1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. Eski Diyarbakır’da kıraathane kültürü vardı
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Eski Diyarbakır’da kıraathane kültürü vardı

A+A-

Evet. Hepimiz biliyoruz ki eskiden bir başkaydı Diyarbakır.      

Herkes birbirinin hastasına koşar, cenazesini omuzlar, sıkıntısını paylaşırdı.

Kentin hovardasının, kabadayısının, delisinin bile bir BAŞKA yanı vardı.

Hırsızı, uğursuzu belliydi. Bunlar da herkese sataşmaz, büyüklere saygıda kusur etmezlerdi. Mahallenin büyüğü geçtiğinde herkes bir kenara çekilir saygıyla yol verirdi.

Çarşısında, pazarında dürüstlük vardı, güven vardı. Çeki, senedi kimse bilmezdi. Bir selam, bir SÖZ yeterliydi.

Şimdilerde bu Diyarbakır yok ne yazık ki. Son yıllardaki göçler sonucu kentin sosyal yaşamının değişmesi sonucu güzel gelenek ve görenekler de kayboldu…

Yüz yıllar boyu kültürün, sanatın, kısacası medeniyetin beşiği olmuş Diyarbakır, ne yazık ki sefaletin, cehaletin, işsizliğin merkezi durumuna düşürüldü.

Yazık oldu...

Sekiz asır önce Dünya’da ilk robotun imal edildiği, Dünyanın en büyük kütüphanesinin bulunduğu,  450 yıl önce üniversite düzeyinde eğitim veren 25 medreseye sahip, 150 yıl önce burada üretilen ipeklileri için, kirpas ve mintanlari için, kök boyalı iplikleri için Avrupa ülkelerinin sıraya girdiği Diyarbakır şimdilerde işsizliğin girdabında ele-güne muhtaç bir kent...

60-70 yıl öncesinde Diyarbakır böyle değildi inanın.

Günümüzde işsizlerin, aylakların, kumarbazların mekanı durumuna düşen kahvehanelerin yerine kentin saygın insanlarının devam ettiği, “Kıraathaneler” vardı, çayhaneler vardı.

O yılların çayhaneleri de kıraathaneleri de pis mekanlar değildi. Her yerin kendine özgü saygınlığı vardı. Temizliğe önem verildiği gibi, kılık kıyafeti düzgün olmayanlar alınmazdı. İçeri girebilen gençler bir kenara ilişir saygılı bir biçimde çayını içer, büyüklerin sohbetlerini dinler, kendi aralarında kısık sesle sohbet ederlerdi.

Bazı çayhanelerde ve kıraathanelerde özellikle geceleri hele de ramazan geceleri yatsı namazından sonra, ya da teravih namazından sonra  bazı ünlü kahramanların hayatını anlatan kitaplar okunur, masallar, destanlar anlatılırdı.

Çayhanede oturanlar, kitap okuyanı büyük bir dikkatle dinlerdi.

Özellikle Ramazan geceleri bu çayhaneler ve kıraathaneler şenlikli olurdu.

Bazen bu çayhanelere dengbejler gelir, arbane eşliğinde ünlü destanları yanık sesle okurlardı.

Kentin çeşitli semtlerinde ünlü çayhane ve kıraathaneler vardı.

Balıkçılarbaşı yakınında, sonradan Bağdat Banyoevi olan bir bölümü Yemeniciler Çarşısının içine kadar uzanan Terakki Kıraathanesi, Şimdiki Vakıflar Çarşısının yerinde bulunan Çulcular Çarşısı’ndaki Havuzlu Kahve, Ulucami yakınındaki Fethi Acet’in, Afganlı Hacı ve Ali Çavuş’un çayhaneleri, Melikahmet Hamamı'nın kuzeyinde cadde üzerindeki büyük Melikahmet Parkı, Mardinkapı'da Abbas'ın Parkı, Çarşı Karakolu sokağı köşesindeki Şafak Kıraathanesi, yine Gazi Caddesi üzerinde Çarşı Karakolu’na yakın sahneli Dicle Kıraathanesi, Dağkapı'daki yine sahneli Cumhuriyet Kıraathanesi, Yalova Kıraathanesi, Eski Borsa hanı karşısındaki Kemal’in Nargile Kahvesi  en ünlüleriydi.

Bazı kıraathanelerde edebi sohbetler yapılır, sesi güzel olunlar gazel okur, şiir okurlardı. Çokça şiirlere de konu olmuştur bu kıraathaneler.

1970’li yıllarda Diyarbakır Tıp Fakültesi öğrencisi olan şimdilerde Adana’da yaşayan Göz Hastalıkları  Uzmanı şair, ressam  Yusuf Erkişi güzel bir şiirinde Afganlı Hacı’nın kahvesini  anlatır içten.

Ve şiirinin bir bölümünde der ki;

Yine vakit akşam,

Yine Afganlı çay Evi’ndeyiz,.

Kürsülere oturmuşuz iki büklüm,

Bacaksız bir masa; çepeçevreyiz.

Tabakalar tütün kokulu,

Bir cıgara sarılır tiryakiliğe,

Masalarda bir inilti, bir fısıltı,

Ahlar, of!’lar. Gariptir bu,

Kimi geçmişten, kimi halinden dertli…

İşte böylesi çayhaneler, kıraathaneler vardı eskiden.

Semtlere göre, kentin büyükleri, buralarda oturur bir yanda sohbet ederken, bir yanda nargilelerini fokurdatırlardı. Bu kıraathanelerin çoğunda okuma köşeleri, bilardo ve ping-pong (MASA TENİSİ) oyun bölümleri olduğu gibi bazılarında sahne vardı. Kente gelen bazı meddahlar, kantocular, tiyatro ve ses sanatçıları bu sahnelerde gösteri yaparlardı. Genellikle büyüklerin oturduğu bu kıraathanelere durumu uygun olmayan kimse, hele küçük yaşta çocuklar kesinlikle giremezdi.

Kentteki kıraathanelerde, çayhanelerde özellikle sağlık koşullarına dikkat edilir, bir çok kıraathanede lavabo ve WC bulunurdu.

Kısaca;  Geçmiş yılların Diyarbakır’ında bir de “Kıraathane Kültürü” vardı.

----------------------------------------------------

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 1684 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.