• Diyarbakır7 °C
  • Batman5 °C
  • Mardin7 °C
  • Bingöl2 °C
  • Bitlis1 °C
  • Elazığ1 °C
  • Erzincan-1 °C
  • Şanlıurfa12 °C
  • Erzurum-4 °C
  • Ağrı-2 °C
  • Gaziantep9 °C
  • Hakkari0 °C
  • Muş2 °C
  • Siirt7 °C
  • Van1 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Felaket Karşısında Heloise
23 Mart 2016 Çarşamba 14:19

Felaket Karşısında Heloise

Felaket Karşısında Heloise

 

Heloise:

Şimdi dinle küfrümü,

pişmanlık duymadan itiraf ediyorum,

ben yalnızca seni seviyorum.

Abelard:

Tanrım, nasıl da gıpta ediyorum,

sevgisi bizim gibi olmayanların

mutluluğuna

 

Thomas Hardy’nin Adsız Sansız Bir Jude’u modernizm, Viktorya dönemi ahlakı, cinsellik ve benzeri konular üzerinden çok konuşuldu.  Oysa, Adsız Sansız Bir Jude’un  hikâyesinde beni etkileyen bambaşka bir yön var. Yaşadıkları yıkıma Sue ile Jude’un verdiği tepki birbirinden oldukça farklı. Jude yaşananlardan sonra kiliseye ve Tanrı’ya dönüyor. Başka bir deyişle topluma boyun eğiyor. Sue ise bu yıkımı kendileri dışında ilahi bir güce bağlamak yerine acısını bütün ağırlığıyla, hafifletmeye çalışmadan yaşıyor.  Thomas Hardy’nin acı ve yıkım karşısında Sue ve Jude’u konumlandırdığı nokta cinsiyetlerinden bağımsız olmasa gerek diye düşünürken bu roman  bir soru bırakmıştı: Sue’nun Tanrı’ya sığınmamasında kadın olmasının etkisi var mıydı?

Bana yıkım karşısında kadınların tavrının erkeklerden farklı olup olmayacağını tekrar sorduran kitap yakınlarda yayımlanan Abelard ve Heloise.

Abelard ve Heloise 12. yüzyılda yaşayan iki âşık. İkisi de filozof.  Aşk hikayesini Abelard’ın yazdığı Historia Calamitatum adlı kitaptan öğreniyoruz. Kitap Bir Mutsuzluk Öyküsü adıyla, Betül Çotuksöken çevirisiyle Remzi Kitabevi’nden  yayımlanmış. Abelard  bu kitapta Heloise’den çok etkilendiğini ve ona ders vermek için Heloise’nin dayısı Fulbert’i aracılar koyarak ikna ettiğini anlatır. Sonrasında birbirlerine aşık olurlar ve Heloise hamile kalır. Bunun üzerine Abelard Heloise’i  kızkardeşinin yanına gönderir. Heloise doğum yapana dek orda kalır. Ancak bu kaçış dayı Fulbert’i çok kızdırır. Bu süreçte dayı Fulbert, Abelard’ı hadım ettirir.  Sonrasında Heloise bir manastırda yaşamaya başlar. Sonuçta aşk hikayesi, kavuşamamanın acı hikayesine dönüşür.

Heloise ve Abelard manastırda iken yazışmaya başlarlar. Yazışmada yedi mektup vardır. Yedi mektubun dördünü Heloise yazmıştır ve mektuplar Latince’dir.

Helikopter Yayınları’ndan geçtiğimiz ay Zeynep Avcı çevirisiyle basılan kitap Ronald Duncan’ın bu mektuplardan yola çıkarak yazdığı bir oyun. Duncan mektupları Latinceden İngilizceye çeviren yazarın Abelard hakkındaki “huysuz, sevimsiz, bencil” vb. yorumlarını aktarır ve ısrarla buna karşı çıkar; oyunu yazarken Abelard’a hakkını vermeye çalıştığını belirtir. Abelard’ı bencil ya da sevimsiz diye nitelemek haddi aşan bir yorum olabilir.  Ancak, oyun okunduğunda  görülen gerçek şu: Abelard’ın yaşanan felaketten sonra aşka, yaşananlara bakışı ile Heloise’inki arasında büyük  fark var.

Abelard  zulme maruz kalınca aşkı sorgular, mutlu bir aşkın özlemini çeker, Fulbert’in zulmü karşısında çözüm olarak evliliği görürken Heloise, bu aşk ve yazışmayla başka türlü bir mutluluğu yakalayacaklarını, aşklarının bitimsiz olduğunu söyler.

Heloise şu sözleriyle kadınca bir duygusallıktan çok, toplumu ve insanı analiz eden bir bilgiyle konuşur aslında. Ahlanıp vahlanmak yerine bulundukları konum içinden yeni bir ilişki biçimi yaratmaktır derdi. Yeni ve dürüst bir ilişki biçimi:

“Kağıt üstünde daha da yakınlaşırız,
daha yumuşak daha sıcak sesleniriz birbirimize,
Mutluymuş gibi yaşayan, önce teklifsizleşen, ardından gaddarlaşan, sonunda
kayıtsız kalan
bir sürü insandan daha mutlu oluruz.”
Abelard ise çelişkili düşünceler içinden sürekli sızlanan konumundadır, bir yandan aşkının büyüklüğünden söz ederken bir yandan da Heloise’den vazgeçmek ister:
“Ah! Ruhumun kırılgan kasesi, zavallı bedenim,
Neden İlk Günah denen o bağnazlıkla sakatlandı gitti.

Geleceğim eserlerimde yatıyor, sen ise geçmişimsin,
Benim için durum apaçık böyle”

Heloise  sevgilisini, hadım edildiği için  düştüğü ruh halinden kurtarmaya çalışır.  Ona dil döker.  Heloise yaşadıklarından ve yaptıklarından pişmanlık duymazken Abelard’ın sözcüklerinden  suçluluk duygusu yayılır ve Heloise’ye yaşananlardan kurtulmak için inançlı olmasını önerir:

“Bir kez daha söylüyorum sana.
Benim değil Tanrı’nın önünde eğil.
Çünkü insana duyulan tutku huzur verici değil.
Tek huzur Tanrı sevgisindedir.”
Heloise’nin yanıtı kendinden emindir:
“kendimi dine vermeyi nasıl becerebilirim?

Solucanlar göz çukurlarında yuvalansa da
dilin dişlerinin arasından çıkıp sallansa da
tiksinmeyeceğim senden, vazgeçmeyeceğim”

Heloise ve Abelard arasında bu kısa yazışma bize yüzyıllar öncesinden güçlü, kendinden emin, topluma karşı çıkabildiği kadar aşkına sahip çıkabilen bir kadının sesini taşıyor. Üstelik bu ses olağanüstü yetkin bir dil üzerinden taşınıyor bize. Zaten şunu biliyorduk:  Geçmişte yaşayan kadın şair, filozofların sesi bugüne ulaşamamışsa bu, kadının sevdiklerine adanmasından olduğu kadar erkeklerin ona hep toplumla ve kendileriyle uzlaşmalarını önermesindendir. Bu öneri bugüne ulaşabilecek kim bilir kaç sesi boğmuştur. Her şeye rağmen bize ulaşanlar da var: Abelard ve Heloise’de olduğu gibi. Duncan’ın oyunlaştırdığı bu yazışmalarda duyduğumuz kadın sesinin Sappho kadar özgün ve cesaretli olduğu söylenebilir.   Heloise’in sözleri Adsız Sansız Bir Jude’un sordurduğu soruya yanıt veriyor: Kadınlar felaket karşısında acı çekerken güçlü olabilirler.

Zeynep Avcı’nın dupduru çevirisiyle yayımlanan Abelard ve Heloise  aşkta kadın sesini, benliğini ve dilini bulup yaratmış bir kadın sesini, duymak için okunabilecek önemli bir kitap. Bu yüzden önerilecek ve hediye edilecekler listelerinin başında olmalı.

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
SEÇTİKLERİMİZ
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Tigris Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 412 229 20 03-0538 334 53 75 | Haber Yazılımı: CM Bilişim