşir. Devletin, ağaların ve onların maşası eşkıyaların bin bir kıyıcılığı altında ezilen halkın istediği, hatta dayattığı kahraman olmak uğruna kendi hayatından vazgeçer. Oysa aslında, kendisine türküler yakan köylülerin ona her zaman arka çıkmayacağını, ayağının tökezlemesiyle saf değiştirebileceklerini bilir. Vurduğu Abdi Ağaların yerini daha kötülerinin, Hamzaların, Ali Safaların, Arif Saimlerin alacağını bilir. Ama buna rağmen her zaman elde tüfeğiyle, Torosların bir köşesinde zulüm gören, zulüm içinde yaşayan insanların koruyucusu olur. Köylüler, onu her zaman, kendi hayatını bir kenara itip bir zalimi daha ortadan kaldırmış olarak atını Toroslara sürerken hatırlar. Anısı da Toroslara karışır ve doruklarda bir ateşe dönüşür.

EMMA BOVARY

Anna Karenina ile birlikte 19. yüzyıl Mutsuz Kadınlar Panteonu’nun iki daimi üyesinden biridir. Köylü bir ailenin kızıdır, bir doktorla evlenir. Kocası Charles ile yeni evliyken gittiği ışıltılı bir balonun hayalini kafasından yıllarca atamaz. Her zaman romanlarda okuduğu renkli hayatların ve fırtınalı aşkların bir benzerini düşler. Ama bu hayallerin yıkıcı yanlarının ne yazık ki çok geç farkına varır. Bu anlamda, edebiyat tarihinde daha önce Don Quijote’nin de yıkımına neden olan o amansız hastalıktan mustariptir. Kendince her zaman içtendir, sırf kendisi için değil, âşıkları için de her şeyin en iyisini ister. Ama her ilişkisi bir öncekinden daha büyük bir düş kırıklığına yol açar, âşıkları tarafından sürekli aldatılır. Sonunda intihar eder. En büyük kötülüğü kendisini gerçekten seven zavallı kocasına olur.