1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. GARİP AKIMI VE ERMENİ GARİPÇİLER
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

GARİP AKIMI VE ERMENİ GARİPÇİLER

A+A-

        

 

İkinci yenicileri neredeyse herkes bilir. Birinci yeniciler kim desem şiirle hiç uğraşmayan dahi lise müfredatından dolayı bilir. Orhan Veli, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat. Öyle bir akım ki ölçüsüz, uyaksız. 1941 yılında üç şair bir araya gelerek bir kitap yayınlamışlardı. Herkes ana şiir akımlarından vareste bu şiirleri konuşup tartışıyorlardı. Orhan Veli “Garip” kitabına yazdığı önsözde bu şiirin özelliklerinden bahisle bazı ilkelerini şöyle açıklıyordu: “Geleneksel vezinleri, kafiyeleri bir tarafa bırakıyor; öyle şairanelik, duyarlılık, tek tek mısra güzelliğine yer vermeden doğal anlatımla müzik, hikâye ve resim gibi sanatlardan yararlanmaktan uzaklaşıyoruz artık…”

Şiir daha çok doğal bir anlatımla, günlük yaşamdan sokağa, evlerin içine kadar giriyordu. Şiirler okunduğunda okuyana yaşama sevincini sezdiriyordu. Bu şiir çağdaş Fransız şairlerinden oldukça beslenirken, gerçeküstücülük akımından da yararlanıyordu. Garip akımı toplumsal sorunları ele alış biçimiyle de yankılar uyandırırken hayli eleştiriye de maruz kaldı. Zaman zaman Nurullah Ataç ve Sabahattin Eyüboğlu gibi eleştirmenlerce de savunuldular. Ancak zaman içinde aykırı güzel örneklerle kendi şiir anlayışlarını ortaya koyan eserler vermeye başladılar. Melih Cevdet Anday Telgrafhane, Oktay Rifat Aşağı Yukarı, Orhan Veli ise Destan Gibi kitaplarıyla ortaya çıktılar.

İroni gücü hayli yüksek olan Garip şiiri birçok şair tarafından devrimci bir şiir olarak kabul görür.

Ne diyordu Orhan Veli Vatan adlı şiirinde:

Neler yapmadık şu vatan için!

Kimimiz öldük

Kimimiz nutuk söyledik!

Evet, uyaksız şiir dedik. Uyağın işlevi daha ilkel olan insanların şiiri akılda tutmasına yarıyordu en çok… Uyaksızlık yaratıcılığı hayli ortaya çıkarıyordu. Şiir duygudan çok akla dayanmalı, şairanelikten uzak olmalıydı. Uyakla birlikte hece ve aruz ölçüsü de gereksizdi. Yaratıcılığı engelliyordu bir kere. Yani kısacası geleneksel şiirin benimsediği her şey bu yeni şiirin dışında tutulmalıydı. Çoğunluğun tadına varabileceği olan bir şiir olmalı sadece belli bir kesime seslenmemeliydi. Halkın kullanmış olduğu her kelime bu şiire girmelidir diyorlardı.

Artık kitabi bir dille halkın daha üstünde bir şiir halkı neden ilgilendirsin ki. Başlangıçta yadırganan bir akıma karşı olanlar ve alay zamanla azalmış birçok şair böyle şiirler yazmaya başlamıştır. O yıl şiire başlayanlar için iyi birer örnek olmuşlardır, üstelik. 1950’li yıllara dek süren bu akım Orhan Veli ve arkadaşları ana yerleşik beğeniyi yıktıktan sonra karşı çıktıkları öğelere dayanan şiirlerden tekrar yazmışlardır.

Orhan Veli bir söyleşide bunu şöyle açıklamıştı: Şiirlerimizin yadırganışı sadece alışılmış kalıp dışına çıkmaktan çok bunda keyif bulunuşundandı. Bu arada şiire girmiş şeyler şiirin öz malı gibi kaldı. Şiire sokulan alelade konuşma, gündelik olaylar sanki şiiri basit insanların şiiri olarak ele aldılar. Oysa niyet hiç bir şeyin şiir dışında kalmaması içindi.

 Ayrıca şiir bu yönüyle serbestçilerin şiiriyle de benzeşiyordu. Şairaneliği yıkma, çalışan işçi kesiminin şiirini yaratma, ölçüden, uyaktan uzak daha içten ve doğal bir dille şiiri yazmaktı. Garip akımıyla serbestçilerin farkı Garip şiiri coşku ve söylevden uzak bir anlayışla; üstü kapalı bir ironik  bir   tutumla toplumsal sorunlara eğilirken; Nazım ve onun çizgisinden gidenler bunu açıktan daha büyük coşkuyla yapmaya girişmişlerdi.

                                           ERMENİ GARİPÇİLER

Bu üç şairden ayrı iki şair daha 1942 yılında Balkıs’ı yayınlamışlardı. Garbis Cancikyan ve Haygazun Kalustyan adlı iki Ermeni şair Türkçe şiirlerin yer aldığı bir kitabı Kader matbaasında 250 adet olarak bastırmışlardı. Ermeni Garipçiler olarak adlandırılan bu şairlerin şiirleri de büyük ses getiren Garip’ten hiç de aşağı değildi.

Cancikyan ve Kalustyan Balkıs’ın önsözünde şöyle anlatıyorlardı şiirlerini:

“Balkıs telakkisini kabul eden realist şair, kelimeleri değil detayları harmonize eder. Vezin, kafiye gibi yamalar kullanmaz. Saklayacak, çürük bir tarafı, örtbas edecek bir beceriksizliği yok; okuyucuyu dalgaya düşüreceğine uyanık tutar. Vezin ve kafiye lisanı gayri tabii bir hale koyduğu için realizme zıt unsur olarak göze çarpar. Mamafih bu gayrı tabiilik yalnız lisanda değil şiirde de ortaya çıkar. Teşbih, mübalağa gibi birtakım edebi hokkabazlıklar, tekrar ediyoruz şiire zararlı zihniyet getirmiştir.  . “Yeniyi, eskinin kör devamcısı olarak yürütmek, yanlış bir telakkiye iştirak etmektir” diye başlar. “Sanki bir dış âlemi yokmuş gibi, onu tasavvur eden romantikler muhayyile kuvvetlerine göre şöhret kazandılar ve kabuğuna çekilen mistikler, dış âlemin bıraktığı empresyonu bir iç âlemi diye ortaya attılar. Bugün yüksek bulduğumuz bir fikir, yarın herkesin bildiği basit bir düşünce halini alır ve çok derin bulduğumuz bir duyguyu zaman doldurur. Esere bir canlılık vermek lazımdır, bu da ancak realizmden gelebilir. Realist sosyal hadiseleri olduğu gibi gösterir” ‘Realisti, “yalnız görüp hisseden değil gösterip hissettiren şair” diye tanımlarlar

İlk sayısı 21 Temmuz 1945’te yayımlanan Nor Or (Yeni Gün), yirmili yaşlarındaki üç genç, Aram Pehlivanyan, Sarkis Keçyan ve Zaven Biberyan ile, kendilerinden bir önceki kuşaktan Avedis Aliksanyan’ın bir araya gelerek kurdukları, muhalif bir haftalık gazeteydi. Yoğun ilgi görmesi üzerine bir yıl sonra günlük olarak yayımlanmaya başlayan gazete, Ermeni basınının II. Meşrutiyet’teki canlı ruhunun, âdeta, Cumhuriyet döneminde yeniden doğumu olmuştur. Sosyalist ideallerle kurulan gazete, Ermeni toplumu, Türkiye ve dünyadaki haksızlıklara başkaldırması, mücadele etmesi, sıkı iktidar eleştirilerinin yanı sıra, edebiyattaki değişimin bire bir taşıyıcısı olarak da öne çıkmıştır. Realizm tutkunu, sol düşünceye sahip genç yazar ve şairler; Garbis Cancikyan, Haygazun Kalustyan, Aram Pehlivanyan, Vartan İhmalyan ve ressam kardeşi Jak İhmalyan, Zanku (Sarkis Keçyan), Zaven Biberyan, Yetvart Ağamyan, Yervant Gobelyan, Hagop Mıntzuri, Keğam Sevan, Haçik Amiryan, Vartan Gomikyan ve Zahrad’ın bir araya gelerek yarattıkları edebi-siyasi akım, Nor Or sayfalarında can bulmuş ve bu kuşak ‘Nor Oryan Serunt’ (Yeni Gün Kuşağı) olarak adlandırılmıştır.

Aralık 1946’da İstanbul’da sıkıyönetim ilan edilmesinin ardından, Nor Or da, Ses, Gün, Yığın, Dost gibi Türkçe gazetelerle birlikte kapatılır. Sol hareketle ilişki içinde olan Avedis Aliksanyan, Aram Pehlivanyan, Zaven Biberyan, Vartan İhmalyan ve Jak İhmalyan tutuklanmış, içlerinden bazıları gördükleri baskı nedeniyle yurdu terk etmiştir.

Garbis Cancikyan 1920 yılında Samatya’da, Haygazun Kalustyan ise Gedikpaşa’da doğar. Zor bir hayatları olduğundan okula da aralıklarla devam ederler. Altıncı sınıfta tanışır ve bir daha ölene dek ayrılmazlar. Hayatları şiir gibi olmasa da hep şiir düşünürler.  Kalustyan fabrikada vasıfsız işçi olarak çalışıp açıktan lise sınavlarına girer.

 Canciyan ilk şiiri Ore Or( Günden Güne) Araksi Soğomon mahlasıyla   Pakrat Tevyan’ın çıkardığı Badger adlı Ermenice dergide yayınlar. Yerçanik, Badger, Nor Or dergilerinde ve Jamanak gazetesinde de yayımlanan şiirleri, genç yaşından beklenmeyecek bir edebi altyapının ve yenilikçiliğin ürünüydü. Okulda öğrendiği ve kendi kendine okuyarak ilerlettiği Fransızca sayesinde pek çok akımı inceledikten, Marinetti’yi, Zara’yı, Apollinaire’i tanıdıktan sonra realizmde karar kıldı. Bu onun için, esere canlılık vermeyi hedefleyen yeni bir gerçekçilik demekti. 1941’de, daha 21 yaşındayken şöyle yazıyordu genç şair:

 “İki ağacın ortasındaki bir bankta oturuyorum. Galiba günden güne evcilleşiyor, hayatla toprak arasında bir bağ buluyorum ve her keşifte, önümde uzanan deniz alçalıyor, dalgalar denizin içinde kaybolurken üzerinde oturduğum bank yükseliyor.”

Dergilere gönderdiği şiirler yayınlanmayınca çareyi kadın ismini mahlas olarak almakta bulur. 1942 yılında Alacakaranlık anlamına gelen *Balkıs’ı yayınlarlar böylece. Cancikyan kitabın basılmasından dört yıl sonra veremden ölür. Vasiyeti Ermeni şair Misak Medzarents’in yanına gömülmek olur. Mezar taşına şu şiiri yazılır:

Ocağın altısında doğdum ben

Ateş yüreğimde tüter

Kılıç alnımda, doğdum ben

 Kalustyan, Cancikyan’ın ölümünden sonra “Sen öldün. Artık şiir yazamazsın. Ya ben? Ben yaşıyorum diye yazar. Arkadaşları Cancikyan’ın şiirlerini bir kitapta toplayarak basarlar. Toplanan para ile mezarının yapılacağını kitapta belirtirler.

Arkadaşının ölümünden sonra Kalustyan Karyuği Lamparı ( Gaz Lambası) adlı bir şiir kitabı yayınlar. İstanbul Üniversitesinde pedagoji eğitimi alır. 1964 yılında şairliği bırakarak Yerevan’a göç eder. Bilimler akademisinde çalışmaya başlar.1964 yılında ölür.

Haygazun Kalustyan Akşam adlı şiirinden ötürü birlik ve beraberliği bozma sebebiyle yargılanır.

HAYGAZUN KALUSTYAN ŞİİRLERİ:

 AKŞAM

Şimdi

Bir kadın

İşsiz kocasını bekliyor.

Şimdi

Kâğıt parçalarının alevi

Pazar kaldırımları üstünde

Dökülen lahana yapraklarını

Yemeğe çevirecek

Ve masa üstündeki ekmek bıçağı

Tekrar

Ekmek ekmek  ekmek bekleyecek…

                         ?

Yaşadığımı ispat etmek istiyorum

 Bütün hesabı ve hendeseyi sevenlere

 Yaşadığımı ispat etmek istiyorum

 Bir gün Markoni’nin inandığı 

İcat

 Ve benim uydurduğum rüya

 Kaç yüz sene sonra bilinmez

İsmini vermediğim bir radyoda

Sesimi işitecek olanlara

 Yaşadığımı ispat etmek istiyorum

 Berber saçlarımın büyüdüğünü söyler

 Ayakkabımı giydiren kunduracı

Sağdaki nasırımı unutmaz

 Ve ceketimi diken terzi

 Beni kazıkladığına sevinir

 Birahanede servis yapan garsonlar

 Bilir şiş kebabı sevdiğimi

 Ve umumhanede bayan emsal

 Bacaklarımın kıllı olduğunu söyler

 Hepsini saymak istemiyorum şahitlerimin

 Bütün

 Hesabı ve hendeseyi sevenlere

Yaşadığımı ispat etmek istiyorum”

GARBİS CANCİKYAN ŞİİRLERİ

PİYANO

Piyanoyu ve şiiri

Niçin severim ama

Bir kız bilirim

Elleri var

Ayakları var

Gözleri var

Piyanoyu ve şiiri

Niçin severim acaba?

TERHİS

Babam bugün

Sungurlu’ya gidiyor

Biz mendil sallıyoruz

 Babama

 Uzaklaşan vapura

 Babam bugün

Sungurlu’ya gidiyor

 Tezkeresini almaya”.

 

  Kayıp şairler

*Balkıs Garbis Cancikyan, Haygazun Kalustyan

İş Bankası Kültür Yayınları

Bu yazı toplam 1160 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.