1. YAZARLAR

  2. Sunay Demircan

  3. Ermeniden dost olmaz!
Sunay Demircan

Sunay Demircan

köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Ermeniden dost olmaz!

A+A-

 

 

Ermeniden dost olmaz” dedi geçenlerde bir delikanlı.

Sadece Ermeni mi? diye sordum.

Kürd’ü, Rum’u, Arab’ı, alayı aynı.

Ama o Ermeniler yok mu?” 

 

Nefret, bu coğrafyada gönüllere kazınmış.

Zihinlere yazılsaydı, sadece kuru, somut ve maddi bir tarih bilgisi olup kalacaktı.

O tip bilgilerin zamanla içleri boşalır, anlamsızlaşırlar.

Nefreti kuşakların ortak belleğine yazmak, nesiller boyu canlı tutmak istiyorsanız, onu insanların gönüllerine bir duygu kümesi olarak yerleştirmeniz gerekir. 

İyi ama neden gönlümüzde tükenmeyecek bir nefret duygusuyla yaşamamızı istiyorlar?

Neden nefreti bizim doğamızın bir parçası yapıyorlar?

Çünkü, üzerinde kenetlenmemizi, birliğimizi kemikleştirmemizi sağlayacak çimentolara ihtiyaç var.

En kolay üretilebilen ve en uzun süre dayanan birlik çimentosu da ortak düşman üzerinden ortak nefret duygusudur. Bunun sonucunda ortak heyecan oluşur ki, bu da birlikte olmanın temel motivasyonudur.

 

Geçen yıldı sanıyorum, Bayburt’un düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümünde temsili düşman (Ermeni) askerlerinin Türk insanını ve askerini nasıl katlettiği anlatılmış. Belediye Başkanı da, “yeni yetişen neslimize dostumuzu da, düşmanımızı da tanıtmak zorundayız. Necip Fazıl’ın dediği gibi, ırzının, namusunun, dininin davacısı bir gençlik istiyoruz. Onun için bunları sahneletmeye devam edeceğiz” demiş.

Sayın Başkan, kazanın altına odun atmış ki, gönüllerdeki ateş sönmesin. Onun da işi bu. Kim bilir nasıl gurur duyuyordur yaptığıyla.

 

Erzurum’un bir ilçesinde (Pasinler), ilçenin kurtuluş yıldönümü nedeniyle düzenlenen törenlerde Ermeni rolü oynayan vatandaş, Ermenilikten emekli olmuş. 10 yıl kadar oldu, bir gün radyoda, bizatihi o, Ermenilikten emekli olan vatandaş anlatıyor; “Törenlerde kimse düşman rolü oynamak istemezdi, bu nedenle de Belediye Başkanı tören sabahı caddeye çıkar, ilk gördüğünün kolundan tutar Ermeni yapardı. Zamanla millet uyandı, o sabah belediye önünde görünmemeyi akıl etti. Başkan baktı törenler aksayacak, ‘Ermeni olacak bir kişiye belediyeden kadro verecem’ dedi; ben de işsizdim, başvurdum, oldu”

Belediye gariban olunca, sadece bir kadro açabilmişler. Bu durumda manzara şöyle gelişiyormuş: Türklerin evlerine bizimki silahıyla saldırıyor; ortalıkda kaçışan kadın ve çocukları süngüyle öldürüyor, bir yandan da seyirciden yağan taşlardan kaçıyor; sonra Türk askerleri gelip bunu yakalıyor ve dersini veriyorlar. 

Alkış!

Bu emekli olunca (eh, demeki en az 25 sene tek başına oynamış o rolü) törenler aksamış tabii.

Allah yazdıysa bozsun, hem törenlerde taş atıyorlardı, hem de sonrasında yüzüme tükürüp, hakaret ediyorlardı” diyor. Tanınmamak için, törenlerde beyaz peruk takmış ama ne fayda,  yolda gören “vay Ermeni dölü” diye üstüne yürürmüş. 

 

1990’lı yılların sonu. İsmail Cem Dış İşleri Bakanı.

Dörtbir yanda dostluk rüzgarları, Papendreu ile gelsin uzolar, gitsin çirozlar...

Iğdır’da zamanın valisiyle aramız iyi, sürekli gidip geliyorum. Birgün ansızın daldım odasına, baktım vali telefonda birine fırça atıyor.

 - Küçük olmuş kardeşim, atın taşşakları küçük olmuş. Türkün atı ufak taşşaklı olmaaaz!    Bunu da mı biz öğreteceğiz sana, bir de sanatçı olacaksın? Büyüt onları hemen, büyütt!

Telefonu kapatıp bana döndü.

-     Sınıra bir anıt dikiyoruz gözüm. Anıtın altında da rölyefler var. Bak bi şunlara (elinde büyük boy rölyef fotoğrafları) şahlanmış at üzerinde Türk askeri, düşmanı almış atın ayakları altına, ama atın taşşakları küçük! Gözüm olacak iş mi?

-       Olmaz tabii sayın valim, bize yakışmaz. Ne heykeli bu?

-       Süngü! Dev bir süngü dikiyoruz Ermenistan sınırına. Onların ülkesinden de görünecek.

-       Ama atın şeyleri küçük?

-       Yeniden yaptırıyorum atları gözüm.

Sonra, süngü hadisesi duyuldu, İsmail Cem müdahale etti, heykel dikilmedi. Tam “milletçe Türk atının testis ebatını öğrenme fırsatını kaçırdık” diyordum ki, devir değişti; süngü sınıra dikildi, dibine de bir “soykırım müzesi” kuruldu. Sonra da süngü Iğdır’ın resmi sembolü oldu.  

 

Bu hastalık karşısında semptomik tedavi anlamsızdır. Sorun Ermeni, Yunan, Yahudi, şu bu meselesi değil çünkü.  Sorun, toplumu korku ve nefretle bir arada tutma refleksinin bırakılamaması. Artık, bu topraklarda birlikte yaşamanın yeni bir formatının oluşturulması lazım. Korku ve nefretle bir yere kadar, sonra canavarlaşıyoruz vallahi.  

 

Bu yazı toplam 962 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.