1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. Eski Diyarbakır’da havuz Keyfi
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Eski Diyarbakır’da havuz Keyfi

A+A-

Eskiler, bu yıl da zorlu bir yaza hazır olmamızı söylüyorlardı.

Haklı çıktılar. Gerçekten de sıcaklar erken başladı.

Dahası son yıllarda gerek bölgemizde yapılan barajlar,  yaygınlaşan tarımsal sulamaların sonucunda Diyarbakır’da da rutubet oranı giderek yükseliyor.

Diyeceğimiz o ki, bu yıl da yalnız ünlü sıcaklarımıza değil,  yüksek rutubete de katlanacağız.

Başka çaremiz yok.

İmkanı olanlar kendilerini Hazar gölü kıyılarına attılar bile… Eskiden bağlara, köşklere gidenler şimdilerde Hazar Gölü kıyılarına atıyor kendini. Çünkü, eski gibi bağlar yok artık. Dicle kıyısında hülleler de, köşkler de kalmadı.

Eskiden öyle değildi.

Yazın sıcak aylarında Diyarbakırlıların bir bölümü Mardin yolu üzerindeki Dicle’ye hakim tepelere kurulu köşklere, ya da kentin batısındaki bağlara giderken, bir bölümü de Dicle kıyısında bostanlarda (Karpuz tarlaları) kurulu hüllelerde geçirirdi gecelerini.

Kent merkezinde  kalanlar da gecelerini toprak damlarda kurulu etrafı bezle çevrilmiş tahtlarda geçirirdi…

Diyarbakır halkının yazlıkları çoğunlukla Bağlar semtindeydi.

1950’lı yıllara kadar sur dışı özellikle de demiryolunun batısı gül bahçeleriyle, üzüm bağlarıyla kaplıydı. Kentte yaşayan ailelerin büyük bölümünün yazlık köşkleri buradaydı. Bir başka ifade ile Bağlar  en serin alan olmanın ötesinde kentin akciğeriydi adeta…

Haziran ayı ortalarından itibaren Temmuz ve Ağustos ayları sonuna kadar aileler bu bağlarda kalırdı. Erkekler sabah erken saatlerde kente işlerine gelir, akşama yakın saatlerde bağlara dönerlerdi. Bağlarda köşkü olan her ailenin mutlaka bir eşeği vardı. Eşeğin üzerindeki süslü heybelere günlük sebze, meyve, et, ekmek gibi ihtiyaçlar yüklenir sonra da üzerine binilir yola çıkılırdı. Akşama yakın saatlerde bağlara giden yollar eşekli insanlarla dolardı.  Gençler yol boyunca eşeklerini yarıştırır, bu da ayrı bir eğlence olurdu.

Bağlarda aileler arasında sıcak ve samimi ilişkiler vardı. Birbirlerini akşam yemeklerine davet eder, ya da herkes pişirdiği yemekten komşusuna, yakınına gönderirdi.

Yemekten sonraki saatlerde köşklerin avlularında toplanılır, çeşitli eğlenceler düzenlenirdi.

Kentin zengin ailelerinin bağlardan başka Gazi Köşkü yakınlarındaki sırtlarda köşkleri vardı. Bunların bazıları köşklerine yaylı arabalarla ya da faytonla gider gelirdi.

Bağlarda köşkleri, Dicle kıyılarında bostanı olmayanlar günübirlik kent çevresindeki mesire yerlerine giderdi. Gazi Köşkü, Savacak, Kırklardağı, Ben-ü Sen, Şemsiler, Cin Ali, Gamgötürmez, Çift Havuzlar, Göksügüzel, Kuşdili, Sarıkız, Soğukpınar, Şakkülacuz, Sirincağ Daş  en çok gidilen piknik alanlarıydı.

Kısaca, halk tüm yaz boyunca hüküm süren bunaltıcı sıcakları bile eğlenceye çevirmesini bilirdi…

…………

Didek ya; Diyarbakır, eskiden beri sıcaklarıyla ünlü bir kentimiz.

Eskiden, çok eskiden; Kent henüz dışarılara taşmamıştı. Sur içine sıkışmış evlerde, dükkanlarda yazın bunaltıcı sıcaklarla adeta boğuşurduk.

Sıcak saatlerde fırsat bulursak kentin çeşitli semtlerindeki havuzlara atardık kendimizi.  Tatil günlerinde Dicle kıyıları ve kentin çevresindeki piknik alanları, Ben-ü Sen’deki bahçelerin küçük sulama havuzları dolup taşardı.  En çok da İçkaledeki Küpeli ve Dingilhava havuzlarına. Urfakapı’daki Anzele ya da Balıklı Havuzuna, Yeni Kapıdaki  Çift Havuzlara, Gavur Meydanı’ndaki Leylek ve Merhelil havuzlarına gidilirdi...

Eski ünlü havuzların hiçbiri yok şimdi. Onların bulunduğu mekanlar ya otoparka, ya da beton binalara dönüştü…

…………

Yaz sıcaklarının asıl zahmetini çarşılardaki esnaf çekerdi. Çünkü eskiden hiçbir dükkanda, işyerinde klima yoktu.

Çarşılarda özellikle öğle saatleri kimse çalışamaz olurdu. Bu saatlerde belediyenin maaşlı münadileri (duyurucuları) çarşıları gezer halkı aşırı sıcağın hüküm sürdüğü saatlerde uyumasınlar diye uyarırlardı...

Evlerde buz dolabı bulunmadığı için, halk buz ihtiyacını çarşıdan karşılardı. Buz üreten fabrikalar, kar satan dükkanlar vardı. Özellikle akşam saatlerinde kar ve buz satan dükkanların önlerinde ayrıca da Ulu Cami kapısında, Balıkçılarbaşı ve Eski Yoğurt Pazarı köşelerinde meyan şerbeti satan ünlü şerbetçilerin önünde akşama yakın saatlerde uzun kuyruklar oluşurdu. Herkes kalaylı güğümlerini, bakraçlarını, şişelerini meyan şerbeti ile doldurur, mendiline sardığı birkaç kilo buz ya da karla evinin yolunu tutardı.

………….

Gazetemizde, Yenişehir Belediyesi’nin çocuklara HAVUZ KEYFİ yaşatma girişimi haberini okurken eski günleri yaşadım.

Evet. Eskiden Diyarbakır’ın ünlü sıcakları böylesine zorlu geçerdi.

Ama, inanın yine de güzeldi…

 

Bu yazı toplam 1290 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.