1. YAZARLAR

  2. Gabar ÇİYAN

  3. Gazeteci Cemil Aydoğan konuştu
Gabar ÇİYAN

Gabar ÇİYAN

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Gazeteci Cemil Aydoğan konuştu

A+A-

 

‘Çözüm Süreci’nin mimarlarından Gazeteci Cemil Aydoğan konuştu:
Süreci bitirip savaşı tetikleyen nedenler ve hemen barışın koşulları

 

Gazeteci Yazar Cemil Aydoğan bir barış insanı. Barış ve insan haklarına gönül vermiş biri. İnsan hakları çalışmalarından dolayı birçok ödül almış. Alınan bilgilere göre, Nobel Barış Ödülü’ne de aday gösterilmiş. İnsanlık mücadelesi açısından Hz. İbrahim’i incelemiş, kitap yazmıştır.
Aydoğan, devlet ve PKK arasında uzun süren savaşta, esir düşen asker ve sivilerin kurtarılmasıyla tanındı. Daha sonra, PKK ve devlet arasında ateşkesin zeminini hazırlama girişimi de eklendi. ‘Çözüm Süreci’ adlandırılan süreç, PKK’nin ateşkes ilan etmesinden sonra atılan adımdı. Aydoğan, bu süreçte arabulucu olarak, önemli rolü vardı.
Gazeteci Aydoğan’la çözüm süreci öncesini, PKK ile görüşmeler, MİT’e iletilen bilgiler, ateşkes süreci, yapılan hatalar, sürecin çatışmayla son bulduğu bu günü masaya yatırdık. Hemen barışın koşullarının nasıl yaratılacağı sorusu, en son ele alınan konu oldu. Paylaşıyoruz, röportajı.

 

2012’de ekopolitik kurumlar adına PKK Avrupa temsilciliği ile, aynı yılın aralık sonunda Kandilde PKK’nin elinde bulunan kamu görevlisi ve sivilerin serbest bırakılması ve ateşkes için, PKK başkanlık konseyi temsilcileri Sabri Ok ve Zeki Sengali ile görüştünüz. Görüşmelerden çıkan üç öneriyi MİT müsteşarlığına ulaştırdınız. Birinci maddesi, BDP merkez yöneticilerinin Abdullah Öcalan ile görüşmesiydi. Diğer iki madde hakkında bizleri bilgilendirir misiniz?

Cemil Aydoğan: PKK’nin elinde esir bulunan asker ve sivillerin kurtarılması ile kamuoyunda barışa bir adım atmak amacı ile, barışçıl bir arabulucuya ihtiyaç vardı. Ekopolitik yöneticileri, dönemin Cumhurbaşkanı  sayın Abdullah Gül ile görüşmüşler. Görüşmeden sonra, Ekopolitik koordinatörü Sayın Tarık Çelenk beni İstanbul’a çağırdı. Bana ‘esir askerlerin kurtarılması ve barış zeminini araştırılması’ amacı ile PKK’nin Avrupa sorumlusu ile görüşmede bulunmak üzere sorumluluk vermek istediklerini söylediler.

Gerekçede, 1996 tarihinde, Irak Kurdıstanındaki PKK’ye ait Zap Kampı’nda, esir bulunan dokuz askerin, PKK yetkilileri ile görüşen heyetin koordinatörü olarak, askerleri, bir sürü zorluk ve sıkıntılar sonrasında ailelerine sağ salim teslim etme deneyim sahibi olduğuma dayanarak, bu görevi bana vermek istediklerini söylediler.

O ara Almanya’daki rezervasyon,  gidiş geliş programları da kendileri tarafından yapılmıştı. Haziran 2012’de PKK’nin Avrupa sorumlusu ile Stutgart kentinde görüşmelerde bulundum. Barış taleplerim kendileri tarafından not alındı ve bu bilgiler Kandile ulaştırıldı. Kandil yetkilileri, 2012 Aralık ayında beni davet ettiler. Kandilde PKK başkanlık konseyi adına Sabri Ok, Zeki Şengali ve bir yazman ile görüştüm. Orada PKK önderi Sayın Abdullah Öcalan ile ilgili görüşmeler birinci plana çıktı. Üç saatlik görüşme sonunda bana şifayi olarak üç öneri sundular:

 

1. BDP merkez yöneticilerin, Sayın Abdullah Öcalan ile görüşmelerin sağlanması.

2. Bu mümkün değilse, sayın Abdullah Öcalan’ın avukatlarından Kandilin uygun göreceği beş veya on avukat  arasında bir heyetin oluşması

3. Bu da sıkıntı yaratıyorsa, benim başkanlığında Ekopolitik içinde, benim uygun gördüğüm bir heyeti, makul bulacaklarını söylediler. Ayrıca Sayın Başbakana da benimle ilgili, ‘’Başbakanlık basın yayın ve enformasyonda danışmanlık yapmış, ve 2009 da Sayın Başbakan Erdoğan’ın genel başkanı olduğu AK PARTİ’nin Kızıltepe Belediye başkan adaylığını yapmıştır. Biz, kendisinin barış ve insan hakları samimiyetine inanıyoruz.  Sayın Başbakan da bu samimiyete inansın’’, dediler.

 

Bu önerileri, Mardin’de beni bekleyen Ekopolitik yetkililerine, MİT müsteşarlığına ulaştırmak üzere şifayi bilgiler verdim. Kendileri, MİT müsteşarlığında yapılan olumlu bir görüşmeden sonra, bilgileri, dönemin  Başbakanı sayın Recep Tayyip Erdoğan’a sundular. Sayın Erdoğan da, uygun olan birinci maddeyi kabul ettiler. Bunun onaylanması, askerlerin teslimi ve 2013 Newroz’unda ateşkesin fiili olarak hayata geçmesini beraberinde getirdi.

 

Başlatılan sürecin alt yapısı hazırlanmamıştı . Otuz yılı aşkın savaşan bir gerilla mücadelesinin elbetteki önemli demokratik ve siyasi talepleri vardı. Sorunlar ertelenerek, ateşkes kararı hayata geçirildi. Örneğin ana dil ile eğitim, kimlik-kültürel haklar herkesi kapsayan bir siyasi af ve bana göre de biçimsel değişiklikleriyle beraber, İspanyanın Bask özerk sistemi idaal çözüm sistemlerinden biri olabilirdi. Ben konferanslarda ve açıklamalarımda bu demokratik ve siyasi talepleri, bir demokrasi zeminin oluşması amacı ile sürekli olarak paylaşmaya çalıştım. Ancak devlet ve Öcalan heyetleri arasında bu sorunlar fazla tartışılmadı. Kalıcı barışın teminatı olan, demokratik ve siyasi taleplere cevap verebilecek reformlar masaya yatırılmadı, fazla konuşulmadı.

 

Bu süreçte benim korktuğum, bu kriterlerin yeterince tartışılmadan ateşkesin hayata geçirilmesiydi. Zaman zaman bizdeki hükümet ve devlet yetkililerini anlamakta zorluk çekiyorum. Bakınız, bir örnek vereyim. 35-40 miyonluk nüfusuyla statüsüz bırakılan Kürt halkı, kendi topraklarında söz sahibi olma ve daha çok özgürlükler istemesi kadar doğal birşey olamaz. Irak, Suriye ve Iran Kürdistan’ında gelecekte, halk özerk federasyon veya bağımsız bir devlet gibi çözümlere, barışçıl yöntemlerle  ulaşabileceğine inanıyorum.  IŞİD denen vahşi terör örgütü, bu süreçleri sabote etmek için ortaya çıkarıldı. Tarih, Kürt ve Ortadoğu’daki birçok kültüre saldıran IŞİD vahşetine karşı savaşan Kürt halkı, ABD, AB ve diğer koalisyon ülkelerinin, insanlık adına verdikleri bu onurlu mücadelelerini mutlaka yazacaktır. Bu zorlu mücadele, sonuçta bölge demokrasini güçlendireceği gibi, burada insan haklarına saygıyı ve özgürlükleri de getirecektir.

 

İnsan haklarıyla yakında ilgilenen bir kişi olarak, Türkiye’de, mevcut sınırlar içinde, Anadolu ve Mezopotamya haklarının kendilerini özgürce ifade edebileceği bir sistem ve anayasa ile kalıcı barışın mümkün olabileceğini, düşüncesindeyim. Çünkü bu halklar bu coğrafyada bin yıldır iç içe yaşayan topluluklardır. Ulusların kendi kaderlerini tayin etme de dahil, tüm demokratik haklarıyla özgür bir ortamın yaratılması için, konunun tartışılmasını savunan bir şahsiyet olarak bilinmeme rağmen, 2013’te, Batman’da, Yerel medya ve Kürt konferansında, Başbakanlık Basın ve Enformasyon dairesi, içlerinde benim de olduğum birkaç kişiye, barış ve çözüme katkılarımızdan dolayı, onur ödülleri verildi. Bir yandan, çözüme katkı için ödül veriliyor. Öte yandan, devlet ve hükümet konferanslarında Kürt halkının demokratik talepleri hiç telaffuz edilmiyor. Bu siyasi çelişkiyi anlamak gerçekten de zor.

 

- Uzun süre ateşkes devam etti. Kürt dili ve edebiyatı üzerindeki baskılar hafifledi, silahlar sustu, analar ağlamadı. Bu süre içinde askeri ve polisiye harcamaları azaldı, ülke ekonomisi güçlendi. Kürtler legal alanda kendini ifade yönelimi güçlendiği bir anda yeniden çatışma ortamına dönüldü.

Biz insan haklarının ilgisini çeken, bu süreçteki genel eksikliklerini öne çıkartmaktır. Sizce anlaşmada ve pratikte yaşanılan eksiklikler, sürecin son bulması ve çatışmayı tetikleyen ana nedenler nelerdi?

Cemil Aydoğan: Doğrudur. Üç yıla yakın bir süredir halklarımız barış içinde yaşadı. En kötü barış en iyi savaştan daha iyidir. Temelsiz barış talepleri de, en iyi savaştan daha iyidir. Kürt halkının demokratik talepleri olan, ana dilde eğitim, kimlik ve kültürel haklar, genel af gibi talepler kamuoyunda tartışılmadı. Sadece haklarımız Sayın Öcalan’ın, Dolmabahçe de, Hükümet ve İmralı HDP heyeti arasında okunan on maddenin açıklamasından haberdar olmuştur. Bu on madde Kürt halkının taleplerini karşılamayan maddelerden oluşuyordu. Sayın Öcalan bu maddelerin tümünde Kürt halkından bahsetmiyordu. Ancak bu ülkede demokrasinin yerleşmesi için, bu maddeler umut vaat ediyordu. Bu barış ve çözüm girişimlerinde Kürt halkının doğal olarak siyasi ve insan haklarında vaz geçilmeyen demokratik  talepleri tartışılmadığı için, birileri kendi siyasi çıkarları için Sayın Öcalan’ın bu demokrasi taleplerini de ciddiye almayarak Sayın Öcalan ve devlet arasında yapılan görüşmelerin kesilmesine de neden oldular.

 

Karşılıklı görüşmelerde muhataplar dışında, uluslararası anlamda tanınmış kişilik ve herhangi bir ülke ya da insani kurum,  ülkedeki sivil toplum ve ya bazı kanaat önderlerinin gözlemci olarak bu heyete yer almaması, tarihi bir hata olarak görmek gerekir. Bu heyetler arasına kim doğru söylüyor, kim yanlış söylüyor, konuşmaları da kamuoyunda tartışılmaya neden olmuştur.


Bu sürecin bitmesinde su bardağı zaten dolmuştu. Diyarbakır, Suruç ve Ceylanpınar katliamları sadece bardağı taşıran damlalar oldu. Bu ateşkesin mimarı ve arabulucu olan bir barış aktivisti olarak, taraflar arasında gördüğüm boşlukları birkaç başlık altında sıralayabilirim:

1. Devletin zaman kazanmak amacı ile sonuç alıcı olmayan gerekçelerle Sayın Öcalan ile yılarca muhatap olması.

2. Hükümetin çözüm ile ilgili direk muhatap olmaması, sorumluluk almayarak sorumluluğu devlet yetkililerine bırakması.

3. Heyetlerin görüşmelerinde tarafsız gözlemci bir heyetin yer almaması.

4. Kandilin ısrarla HDP heyeti dışında kendilerinin de uygun gördükleri bir kişinin de Öcalan’ın heyetinde yer almasını istemelerine rağmen bu talebin kabul edilmemesi bu talep Kandil ve devlet arasında kuşku ve güvensizliği beraberinde getirmiştir.

5. Ateşkes ile beraber heyetler arasında güven ve samimiyet zemini oluşmamış, bu üç yılık çözüm süreci heba edilmiştir.

6. Zor günlerde, hükümet ve devlete yardımcı olan devletin bir numaralı muhatabı olan Sayın Abdullah Öcalan’a ev hapsi ve ya görüşme ve irtibatın rahat olduğu özel bir ceza evinin tahsis edilmemesi gibi gerekçeler başlıca kopuş nedenleri olmuştur.

 

- Başbakan yardımcısı ve devlet bakanı Bülent Arınç’a yönelik 05 Ağustosta kendisini şahsi ziyaret sonrasında ulaştırılan mektubunuzun bir örneği var masamda. Görüşmelerin yeniden başlamasını istiyor ve vazife almaya hazır olduğunuzu belirtiyorsunuz. Arınç’ın yeni bir sürecin başlaması konusundaki tavrı nasıldı? Edindiğiniz izlenimleri paylaşır mısınız?

Cemil Aydoğan: Sayın Arınç ve eski başbakan yardımcısı Sayın Beşir Atalay ile çözümle ilgili konferans ve oturumlarda insan hakları barış ve demokrasi taleplerini paylaştığım ve saygı duyduğum önemli şahsiyetlerdir.

Başbakan yardımcısı sayın Bülent Arınç’tan randevu talebim aynı günde olmuş, programı yoğun olmasına rağmen randevu talebimi aynı günde kabul etmiştir. Katıldığı konferansı yarıda keserek Başbakanlıkta beni kabul etmiş, yaptığımız görüşmeden sonra tekrar konferansa gitmiştir.

 

Benim barış için görüşme talebimi tahmin eden sayın Arınç’ın aynı gün beni kabul etmesi benim barış taleplerime ne kadar değer vermesinin de bir göstergesidir. Aldığım duyumlara göre Sayın Arınç’a gönderdiğim barış raporu, hükümetin üst düzey yetkilileri tarafından olumlu olarak değerlendirilmiştir.

Yeter ki barış girişimlerinde samimiyet olsun, iki tarafında bizlere güveni olsun. Geçmişteki sonuç alıcı barış girişimlerimiz, geleceklerimizin de aynasıdır. Hepimiz bu vicdani aynada kendimizi görürsek, bu ülkede barışın gerçekleşmemesi için hiçbir  neden söz konusu olamaz. Sayın Çiyan, sizde bulunan ve sayın Arınç’a gönderdiğim genel değerlendirme ve herkesi kapsayan ‘altı maddelik öneri paketi’m mevcuttur. Barış taleplerinde bu altı maddenin hayata geçirilmesi şartı ile devreye girmek gerçekçi bir davranış değildir. Ancak iki tarafa objektif hitap eden bir uzlaşma köprüsünü yaratacak olan barış kriterlerinin korunması şartı ile Kandile gitmek dahil olmak üzere her nevi göreve cesaretle hazır olduğumu demokrat kamuoyu ile paylaşmak istiyorum.

 

- Sürecin kaldığı yerden ya da yeni bir çözüm sürecinin başlamasının şartı ne? Bu nasıl mümkün olabilir?

Cemil Aydoğan: Tüm toplumsal ve kurtuluş mücadelelerinde devlet sistemleri silahlı muhalefet güçlerini  ‘Terör örgütü’ olarak suçlamıştır. İRA, BASK, AFRİKA ve FİLİSTİN örneklerini vermek yeterlidir. Tarihi şahsiyetlerden de bahsetmek gerekirse, Osmanlı sistemine göre Mustafa Kemal asi  ve vatan hainiydi. Rus çarına göre Viladimir İliç Lenin hain ve anarşisti.  Roma’ya göre Spartaküs haindi. Atina’ya göre Sokrates düşüncesi kabul olmayan suçlu bir haindi. Ancak tarih, bu insanların kendi haklı davaları ile zafere gittiklerinin bir göstergesi olmuştur. Sistemler tarafından idam edilenlerde tarihin altın sayfalarına yazılarak günümüze kadar insanlık mücadelesinin önderleri olarak kalmışlardır. Türkiye de ki Kürt sorunu da tarihteki benzeri olayların aynısıdır. Kürtler MEDLER den gelme 2700 yılık yazılı tarihi olan bir halktır. Birinci dünya savaşında dört ülke tarafından bölünmüş bir halktır.

 

Soyut kardeşliğin modası da zamanı da geçmiştir. Egemen güçlerin politikaları gereği biz kardeşiz ancak senin dilin, kültürün, ismin ve  senin tarihin ve coğrafyanın tamamı da benimdir. Önce  kardeşlik için, Kürt halkının dilini, kimliğini, tarihini ve coğrafyasını tanımak zorundasın. Bir arada yaşamak için tüm haklara eşit hitap eden demokratik bir sistemi hayata geçirmek zorundasın. Bu demokratik talepler hayata geçtiği takdirde, bu iç içe olan ülkede bölünmenin zemini de ortadan kalkacaktır. Ve aynı ülkede ortak yaşamın koşuluda yaratılmış olacaktır.

Bu siyasi demokratik taleplerin hayata geçmesi ile Türkiye ve Kürdistan’ın tarihi ortak coğrafyaları olan Anadolu ve Mezopatamya da aynı ülke sınırları içinde Barışın meşalesi karanlığı mutlak yenecektir.           

 

 

Bu yazı toplam 1373 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.