1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. Eski Bayramları özledik
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Eski Bayramları özledik

A+A-

 

Bu yıl Temmuz ayının bunaltıcı sıcak günlerinde geçen 30 günlük ORUC’un ardından şükür ki bayram arefesine  eriştik.                        

Evet.  Şeker Bayramı’nın, bir diğer adıyla Ramazan Bayramının  sevincini arefe gününden itibaren yaşıyoruz, kutluyoruz.

Evlerinde eş ve çocuklarıyla, yakınlarıyla  oturmuş ya da yollarda araçları içinde seyir halindeki değerli TİGRİS Haber Gazetesi okurlarının, bu bayram gününde bile ailelerinden uzakta görevlerinin başında özveri ile çalışan kamu görevlilerinin, basın yayın-çalışanlarının bayramını da içten dileklerimizle kutluyoruz.

Ve bayramın ülkemize, tüm İslam alemine, insanlığa mutluluk, sağlık ve en önemlisi barış ve huzur getirmesini diliyoruz…

…………

Eskiden Diyarbakır’da bayramlar gerçekten çok daha coşkulu ve eğlenceli geçerdi

Haftalar öncesinden başlardı bayram hazırlığı. Ve iki gün kala büyük bir telaşa dönüşürdü.

Evlerde günler öncesinden genel temizliğe başlanır, bakır kaplar kalaya gönderilirdi.

Bayrama bir gün kala evlerde çörek hamurları hazırlanırdı.

Evlerde de özel tatlılar, börekler yapılırdı..

Diyarbakır’a özgü burmalı kadayıf siparişleri de yine bir gün önceden verilirdi.

Bayram akşamı, evde kadınlar temizlik ve yemek telaşı ile sabahlarken erkekler de çayhanelerde, berber dükkanlarında ve hamamlarda sabaha kadar oyalanırlardı. Özellikle mahalle gençlerinin hamam sefaları eğlenceli geçerdi. Çiğ köfteler yoğrulur, sazlı sözlü sabaha kadar eğlenilirdi.

Hamamdan sonra bayram namazı için camilere gidilirdi.

Genel bayramlaşma cami çıkışlarında olurdu. Tanıdık olsun, olmasın camiden çıkanlar büyük bir içtenlikle kucaklaşır, küçükler büyüklerin ellerini öperek bayramlaşırlardı.

Cami çıkışındaki bayramlaşmanın ardından topluca mezarlık ziyaretine gidilirdi.

Tüm akrabalar yakınlarının mezarları başında toplanır, dualar, Yasin-i Şerifler okunduktan sonra evlere dönülürdü.

Mezarlık dönüşünde bayram yemeği için topluca sofraya oturulurdu. 

Bayram yemeği, genellikle ailenin büyüğünün evinde yapılır, tüm aile fertleri o evde bir araya gelirdi.

Sofra kurulmadan önce, evin büyük hanımı pişen yemek ve tatlılardan birer tabak ayırarak  üstü örtülü siniler içinde mahalledeki yoksul ailelere gönderilirdi.

Bayram yemeği dışarıya çıkarılmadan kesinlikle sofraya oturulmazdı…

Aile içinde bayramlaşma yemekten sonra başlardı.

Önce sıra ile ailenin büyüğünün eli öpülür, sonra yaş sırasına göre bayramlaşmaya geçilirdi.

Büyükler, akraba ve komşu ziyaretlerine giderken biz çocuklar da önce akrabalara daha sonra komşulara gider, büyüklerin ellerini öper, bayramlığımızı alır, sonra da en yakın davul yerine koşardık...

Bayramlaşmanın en güzel ve heyecan verici yanı, büyüklerin  küçüklere bayramlık dağıtmasıydı.

Günümüzden 60-70 yıl öncesinde büyüklerin bize verdiği en büyük para 2,5 kuruştu. Yani delikli yüz para. Topladığımız bayramlıklarla çerezler alır, dönme dolaplara binerdik. Kırk Para’yla, yani bir kuruşla  ceplerimiz leblebi, çekirdek dolardı.

Şamşekeri, Çıt-çıt şekeri, elmalı şeker, şekerli susam, halkalı şeker, leblebişekeri en çok aldıklarımızdı.

Dönme dolaplara, salıncaklara binmek Kırk Paraydı...

O günlerde bereket vardı.

2.Dünya Savaşı’nın sıkıntılı günlerinde bile para değerliydi. Ekmeğin kilosu 10 kuruş, etin kilosu BİR liraydı. Yüz paraya alınan Urub (çeyrek) ekmek, bir kişiyi doyuracak kadar büyüktü.

………..

Eskiden bayram yerleri, mahallelerde ve kentin çeşitli semtlerindeki geniş boş arsalara kurulurdu.

Belediye tarafından işletmecilere kiralanan mahallelerdeki geniş alanlara “Davul Yeri” denirdi.

Davul yerlerinde benzetmek gerekirse günümüzdeki Luna Park’lar gibi salıncaklar, Takla Dolabı dediğimiz dönme dolaplar, Dingilafistan adını verdiğimiz tahterevalliler kurulurdu.

Ayrıca ip cambazları ve hokkabazların gösteri yaptıkları, Şahmaran, yarısı balık yarısı insan deniz kızı gibi sözde garip yaratıkların gösterildiği bölümler vardı.

İçinde sanatçıların kanto yaptıkları çadırlar kurulurdu. Bir paket sigara ikramiyeli halka atılan çadırlara gençler ilgi gösterirdi. Aynı alanlarda şekerlemeciler, çerezciler, pamuk şekeri satıcıları, dondurmacılar, salepçiler, limonatacılar da bulunurdu.

Bayram günlerinde sinemalarda özel filmler gösterilirdi.

Bu filmlerin afişleri faytonlarla sokak sokak gezdirilir, megafonla tanıtımı yapılırdı.

Tanıtım yapılırken de bu filmlerin “Bayram Şerefine” getirildiği özellikle vurgulanırdı.

Biz çocuklar, “40 kısım tekmili birden” kızılderili, kovboylu, tarzanlı macera filmlerini tercih ederdik. Bazen paramız, bilet almamıza yetmezse, biraz bekler, film başladıktan 5-10 dakika sonra  kapıcıya mevcut paramızı vererek içeriye girerdik…

Akşama yakın evlerimize döndüğümüzde, cebimizdeki tüm bayramlık paramızı harcamış olurduk.

İşte böyle…

Bayramlarımız eskiden gerçekten güzel ve şenlikli geçerdi…

Ne yazık ki, günümüzde, çocukların rahat eğlenebilecekleri, eğlendirici etkinliklerin sergilenebileceği geniş alanlar kalmadı. Eskiden olduğu gibi, gün boyu halaylar çekilen, eğlenilen davul yerleri de yok artık. Belki bu yüzden bizim zamanımızda bayramlar güzeldi diyoruz…

Herkese kutlu olsun….

İnsanlığa barış ve huzur getirsin…

 

---------------------------------------------------

 

 

Bu yazı toplam 565 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.